Bu Blogda Ara

19 Kasım 2012 Pazartesi

Nasreddin Hoca Kimdir?


Nasreddin Hoca, Türk edebiyatının ve geleneğinin en önemli mizah ustalarından ve bilgelerinden biridir. 1208 yılında Sivrihisar’ın Hortu köyünde doğan Nasreddin Hoca, iyi bir eğitim almış, imamlık, müftülük, öğretmenlik ve kadılık yapmıştır. 1284 yılında Akşehir’de vefat etmiş ve farklı üsluptaki mizahı ile yüzyıllardır halkın sevgilisi olmuştur. Genellikle eşeğin üzerine ters binmiş şekilde karikatürize edilir. Aynı şekilde inşa edilmiş bir heykeli ve Nasreddin Hoca adına yapılmış Nasreddin Hoca Türbesi, Akşehir’de ziyaretçi akınına uğramaktadır.
İnsanlar tarafından çok sevilen Nasreddin Hoca, İslam inancına bağlı biridir. Hazırcevap olma yönü ile herkesi hem şaşırtmayı hem de güldürmeyi başarmıştır. Toplumsal hayatta karşılaşılan sosyal problemlere mizahi bir üslup ile yaklaşan Nasreddin Hoca, fıkralarında, Anadolu insanlarının yapısını, düşüncesini ve olaylara bakışını anlatmıştır. Fıkralarının özünde insanları iyiye ve doğruya yöneltme, kusurları ve hataları espriler ile birleştirerek gözler önüne serme anlayışı hakimdir.
Bireyleri ve toplumları her yönü ile çok iyi tanıyan Nasreddin Hoca, aile, komşuluk, dostluk ve iş ilişkilerinde gördüğü aksaklıkları kendine has tarzı ile dile getirip insanlara ders verecek şekilde latifelerle birleştirmiştir.
Nasreddin Hoca fıkraları Türk sözlü edebiyatının kısa, açık ve sade olma özelliklerini taşır. Dolaylı anlatımlara başvurmadan, açıksözlü ve net ifadeler kullanılır. Fıkralarda anlatılan olayların sonunda ise her zaman bir ders verilir. En büyük amacı insanları düşündürmeye sevk etmek olan fıkraları sayesinde, hem Türk toplumunda hem de diğer ülkelerde tanınmakta ve günümüz dünyasında bile adından bahsettirmektedir. Nasrettin Hoca fıkraları Batı dillerine de çevrilmiştir.

Gıdalardaki Zararlı Kalıntılar ve İnsan Sağlığına Etkileri Nelerdir?


Her gün tükettiğimiz gıdalardaki kimyasalların sağlığımız açısından zararlarını hiç düşündünüz mü?
Tüm sebze ve meyvelerin zamanında yani mevsiminde tüketilmesi gerektiğini hepimiz biliyoruz. Buna ek olarak, sebze ve meyvelerin tüketilmeden önce, çok iyi yıkanması, soyulabileceklerin soyulması uygulanabilecek önlemlerdir. Yaz mevsiminde yetişen bir sebzenin kış mevsiminde yetiştirilirken hormon verilmesi ya da yaz meyvesinin kışın daha az güneş almasından dolayı etkin maddelerinin daha az olması gibi bir çok sebebi bulunmaktadır. Doğa insana mevsiminde her türlü sebze, meyve ve tahılı sunar. Bu sunuş, doğanın doğal dengesini gereğidir. Kısaca doğanın, doğal yaşamanın, doğal bir sonucudur. Bir yılda dört mevsim olduğuna göre insan metabolizması, her mevsimde yaşam ortamının çevre şartlarına da bağlı olarak farklı çalışır. Yazın ihtiyacımız olan sebze ve meyve, kışın ihtiyacımız olan sebze ve meyveden farklıdır. İnsan, doğanın bir parçasıdır ve yaşadığı bölgede doğayla bir bütündür.
Bunun dışında birde bitki koruma amacıyla, zararlı canlılar ile mücadelede kullanılan her türlü ilaç, preparat ve bunların üretiminde kullanılan maddeler pestisiddir. Pestisidler aynı zamanda zararlı canlı varlıkları öldürücü etki gösteren kimyasallardır. Bunların yanında İnsektisid yani böcek öldürücüler; Fongisidler yani mantar öldürücüler; Herbisidler yani zararlı otları öldürenler sayılabilir. Pestisidler bu özellikleri ile bir çok gıdanın zararlarından korunması için yüksek miktarda kullanılırlar. Pestisid kullanımı çevreyi kirletir. Suda, havada, toprakta yüksek miktarlarda bulunabilir.
Bugün günlük yaşamımızda 100.000 kadar sentetik kimyasal madde ile karşı karşıya olduğumuz tahmin ediliyor. Bununla birlikte pestisidlerin endokrin bozuklukları yapması yanı sıra immun sistem yetersizliğini körüklediği bilinmektedir. Beyin gelişimi ana rahminden başlayarak ergenliğe kadar devam etmektedir. Bu kadar uzun bir sürede karşılaşılan kimyasalların sayısı oldukça fazla.
Çocukların beyin gelişimini etkilediği ve işlevlerinde önemli rahatsızlıklar yarattığı bildirilmiş; Bellek yetersizliği, görsel tanımada azalma, IQ oranında gerileme. Hiperaktivite ve otizm oranlarındaki artış bunlara bağlanıyor.
Avrupa’da her on kadından biri meme kanseri. Kimyasal maddeler hormonal bozukluklar yapıyor. Östrojen’i taklit eden kimyasalların meme kanseri oluşumunda önemi büyüktür. Sanayi şehirlerinde yaşayan ve kimyasal kalıntı taşıyan besinler ile beslenen annelerin pestisidlere daha fazla maruz kaldığı saptanmıştır. Sorun bu kimyasalların güvenliği konusunda bilgilerin yetersiz olması. Maalesef bugün için bunları yasaklayacak herhangi bir düzenleme yok.
Kaynakça:
Ege Tıp.Fak.İlaç geliştirme

Çocuklarda Yaş Gruplarına Göre Psikolojik Değişimler


Bunu herkes bilir. Çocuklar yetişkinler gibi düşünemezler. Herkes bilir fakat davranışlardaki durum bambaşkadır. Bir çok anne-baba çocuklarının tıpkı kendileri gibi davranmalarını, düşünmelerini ister. Ancak öyle olmuyor. Olgun görünen çocuk bile aslında hala bir çocuktur. Çocuklar fiziksel açıdan olgunlaştıktan çok sonra bile duygusal olgunluğa ulaşamazlar. Çocukları yetişkinlerden ayıran dört düşünme aşaması bulunmaktadır.
Birinci aşama sensorimotor ( 0-2 yaş arası): Bu süslü psikolojik kavram, çocuğun düşüncelerinin büyük bir bölümünün algılarına ve hareketlerinin gelişimine odaklandığı anlamına gelir. Bu aşamadaki bir çocuğu etkilemek istiyorsanız, çocuğunuzun algılarını harekete geçirin.
İkinci aşama kullanım öncesi ( 2-7 yaş arası): 2 yaşın yaramazlığından okula başlama paniğine kadar olan zamanda çocuğun düşünceleri ben-merkezcidir. Siz onun düşüncelerinin basit bir ayrıntısısınız sadece. Olaylara sadece kendi açısından bakar. Kendi mantığınızı zorla kabul ettirmeye çalışmayın kaybedersiniz.
Üçüncü aşama somut kullanım (7-12 yaş): Çocuk mantıklı olduğu halde hala bir çocuk gibi düşünür. Bu aşama anne-babaları aldatabilir. Ana babalar çocuğunun artık büyümeye başladığını düşünebilirler. Ancak yanılırlar.
Bu aşamada davranışlarınız, çocuğunuza sözlerinizden daha çok şey ifade eder. Aslında birçok ana baba çocuğuna bu süreçte,”söylediklerim bir kulağından girip ötekinden çıkıyor” cümlesini kurar. Çocuk 11-12 yaşına geliyor olsa bile gerçek olanla olmayanı ayıramamasına şaşırmayın. Onların bir yetişkin gibi düşünmediklerini unutmayın.
Dördünce aşama kurallı kullanım( 12 yaş ve yukarısı): Çocuk mantıklı düşünmeye ve gençliğe adım atmaya bu dönemde başlayacaktır. Çocuk, bu dönemde aşk, arkadaşlık, sadakat gibi soyut kavramlarla tanışmaya başlıyor. Ancak sorun şu ki, bir çok çocuk temel kavramlar dışında soyut düşüncelerde ustalaşmayı beceremiyor. Bunun sonucunda; araştırmalara göre nüfusun yüzde 50′si üçüncü aşamada takılıp kalıyor.
Buradaki psikolojik taktik, çocuğunuzun gelişiminin hangi aşamasında olduğunu bilmek ve onunla anlayacağı dilde konuşmaktır. Çocuğunuzun zihinsel açıdan gelişmesini istiyorsanız, bulunduğu aşamada iletişim kurmak gerekmektedir.

Menier Sendromu Nedir? Sebepleri ve Tedavi Yöntemleri


Prosper Meniere adında bir Fransız tarafından ilk kez ortaya çıkarılan ve adını da bu kişiden alan hastalık bir kulak rahatsızlığıdır. Kulakta basınç, denge ve işitme kaybı, baş dönmesi, çınlama gibi rahatsız eden ve yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen belirtiler ile ortaya çıkar.Hastalığın tam nedeni henüz bilinmiyor fakat hastalık başlarda bir kulakta başlıyor ve genellikle diğer kulağa ileri bir zamanda yayılıyor. Kulak içinde labirent denilen kısımda sıvı artışının meydana gelmesi ile başlar ve sıvının kulak zarına ve o bölgeye basınç yapması ile meydana gelir. Kulak zarı bu durumda basınç altında kalarak yırtılabilir(genelde yırtılır) ve denge kaybına neden olur.
Hastalığın kesin belirtileri vardır. Bu belirtilerin başında dengeyi bozacak şekilde oluşan baş dönmesi, baş dönmesi akabinde bulantı ve kusma, işitmede zorluklar, sesleri düzgün ve net algılayamama, rahatsız edici çınlama durumları hastalığın var olduğuna kanıt olmaktadır.
Hastalık başlarda çınlama ve hafif basınç ile ortaya çıkmaktadır. Başlangıçta da ileri durumlarda da ani ataklar meydana gelebilmektedir. Bir anda gerçekleşen ani baş dönmesi, kusma gibi durumlar hastalığın ilk ve ileri aşamalarında sıkça görülmektedir. Hastalığın var olduğu kanısında kendimiz varırsak hemen bir hekime görünüp test yaptırmalıyız. Testler genelde işitme kaybının ölçülmesi şeklinde yapılmaktadır ve ne kadar frekansın işitildiği saptanmaktadır.
Hastalığın tanısı koyulurken frekans ölçme işlemi yetersiz kalırsa elektronistagmografi denilen başka bir yöntem uygulanır. Bu yöntemde kulağa ısı farkı olan(sıcak-soğuk) su verilir ve göz hareketleri incelenir. Sıcak ve soğuk su ayrı ayrı verilerek gözler izlenir, denge kaybı olup olmadığı tespit edilir.
İlk aşamalarda doktorlar stresten oluşabilecek sorunları ortadan kaldırmak için sakinleştirici, bulantı ve kusmayı önlemek için ise vücuttaki sıvı miktarını azaltmak için idrar söktürücü vermektedirler. İlaçların faydası genelde ilk aşamalarda görülür ve ileriye dönük bir çözüm olmamaktadır. Hastalık ilerleyebildiği gibi kendi kendine ortadan kalkabilmektedir. En son çare olarak, ameliyat tercih edilir. Ameliyat ile orta kulaktaki sıvı boşaltılır, gerekli durumlarda denge sinirleri kesilir hatta ilerlemiş olan durumlarda orta kulak tamamen yok edilir ve denge işi tek kulağa verilir.

Atmaca: Milli Gemisavar Füzemiz


Milli ihtiyaç ve projelerden savunmaya yönelik olanlardan biride Atmaca isimli anti gemi füzesi. Milli projelerin hız kazandığı şu dönemlerde envanterde açığı fazlaca hissedilen bir başka silah olan füzelerin tasarımlarına da başlanmış durumda. İlk olarak füzenin uç kısmı olan RF arayıcı başlık model çalışması görücüye çıktı. Kesin olarak tasarlanması beklenen füze savaş gemilerini ve diğer transport gemilerini vurmak için güdüm teknolojisini kullanacak ve donanmaya yeni bir saldırı sistemi kazandıracaktır.
Güney Kore ile ortak yürütülen bu projenin Güney Kore üretimi olan SSM-700K Sea Star’a ve ABD üretimi olan Harpoon gemi savar füzelerine benzerlik göstermesi beklenmektedir. Donanma bakımından çoğu ülkenin yoksun olduğu silahlar sadece birkaç ülke tarafından tasarlanıp çok azı ve düşük teknolojileri satışa çıkarıldığı için çok büyük bir adım olarak kendini gösteren bu projeler dış devletlere “-Türkiye tamamen yerli üretime mi geçecek?” sorusunu sordurmaya başlamış durumdadır.

Projenini Türkiye’deki kolları Aselsan ve Roketsan bu şekildeki projeler sayesinde farklı iş imkanları sağlamakta ve yeni sektörler açıp çalışma alanını genişletmektedirler. Türkiye kendi savaş gemisini ilk denize indirdiğinden bugüne silahlandırılmasında da kendi imkanlarını seferber etmesi ile dışa bağlılığı tamamen ortadan kaldırmayı hedeflemektedir. AKYA ve ATMACA projelerinin sonucu başarıya ulaşırsa yeni sektörün kara füzeleri yönüne kayacağı verilen bilgiler arasındadır.
Atmaca gemi savar füzesi TEI turbojet motor ile donanacak, henüz menzili ve etki bilgileri verilmese de çift rampa sistemi ile gemilere kolayca monte edilebilen bir sistem ile lazer işaretleyici kullanarak hedef bulan, mevcut harpoonlar ile aynı özellikte olması beklenen yeni nesil milli projemizdir.

Uçuk Nedir? Neden Oluşur? Nasıl Tedavi Edilir?


Herpes simplex ismi verilen virüsün meydana getirdiği dudak, burun çevresinde başta olmak üzere genital bölgelerde de görülebilen hafif ve şiddetli ağrılı, rahatsız edici orta boyutlu yaralardır. Kişide estetik açıdan hoş olmayan bir görüntü oluşturmakta ve genelde yemek yerken, burun silerken ağrıya sebep olmaktadır.
Herpes virüsünün 8 tipi bulunmakta bunların 3′ü insanlarda sıklıkla görülmektedir. HSV1 dudak ve burun kenarında, HSV2 genital bölgelerde, HSV3 ise zona ya sebep olan sinirlere yerleşmektedir. Herpes virüsü vücuda girince enfekte ettiği bölgedeki sinirlere girerek uçuk çıkması için gerekli durumları oluşturur ve uçuk çıkana kadarda orada kalır. Bağışıklık sistemi zayıflamış olan kişilerde uçuk daha sık görülmekte ve daha ağır bir şekilde iyileşmektedir. Grip, nezle, stres, yorgunluk, uykusuzluk, hormonal değişiklikler, uzun süre güneş ışınına maruz kalma gibi durumlar uçuğun çıkmasını tetikleyen durumlardır.
Uçuk eğer açık bir yara şeklinde ise kişiden kişiye bulaşabilir. Bunu önlemek için havlu kullanımı, kıyafetlerde ortaklık, çatal, bıçak gibi bölgeye teması olan her durumdan kaçınmak gereklidir. Uçukla oynamak, dokunup başka bölgelere dokunmak vücudun diğer bölgelerine de bulaşmasına sebep olmaktadır.
Uçuk virüsü bulaştığında ilk olarak su toplaması denilen kabarcıklar meydana getirir. Oluşan bu su kabarcıkları birleşerek sarı ve ya beyaz bir bütün haline gelirler. Bu yapı zamanla yumuşar ve kendiliğinden düşerek oluştuğu bölgede bir iz yapar. Kalan iz kahverengi bir izdir ve zamanla azalama gösterir. Gözde oluşan uçuklar kısa sürede iyileşir. Genelde iz bırakmayan göz uçukları bazı durumlarda kalıcı göz hasarlarına sebep olmaktadır. Göz tabakalarına zarar vererek görmeyi olumsuz etkileyecek durumlar meydana getirebilir.
Tedavi olarak kesin çare şudur denilemez. fakat hastalığın süreci ile oynama yapılabilir. Normal bir uçuk oynanmadığı ve koparılmadığı taktirde 2 hafta gibi bir sürede geçmektedir. Antiviral kremler ile süreç kısaltılabilir ve eğer iltihap meydana getirmiş bir uçuk varsa antibiyotik kremler kullanılması gerekmektedir.

Hirschsprung Hastalığı Nedir?


Doğuştan gelen bir hastalıktır. Kalın bağırsağın normalden geniş olması ve zamanla dahada büyümesi, genişlemesi durumudur. Hastalığın oluşumu ise alt rektumun dışkı atımını anüsle sağlayamamasıdır. Anüs dışkının atılması için yeterli büyüklükte ve durumda olmayabilir, bu durumda da bağırsakta büyüme ve genişleme meydana gelir. Yeni doğan bebeklerde %30-%35 oranında oluşmaktadır. Prematüre bebeklerde nadir görülür.
Mekonyum dışkısı yeni doğan bebeklerde bağırsağın içini dolduran sıvıdır. Mekonyum dışkısının çıkarılamaması, karın bölgesinde ağrılı şişme, kusma gibi durumlar Hirschsprung hastalığının en belirgin belirtileridir. Tedavi edilmesi şart olan bu durum anüsün genişletilmesi ve rektal muayene ile dışkının çıkarılması ile tüm sıkışma giderilir. Rektal muayene ile dışkı patlama şeklinde çıkar ve bazı durumlarda bebek dışkı kusabilir. Yeni doğan bebeklerde bu durumun oluşması kilo ve su kaybına yol açar. Hastalık ishal ve kabızlık durumlarına da sebep olabilmektedir.
Hastalığın yol açtığı kalın bağırsak genişlemesi ve anormal büyümeler tanı koyulurken biyopsiye ihtiyaç duyar. Rektal bölgeden alınan biyopsi ile kesin tanı koyulur ve tedavi aşamasına geçilir. Hirschsprung hastası olan çocuğun karın bölgesi ameliyat ile açılarak dışa torba bağlanır. Bu şekilde belli bir zaman idrar bu torbada yolu ile atılır. 12-18 aylık olan bebek tekrar bir ameliyat ile bağlanan bu torbadan kurtulur ve açılan kısım tekrar kapatılarak normal dışkılaması sağlanır. Ameliyat kalın bağırsağın kendini toparlaması için verilen bir süre amaçlıdır ve ciddi sonuçlar doğurmaz.