Bu Blogda Ara

2 Mart 2013 Cumartesi

Macro Extension Tube Nedir? Nasıl Kullanılır?


Türkçe karşılığı Makro uzatma tüpü olan bu alet 5 adet demir parçadan oluşan içi boş bir tüptür. Adından da anlaşılacağı üzere fotoğraf makinemizle macro (yakın çekimler) yapmamınza imkan sağlar. (Yazının tamamında macro olarak kullanılacaktır). Fiyat olarak oldukça makul olan bu ürünü elimden geldiğince ve kendi çektiğim fotoğraflarla anlatmaya çalışacağım.
Tüp toplamda 5 parçadan oluşuyor. İlk parça fotoğraf makinesine uygun lens ağızıdır. Ondan sonra farklı kalınlıklarda 3 adet ayrı parça daha bulunur. istediğiniz sıra ve şekilde bu parçaları takıp macro mesafesini ayarlayabiliriz. Son parça da lensin takıldığı parçadır. Bu konuda anlatacağım elektrik bağlantısı olmayan üründür. Elektrik bağlantısı olmadığı için lensin yada makinenin otomatik netleme fonksiyonunu mağlesef kullanamıyoruz. Netlemeyi kendimiz ayarlamak zorundayız. Bu da işimizin en zor kısmı diyebilirim. Ayrıca bu tüpü ve lensimizi makineye taktığımızda makine yine elektrik bağlantısı olmadığından lens yokmuş gibi davranacaktır. Nikon marka makinelerde Manuel mod dışındaki tüm çekim modlarında F– gibi bir hata mesajı verir ve çekim yapmaz. Canon makinelerde ise herhangi bir hata vermemekte ve çekim yapılabilmektedir. Ama her halukarda makineyi de manuel modda kullanmaktan başka çaremiz yok. Bu da demek oluyor ki o anki ışık şartlarına göre enstantaneyi biz kendimiz ayarlayacağız. Diyaframı yazının ilerleyen bölümlerinde nasıl değiştirdiğimize deyineceğim.
Yeniden Doğuş / New BornTüpü ilk satın alıp denediğim zaman büyük bir şaşkınlıkla karşılaştım. Makineyle birlikte gelen Nikkor 18-135mm f3.5-5.6 lensimle deneme yapıyordum. Vizörden kapkaranlık bir görüntü çıkıyor ve hiç fotoğraf çekmiyordum. Bunun nedenini biraz arştırma yaptım ve öğrendim. Nikon marka fotoğraf makinelerinde lens her zaman en kısık diyafram ayarında durur ve bu şekilde makineye takılır. Makine kendisi istenilen ayarda diyaframı açar ve fotoğraf çeker. Yukarda da belirttiğim elektrik bağlantımız olmadığından ve lens en kısık diyaframda (genelde F22) olduğundan makine diyaframı açamaz ve karanlık bir görüntü ile karşılaşırız. Bu sorunu çözmek için lensin makineye bağlandığı bölümde yukarı aşağı oynayan demir bir parça göreceksiniz. Oraya tercihen plastik yada karton gibi bir parça sıkıştırıp diyaframın en açık konumda olmasını sağlıyoruz. Eğer diyaframı kendimiz değiştirebildiğimiz lensiniz var ise böyle birşeye ihtiyacınız olmayacaktır. Canon’da ise lensin diyaframı hep en açık konumda durur ve öyle makineye takılır. Nikon’da karşılaştığınız bu sorunu Canon’da yaşamayacaksınız.
Uzatma tüpünü ve lensi makineye taktıktan sonra artık macro çekimlerimize başlayabiliriz. Çekim yaparken dikkat etmeniz gereken birçok husus var. İlk olarak makineniz manuel modda olduğu için çekim yaptığınız koşullara göre uygun bir enstantane değeri seçmeniz gerekmekte. Bunu zamanla alışıp çok rahat yapar hale geleceksiniz. Sadece bu yeterli değil makinenin ISO değerini de kendiniz ayarlamanız gerekiyor. Düşük enstatane hızlarında ISO yu yükseltip çekim hızını 1/50 , 1/60 civarına getirip çekim yapmanızda fayda var. I'm ready to fly :)Çünkü normal çekimlerde de 1/50 den büyük değerlerde (1/20 , 1/10 gibi) fotoğraflarda netlik kaybı söz konusu olur. En azından macro çekimlerde bundan dolayı netsizlik sorununu bir nebze olsun aşabilirsiniz. Enstatane ve ISO ayarlarından sonra da işimiz bitmiyor. Fotoğraf makinesini ve kendimizi olabildiğince sabit tutmamız gerekiyor. Bizim en ufak mesafe değiştirmemiz, vücut hareketimiz odak noktasının değişmesine sebep olacaktır. Tabi çektiğiniz nesne de hafif bir esintiyle hareket ediyorsa o da büyük bir zorluk olarak karşımıza çıkıyor. Yere çömelmiş, nefesinizi tutmuş dikkatle çekim yapmaya çalışırken bir anda rüzgarla çekim yaptığınız nesne sallamana başlıyor. Ne kadar sinir bozucu bir şey olduğunu tarif etmeye gerek yok herhalde. Tüm bu zorlukları aştıktan sonra başarılı denebilecek 1-2 kare yakaladıysanız sizden mutlusu yok.
Gelelim farklı diyafram ayarlarına. Bunu anlayabilmeniz için en ideal olan diyaframı üzerinden ayarlanabilir bir lens kullanmaktır. Eğer makineyle birikte gelen kit lensi kullanıyorsanız (büyük ihitmal diyafram ayarı lens üzerinde olmayacaktır) yukarda yazdığım diyaframı ayarlayan metal bölüme sıkıştırdığınız kağıt yada plastik parçasının kalınlığını değiştirerek ayarlamak zorundasınız. Tabi bu pek uğraşmaya değer bir çözüm değil. Eğer canon kullanıyorsanız ve diyafram ayarı otomatik olan lensiniz var ise diyafram en açık konumda olduğundan yapabileceğiniz pek bir şey yok.
Yukardaki fotoğraflar 50mm F1.4 lens ile yapılan çekimlerdir. Sırasıyla f1.4, f2, f2.8, f4, f8, ve f16 olarak ayarlanıp aynı çekimler yapılmıştır. Göreceğiniz üzere diyafram ne kadar açıksa (F1.4) net alan derinliği okadar dar oluyor. Bu da çektiğiniz nesnenin belli bölümleri net diğer bölümleri flu olmasına sebep olmakatadır. Böyle bir durumla karşılaştığınızda hemen diyaframı bir miktar kısıp çekim yaptığnız nesnenin tamamı net alan derinliğinde bulunmasını sağlayabilirsiniz. Aynı zamanda enstantane değerini de değiştirmeyi ihmal etmeyiniz.
Bu tüple yapacağınız çekimlerde net alan derinliği, diyafram, odak noktası, enstatane hızı ve ISO ayarlarının birbirleriyle nasıl ortak çalıştığını anlayıp kavramanızda oldukça faydalı olacaktır.
Tüpün yakınlaştırma mesafesine gelince 18-135mm lensi kullanıp tüpün tüm parçalarını kullandığımda lensin camına herhangi birşey yerleştirip çok rahat bir şekilde netleme yapabiliyorum.. 1, 2 ve 3 numaralı parçaların çekim mesafesine nasıl etki yaptığını aşağıdaki fotoğraflarda görebilirsiniz.  Değişik sıralarda bu parçaları istediğiniz gibi kullanabilirsiniz.
Uzun zamandır bu ürünü kullanan ve macro çekimlerle uğraşan biri olarak tavsiyem macro lens almanız. Yada bu uzatma tüpünün elektrik bağlantısı olan modelinden almanız. Gerçi onların da fiyatları biraz yüksek sayılır. Basit ve ucuz bir çözüm olarak bu ürün tercih edilebilir. Ama zahmeti çok bunu da unutmamak gerek.
Kendi fotoğraflarımdan birkaç örnek paylaşmak isterim. Işığınız bol olsun.

Reeder Elektronik Kitap Okuyucu


Türkiye’nin tek wi-fi özellikli ve dokunmatik ekranlı elektronik kitap okuyucusu reeder,hayatlarımızı değiştirecek bir teknolojiyi ayağımıza getiriyor. reeder ile, kalın kitapların ve kağıt yığınlarının arasında kaybolmadan milyonlarca sayfayı 240gr.’lık incecik bir cihazıniçine sığdırabiliyorsunuz.
Telefon ve bilgisayarlarda kullanılan lcd ekranlar, foton yayılımı ile gözleri yoruyor ve uzun süreli kullanımlarda göz bozulmasına yol açıyor. reeder’ın en önemli özelliği olan e-ink (elektronik mürekkep) ekranı ise, dünyadaki en yeni teknolojilerden biri. E-ink ekran ile gözünüz yorulmadan saatlerce okuma yapabiliyorsunuz. 6” ekranı olan reeder’ın kalınlığı ise yalnızca 8 mm.
 
reeder ile kablosuz ağ ile internete bağlanarak maillerinize bakabiliyor, gazete okuyabiliyor ve kitap indirebiliyorsunuz. Ayrıca kitap okurken ya da internete bağlıyken müzik de dinleyebiliyorsunuz. Dokunmatik ekran özelliği sayesinde parmağınızla satırların altını çizebiliyor, ayraç koyabiliyor, işaret bırakabiliyor ve dokunmatik klavyesi ile istediğiniz yere not alabiliyorsunuz.
Türkçe menüsü, yatay ve dikey okuma imkanı, dosyalama özellikleri ile dikkat çekenreeder’ın içinde sözlük de bulunuyor. Bir sözcüğün anlamını ve kullanıldığı yerleri görmek için sadece üzerine dokunmanız yeterli oluyor.
Düşük pil tüketimi sayesinde reeder 2 hafta şarj etmeden kullanılabiliyor. Kağıt kullanımını ortadan kaldırdığı için ağaçların korunmasına da katkıda bulunan reeder, bu özellikleriyle çevreci ve doğaya saygılı bir cihaz.
BenQ markasının sahibi olan Tayvanlı Qisda Corporation tarafından Selekt Bilgisayar için özel olarak üretilen reeder, şimdilik sadece internet üzerinden satılıyor. Çok yakında teknomarketlerde de göreceğimiz bu sihirli cihaz, kitap okumayı sevenlerin yanı sıra teknolojimeraklılarının, öğrencilerin, akademisyenlerin, çizgi roman meraklılarının, doktoröğretmen,avukat gibi çeşitli meslek gruplarından tüketicilerin ilgisini çekiyor.
Okumayı yeni ve çağdaş bir boyuta taşıyan reeder, dünyada hızla yükselen e-kitap okuma trendinin ülkemizdeki öncülüğünü yaparak yeni bir çığır açıyor.
Reeder isimli bu cihazın detaylı incelemesini önümüzdeki günlerde yapma şansımız olacak. Daha ayrıntılı fotoğraflar ve teknik detaylar içeren yazımızı şimdiden kaçırmamanızı tavsiye ediyoruz.

Terrazzo Nedir? Nasıl Uygulanır?


Terrazzo 16. Yüzyılda, İtalya’nın Venedik şehrinde bulunduğu tahmin edilen tarihin belki de en eski çevreci zemin kaplama ürünüdür. İtalyan yapı ustaları, yaptıkları inşaatlarda dökülen granit, mermer ve taş parçalarını kullanmak için bir çözüm arayışı içindeydiler. Buldukları en iyi yöntem çimento harcının içerisine bu malzemeleri atarak dekoratif bir yüzey elde etmek oldu ve bu yöntem yüzlerce yıl kullanıldı. 20.yüzyılın başlarında özellikle elektrikli aletlerin ortaya çıkmasıyla uygulaması kolaylaşan terrazzoya en büyük destek, İkinci Dünya Savaşı sırasında yaşanan bilimsel ve teknik gelişmeler olmuştur. Bu doğrultuda kuvvetli bağlayıcılığa sahip ve kimyasal direnci yüksek epoksi reçineler terrazzo uygulamalarında kullanılmaya başlanmıştır.
Bugünkü terrazzo, geçmişte kullanılanlara göre çok daha canlı renklerle mimarların tasarımlarını zeminlere yansıtabilir, uzun ömrü ve düşük bakım maliyetiyle de diğer zemin kaplama malzemelerine göre operasyonel avantaj sağlar. Ayrıca tasarımcılara göz alıcı renkler, hayret uyandırıcı desenler yaratma özgürlüğü verir. Bu özellik epoksi terrazzoya özgü olup, doğru seçilmiş renk-agrega kombinasyonları ile hayal edebildiğiniz her tasarımı uygulanmasını mümkün kılar.
Zemin kaplama işleminde derz kullanılmadığından, uygulandığı alanlarda bir bütünlük sağlar. Bu nedenle özellikle düz ve geniş alanların arandığı havalimanı, hastane ve alışveriş merkezleri gibi yerlerde tercih edilirken, sürekli yapısı sayesinde küçük alanlara genişlik katar. Başta Amerika ve Avrupa ‘da yaygın olarak tercih edilen Terrazzo zemin kaplaması, ülkemizde fazla bilinmemektedir. Bunun temelinde mimarların malzemeyi yeterince tanımıyor olmaları, uygulama aşamasının titizlik gerektirmesi ve üretim maliyetlerinin yüksek algılanması yatmaktadır. Maliyetin yüksek algılanması, malzemenin ömrü ve bakımı dikkate alındığında gerçeği yansıtmamaktadır.
Terrazzo’nun tasarımdaki bu avantajlarının yanı sıra, içerdiği kimyasallar açısından çevreye de duyarlıdır. Evlerimizde dahi kullandığımız bir çok kimyasal malzeme oda sıcaklığında bile buharlaşabilen Uçucu Organik Bileşik (VOC) içerirken, Terrazzo zemin kaplama uygulamasın oluşturan kimyasallar hiçbir uçucuyu içermez. Bakteri ve mantar türevi mikrobiyolojik oluşumlarını engellediğinden oldukça sağlıklıdır. Dünya’da hastanelerde kullanılması zorunlu hale getirilen terrazzo ürünleri, son yıllarda toplumları çok ciddi boyutlarda etkileyen salgınları (domuz gribi, deli dana hastalığı, grip vb) yayılmasında önleyici rol oynayarak toplum sağlığını korumaktadır.
Tüm bunların yanında epoksi terrazzonun uzun ömrü, değişim için harcanacak enerji ve kaynakları en aza indirerek yüksek oranda tasarruf sağlar. Günümüzde terrazzo, bir yapının LEED direktiflerine uygunluk seviyesini yaklaşık 5 puan ekleyebilmektedir. Bu sayede yeşil yapıların oluşturulmasında avantaj sağlar.
Terrazzo Nasıl Uygulanır?
Sağlanması Gereken Ön Şartlar
İyi bir çevresel koşul gereksinimi, beton zeminlerdeki her türlü reçineli döşeme uygulamalarında genellikle göz ardı edilen bir aşamadır. Bu koşullar, nem ya da nemin hareketi, sıcaklık ve binadaki nem ile ilgilidir.
En iyi sonuçlar için zemin sıcaklığı, uygulama yapılrıken en az 13°C olmalıdır (tercihen 15 °C). Ayrıca epoksi’nin döşenirken yoğunlaşma noktası dikkat edilmesi gereken çok önemli bir test parametresidir. Tüm durumlarda yüzey sıcaklığının yoğuşma noktasından 5°C yukarıda olmasını önerilmektedir.
Beton zeminin yüzey sıcaklığı yoğunlaşma noktasından düşükse nem yüzeyde yoğuşur ve bazı durumlarda beton plakanın içine emilir. Bu durum uygulanma sırasında ya da uygulandıktan sonra 72 saat içerisinde gerçekleşirse, sistemlerin reaksiyonu yarıda kalarak donuk görünüme ve zayıf yapışmaya neden olur. Olumsuz sonuçlara mahal vermemek için uygun koşulları sağlamanın en etkin yolu döşeme işlemini binayı ‘kullanım sıcaklığı ve nem koşullarına’ getirdikten sonra yapmaktır. Sürekli hava hareketi ve iyi bir havalandırma da şüpheli koşullarda olası yoğunlaşmayı en aza indirger.
 
Zemin hazırlığı
Uygun olmayan yüzey hazırlığı, basit gibi görünen bir işlemi uzun ve zor bir onarım sürecine dönüştürebilir. Aşağıdaki koşullar yüzey hazırlığı türünü belirler:
Mekanik Hazırlama
Tüm toz, kirlilik ve diğer yabancı malzemeler, tatmin edici bir yapışma sağlamak için mekanik olarak çıkarılmalıdır. Tırnaklı Kazıma Elmasları kullanılarak bilyalama ve taşlama yöntemi mevcut betonu hazırlamanın en etkili yöntemidir.
Eski Beton
Eski beton yüzeyleri yapısal açıdan sağlıklı olmalıdır. Reçineli döşeme uygulamasına geçmeden önce kusurlu bölgeler onarılmalıdır. Mevcut boyaları, kabuk halindeki ve gevşek şekildeki betonu, Tırnaklı Kazıma Elmasları kullanarak kaba kumlama, kumlama, bilyalama veya taşlama işlemleri ile temizlenmelidir. Bina koşullarının izin verdiği bazı durumlarda aşırı birikmiş boya ve sızdırmazlık malzemesi kalıntılarını çıkarmak için sıyırıcı da kullanılabilir.
Yeni Beton
Yeni betona kaplama öncesinde bakım yapılmalı ve kurutulmalıdır. Yeni betonu minimum 28 gün bekletilmesi gerekir. Kaplama öncesinde hiçbir bakım yardımcısı ya da sızdırmazlık ürünü kullanılmamalı, beton yüzey çelik mala ile düzeltilmiş olmalıdır. Yağ, gres, beton kaymağı veya diğer yabancı malzemelerin çıkarılması gerekir. Bunun için trisodyum fosfat gibi ağır işe uygun bir yağ çıkarıcı kullanarak buharla temizlik yapılabilir. Beton kaymağı ve diğer yabancı malzemeler vakum raspası, kazıma veya taşlama gibi mekanik yöntemlerle çıkarılabilir. Yeni beton, sağlam bir yapışma sağlamak için Tırnaklı Kazıma Elmasları kullanılarak bilyalama, kumlama veya taşlama ile mekanik olarak hazırlanmalıdır.
Uygulamaya başlamadan önce yüzey nem açısından kontrol edilmelidir. Yerinde sonda kullanarak nem buharı taşıması testi yapılması lazım.
 
Dizayn
Tasarımların zemin kaplamasına uygulamak için alüminyum yada pirinç L-profil şeritlerden faydalanırlır. Bu şeritler tasarıma uygun şekillerde bükülerek zemine bir topoğraf yardımıyla monte edilirler. Şeritler, mekanik strese dayanım açısından asgari 3mm et kalınlığında olmalıdır. Epoksi Terrazzo, farklı viskozite özelliklerine sahip likid bir üründür. Derzli bir yapısı olmadığından uygulandığı alanlarda bütünlük sağlar. Özellikle düz ve geniş alanların arandığı havalimanı, hastane ve alışveriş merkezleri gibi yerlerde tercih edilirken, sürekli yapısı sayesinde küçük alanlara genişlik katar.
Terrazzo uygulaması yapıldıktan sonra hava şartlarına göre 24 – 72 saat arası kuruması için beklenir. Ürünün kuruduğu kontrol edildikten sonra uygulama ekipleri, silim makinalarıyla zemin üzerinden 1,5-2mm traşlarlar. Daha sonra farklı kesici elmas uçlarla ince silim işlemi gerçekleştirilir. Bu silimde de yaklaşık 0,5mm traşlanarak nihai görünüm elde edilir. Bu uygulama ıslak olarak uygulanmaktadır. Bu nedenle bu uygulama esnasında endüstriyel tip elektrikli süpürgeler kullanılır ve su sızıntı asgari düzeye indirilir. Traşlama ve silme işlemleri sonrasında zemin üzerine parlatıcı uygulanır. Yapılan tasarımın çok daha güzel ve canlı görünmesi sağlınmış olur. Terrazzo’nun ilk ortaya çıktığı zamanlar bu işlem için keçi sütü kullanılmaktaydı. Günümüzde gelişen teknoloji ve kimyasallar ile bu işlem daha kolay yapılabilmektedir.
Bakım ve Koruma
Zeminler her yapıda beklide en fazla görev yapan elemanlardır. Üstlerinden binlerce insan ve tonlarca yük geçer. İşte bu noktada Terrazzo’nun alternatif zemin kaplamalardan farkı ortaya çıkar.
Epoksi terrazzo uygulamasından sonra ilk bakım uyugulama ekibi tarafından proje teslim edilmeden önce yapılır. Cilalanan zemin üstünden su akıtalarak nihai parlaklığına kavuşur.
Zemini teslim aldıktan sonra yapmanız gereken tek şey, parlaklığın sürekli olması amacıyla bir mop vasıtasıyla zemin üzerinden toz almanızdır. Tasarımlarınızın uzun ömürlü olması amacıyla senelik bakım ise uygulama ekipleri tarafından gerçekleştirilir. Bu aşamada zeminin mop ile tozu alındıktan sonra tekrar cilalama yapılarak ilk günkü parlaklığa ulaşması sağlanır.
Bu yazının hazırlanmasında bizlere her türlü bilgi konusunda yardımcı olan başta Gürsoy Grup Genel Müdürü Abdurrahman Gürsoy olmak üzere tüm Alfa Terrazzo çalışanlarına teşekkürlerimizi sunarız.

Dell 3300 Vostro İnceleme


Dell markasının daha çok iş dünyasına hitap eden notebook modeli Vostro 3300 ü sizler için inceledik. İş dünyasına hitap eden dedik çünkü; boyutları, teknik özellikleri ve malzeme kalitesi açısından hedef kitlede ev kullanıcıları olmadığı aşikar. İncelediğimiz model 13.3 inch boyutunda parlama önleyici özellikte 1366×768 çözünürlükte bir ekrana sahip. Ekranın parlama önleyici özelliği sayesinde bulunduğunuz ortamdan ve çevreden gelen ışıklar ekrandan yansıyıp gözünüzü rahatsız etmiyor. Rahat bir kullanım sunuyor. Ekranın dış kapağı özel renklerde metal malzemeden yapılmış. Üst ve alk kısımlarda siyah bölümler arasında kalan renkli bölüm oldukça şık bir görüntü sergiliyor. Ekranın üst bölümünde görüntü kalitesi yüksek bir kamera yerşeltirilimiş. Görüntülü görüşmelerinizi kalitesi yüksek bir şekilde yapabilirsiniz.
Vostro 3300 ün klavyesi, bildiğimiz notebook klavyelerinden biraz farklı. Ne ciket denilern tarzda ne de eski tarzda. Kendine has ince, yumuşak ve sessiz bir yapısı var. Ayrıca klavyenin 2 kademeli led aydınlatma sistemi bulunuyor. Bu sayede karanlık ortamda tuşları görmek ve yazı yazmak hiç sorun olmuyor. Fakat klavyenin ışığının ekranda birşeyler okurken gözü rahatsız ettiğini söylemeden geçemeyeceğim.
 
Bilgisayar iki türlü pil seçeneğiyle satışa sunulmuş durumda. 4 hücreli ve 8 hücreli pillerden dilediğinizi seçebiliyorsunuz. 8 hücreli pilin kullanım saati yüksek olmasının yanında farklı bir özelliği daha mevcut. Bilgisayarın araka bölümünü yükselten bir yapıya sahip. Bu sayede klavye yere paralel değil de belli bir derece açıyla duruyor. Rahat yazı yazmak için faydalı bir özellik. Cihazın ağırlığı 4 hücreli pil ve dvd okuyucu ile birlikte 1.92 kg. 8 hücreli pilli modelin ağırlığı biraz daha fazla. Dvd sürücünün de bu ağırlık artışındaki etkisi büyük.
Notebook kullanıcıları bilgisayarın pil ömrünün uzun olması için genelde tam şarj olduktan sonra pili bilgisayardan sökerler ve direk şebeke gücüyle kullanmaya devam ederler. Yada pil dolunca elektrik bağlantısını kesip pili bitirirler, sonra tekrar şarj ederler. Bu yöntem faydalı ve doğruluğu kanıtlanmıştır. Dell 3300 Vostro nun 8 hücreli pilli modelini kullanıyorsanız pili çıkardığınızda az önce yukarıda bahsettiğim yükselti özelliğini kaybetmiş oluyorsunuz ve pili takıp çıkarmak oldukça zahmetli bir iş. Bu zorluğu düşünen Dell ürün tasarımcıları klavye üzerinde fn tuş kombinasyonu ile çalışan bir özellik eklemişler. Pil işaretli tuşa bastığınızda eğer şebeke bağlantısı takılıysa pile giden akımı kesiyor. Herhangi elektrik kesilmesi durumunda bilgisayar pilden çalışmaya devam ediyor. Bu zamana kadar kullandığım notebooklarda böyle bir özellik görmemiştim.
İncelediğimiz modelde Intel i5 2.53Ghz işlemci, 4gb DDR3 ram, 320 GB 7200 rpm Sata Hard Disk ve 1GB Nvida 310M ekran kartı bulunuyordu. Özelliklere baktığımızda sistemin çok iyi olduğunu söyleyebiliriz. Uygulama performansları ve çalışma hızı sizleri fazlasıyla tatmin edecektir. Yoğun 3boyutlu çizim ve animasyon uygulamalarını haliyle yapamayacağız. Ancak bunların dışında kalan günlük tüm işlerimizde ve yoğun çalışma şartlarımızda bizi asla yarı yolda bırakmayacaktır.
Bilgisayarın girişlerine baktığımızda; 2xUSB2.0 , e-sata, ethernet, VGA, Sd Kart Okuyucu ve güç girişi bulunuyor. 2 tane USB bağlantı noktasına sahip olması bizleri hayal kırıklığına düşüren diğer bir nokta oldu. Kablosuz fare kullanıyorsanız bunu alıcısı 1 tane usb ye her zaman takılı olacaktır. Geri kalan 1 girişle de çok etkili çalışabildiğinizi söyleyemem. Dahili Bluetooth bağlantısına sahip olması güzel bir özellik. USB sorunun bir miktar da olsa azaltmak için bluetooth üzerinde haberleşen bir kablosuz fare işinizi görecektir. Bilgisayarın sol ön panelinde bulunan mono hoperlör ve mono kulaklık çıkışı, cihazın bir diğer olumsuz noktası. Klavyenin alt bölümünde bulunuan mouse pad bölümü çoklu dokunma özelliğine sahip. Sayfalarda yada fotoğraflarda rahatça yakınlaşıp uzaklaşabiliyorsunuz. Ayrıca internette dolaşırken yada uzun bir metin dosyası okurken yukarı aşağı kaydırma işlemlerimi kolay ve rahatlıkla yapabiliyorsunuz.
Sonuç olarak; Dell 3300 Vostro’nun olumsuz birkaç noktasına karşı olumlu yönlerinin fazlalığını ve çalışma performansını göz ardı etmek haksızlık olur. Editör puanı olarak 8/10 puan veriyorum. Her türlü işletmeler için uygun, tercih edilebilir bir bilgisayar. Teknoloji mağazalarında incelemenizi öneririm. Bir sonraki inceleme konumuz Dell Inspiron Duo modeli olacaktır.

Sony Ericsson Xperia Neo İnceleme



Sony Ericsson’un Tükiye’de henüz piyasada olmayan Xperia Neo modeli cep telefonunu sizler için inceledik. Piyasada birçok android işletim sistemli telefon mevcut. Fırsat buldukça bu cihazları mağazalarda kullanıp fikir sahibi olmaya çalışırım. Bu cihazların büyük kısmında android işletim sisteminin , Iphone un yazılımı kadar hızlı ve performanslı çalışmadığına şahit oldum. En azından benim arzuladığım seviyede değiller. Ancak Sony Ericsson’un Xperia Neo modelini gördükten sonra bu olumsuz düşüncem tamamiyle değişti.

Cihaz üzerinde Android 2.3 Gingerbread sürümü bulunuyor. Menü geçişleri oldukça hızlanmış. Takılma yada geç algılama gibi sorunlar yok. Hareketli arkaplan görseli kullansanız bile cihazın hızında bir değişiklik olmuyor. Kullanımdaki bu hız size günlük koşuşturmaca içinde çok büyük kolaylık sağlayacaktır. Telefonun özelliklerinden maksimum seviyede yararlanabiliyorsunuz. Cihazın teknik özellikleri aşağıdaki gibidir.
Bağlantı:2G: GSM 850 / 900 / 1800 / 1900
3G: HSDPA 900 / 2100
HSDPA 850 / 1900 / 2100
HSDPA, 7.2 Mbps; HSUPA, 5.76 Mbps
WLAN Wi-Fi 802.11 b/g/n, DLNA, Wi-Fi hotspot
Bluetooth Yes, v2.1 with A2DP
microUSB v2.0
Boyutlar:116 x 57 x 13 mm
Ağırlık:126 g
Ekran:LED-backlit LCD, capacitive touchscreen, 16M renk
480 x 854 piksel, 3.7 inc
- Çizilmeye karşı korumalı yüzey
- Hareket Algılayıcı
- Çoklu Dokunmatik Ekran
- Sony Mobile BRAVIA Engine Görüntü Teknolojisi
Ses:- Mp3 zil sesleri
- Titreşim
- 3.5mm Kulaklık Çıkışı
Hafıza:- 320MB Dahili Hafıza
- 512 MB Ram
- 8 GB micro SD (maks. 32 GB)
Kamera:- Arka Kamera 8 MP, 3264×2448 piksel, otomatik netleme, LED flash
- Video Görüşme, konum bilgisi ekleme, yüz ve gülümseme tespit etme
- 720p 30FPS video çekimi
Pil:- Standard Pil, Li-Po 1500 mAh
- 2G bağlantı ile 430 saat bekleme süresi, 3G bağlantı ile 400 saat
- Konuşma süresi 7 saat
- Müzik oynatabilme 31 saat
Diğer:- Fm Radio
- GPS Alıcısı
- HDMI Çıkışı
- MP4/H.264/WMV/MP3/WMA/WAV/eAAC Oynatabilme
- Adobe Flash 10.1
Xperia Neo’nun tasarımı oldukça şık. Arka kapakta siyahtan laciverte geçişli renkli bir tasarım mevcut. Ergonamik yapısı sayesinde elde rahatça tutulabiliyor. Yan bölümler parlak krom malzemeden yapılmış. Sağ bölümde cihazı açıp kapama tuşu, ses açma kapama ve deklanşör tuşları bulunuyor. Diğer tarafta herhangi bir tuş bulunmamakta. Ön bölümde ekranın altında yine parlak görünümlü 3 tuş bulunmakta. Bunlar; geri dönme, ana menü ve özellikler menüsü tuşları. Üst bölümde de mini HDMI, 3.5mm kulaklık çıkışı ve usb bağlantı noktaları yerleştirilmiş. Yine ön bölümde ekranın üzerinde video görüşme yapabilmek için VGA kamera unutulmamış. Arka tarafta da 8mp çözünürlüğe sahip led flashlı bir kamera mevcut.
Gelelim telefonun yetenek ve özelliklerine. Dahili bluetooth, kablosuz bağlantı, GPS konum algılayıcı ve 3G bağlantısı bulunan cihaz, bulunduğunuz her yerde internete kolayca erişebilmeyi ve aynı zamanda haritalar yardımıyla gideceğiniz yerleri bulmanıza imkan sağlıyor. İçindeki micro sd kart yuvası sayesinde telefonun hafızasını arttırabiliyorsunuz. Standart olarak 8gb micro sd kart bulunuyor. 1500 mAh lik Lityum iyon pili sayesinde ortalama 2 gün şarj ihtiyacı olmadan kullanabiliyorsunuz. Tabi bu durum kullanıma bağlı olarak değişecektir. Yoğun internet bağlantısı ve uygulamaları (oyun vb.) kullandığınız takdirde bütün akıllı telefonlarda olduğu gibi gün sonunda şarj ihtiyacınız olacaktır. Android yazılımının özelliği sayesinde telefonun 3g bağlantısını bulunduğunuz ortamdaki bilgisayarlar için paylaştırabiliyorsunuz. Yani kablosuz modem gibi kullanabilme imkanınız var. Bunun haricinde telefonu bilgisayara USB kablosu yada bluetooth ile bağlandığınız zaman da Sony Ericsson un kendi yazılımı sayesinde internet bağlantısını kullanabiliyorsunuz. Bu yazılım telefonu bilgisayara USB kablosu ile bağladığınızda otomatik olarak yükleniyor. Gerekli güncelleştirmeleri, telefon yedekleme, dosya yükleme/silme, mesaj gönderme vb. işlemleri kolayca yapabiliyorsunuz.
8 mp kamera ile yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çekebiliyorsunuz. Çok sayıda teknik ayar bulunan fotoğraf menüsü, bas/çek tarzı makinaları aratmayacak düzeyde. Fotoğraf haricinde 720p HD videolar da çekebiliyorsunuz. Aşağıdaki örnek fotoğraf ve videoları inceleyebilirsiniz. Fotoğraflara baktığımızda renklerin doygunluk oranı fazla olduğundan çok gerçekçi fotoğraflar sunmadığını söyleyebiliriz. Açıkçası durumun böyle olması bizleri biraz hayal kırıklığına uğrattı. Farklı ayarlarda da mağlesef sonuçlar değişmedi. Kamerada yüz tanıma, gülümseme algılama, otomatik çekim gibi ekstra özellikler de mevcut. Otomatik çekim özelliğini kullanabilmek için telefonu düşmeden durması için başka cisimlerle desteklemeniz gerekiyor. Çektiğiniz fotoğraf ve videoları internet servislerini kullanarak kolayca sevdiklerinizle paylaşabiliyorsunuz.

Her zaman Sony Ericsson marka telefon kullanan biri olarak Xperia Neo’dan oldukça etkilendiğimi söyleyebilirim. Çalışma performansı, şık ve kibar tasarımıyla benden tam puan aldı. Ancak kamera kalitesinin üst düzeyde olmaması olumsuz bir puan getirdi. Editör puanı olarak 8/10 puan verdiğim bu telefonun piyasaya çıkmasını dört gözle bekliyorum. Ürünün fiyatı konusunda bilgi sahibi olduğumuzda sizlerle paylaşacağız.
Bu inceleme yazısının hazırlanmasında emeği geçen dostumuz Teakolik.com sitesi sahibi Hamza Şamlıoğlu’na teşekkürlerimizi sunarız.

LG D2342P Monitör İnceleme


LG firmasının 3D özellikli ürün yelpazesi gün geçtikte artıyor. Bunlardan birisi de D2342P modeli Cinema 3D özellikli LED monitör. Cihazın Türkiye lansmanına katılmış izlenimlerimizi sizlerle paylaşmıştık. O etkinliğe katılan tüm blog yazarlarına test etmek için LG Türkiye bu monitörlerden gönderdi. Biz de biraz geç olsa da testlerimizi tamamladık. Gelin hep birlikte bu cihazı tanıyalım.
LG D2342P 23 inch büyüklüğünde 1920×1080 çözünürlüğe sahip 3D özellikli bir monitör. Genel tasarım olarak oldukça ince bir yapıya sahip. Arka bölümdeki bağlantı girişlerinin bulunduğu paneli (diğer bir Led monitör modelinde olduğu gibi) ekranın alt tablasına yerleştirselerdi daha şık bir görünüm elde edilmiş olurdu. Ama bu haliyle de ince ve güzel duruyor. Ekranın arkasında HDMI, DVI, VGA, kulaklık ve güç girişi bulunmakta. Piyasada yaygın şekilde bulunan tüm bağlantı noktaları cihaz üzerine yerleştirilmiş. Cihazın ön bölümüne baktığımızda açma/kapama tuşunun yanında 5 tane kontrol tuşu bulunmakta. Bu tuşlar yardımıyla cihazın özelliklerini istediğiniz gibi ayarlayabiliyorsunuz. Görüntü parlaklık, kontrast, renk tonları ve 3D ayalarını yapmak mümkün. Kutu içeriğinde bağlantı kablolarının haricinde 3D kullanım için gözlük kutusu da yer alıyor. Gözlük kutusunda LG çok akıllıca davranarak 2 farklı tür gözlükle ürünü piyasaya sürmüşler. Bunlardan biri normal kullanım için gözlük. Diğeri ise günlük hayatında gözlük kullananlar düşünülerek tasarlanmış bir model. Gözlük üzerine orta bölümdeki mandal sayesinde takılabilien 3D özellikli çerçevesiz camlardan oluşan bir model. Bu sayede aynı anda 2 kişi rahatça (tabi birisi gözlük kullanıyor olması lazım) 3D özelliğini kullanabilme şansına sahip oluyor.

Monitörü kutusundan çıkardıktan sonra bilgisayarıma bağlayıp 3D özelliğini kullanabilmek için gerekli yazılımları araştırmaya başladım. Herhangi bir ara yazılım olmadan sadece youtube daki 3D görüntüleri izleyebiliyorsunuz. Onun dışında oyun oynamak veya bilgisayarınızdan film izlemek için ayrı bir yazılıma ihtiyacınız var. TriDef 3D ismindeki yazılım sayesinde monitörün 3D yeteneklerini rahatça kullanabiliyorsunuz. Fotoğraf ve filmlerde 2D -> 3D dönüştüren özellik başarılı sayılabilecek seviyede. İki boyutlu içeriklerde derinlik hissini yaşayabiliyorsunuz. Üç boyutlu içeriklerde ise cihazın kalitesi bizleri fazlasıyla memnun etti. Gözlüklerin ve ekranın titreşimsiz olması kullanım rahatlığı sağlarken aynı zamanda daha parlak ve canlı görüntüler izlemenize imkan sağlıyor.
3D özellikli filmleri sinema da izler gibi evinizde izleyebilmek büyük bir rahatlık. Yukarda da bahsettiğim kutu içeriğindeki çerçevesiz gözlük sayesinde sinemadaki çift gözlük takma durumu ortadan kalkmış oluyor bir nevi. Film izlemenin dışında böyle bir monitörle 3D oyun oynamak başlı başına bir zevkliydi. Araba yarışlarında sanki gerçekten yarışın içindeymişsiniz gibi bir his uyandırıyordu. FPS türündeki oyunlarda da gerçeklik etkisi çok yüksek. Crysis 1 ve 2 yi deneme fırsatımız oldu. Büyük keyif aldık. Oyun deneyiminin en keyifli noktası da bana göre Fifa 2011 oynamak oldu. Oyun yükleme ekranlardıan kaleci ile birebir şut çekebileceğiniz bölüm çok güzeldi. Gerçekten yeşil sahadaymiş gibi bir etkiyle karşılaşıyorsunuz. Oyun içinde de Pro Cam adındaki kamera açısıyla oynadığınızda bu etkiyi çok daha fazla yaşıyorsunuz.
Bu kadar güzel özellikten sonra cihazın olumsuz gördüğümüz ve memnun kalmadığımız noktalarından da bahsetmek istiyorum. 3D özelliği her ne kadar gözlerimiz ve izleyen kişiler açısından rahat olacak şekilde titreşimsiz yapılmış olsa da gözlükleri çıkardıktan sonra odaklama sorunları yaşadığımızı belirtmek isterim. 3D içerikteki net alanlar ile arka planda kalacak flu alanların belirli olması, kullanım sırasında gözümüzün normalde istediğimiz yere odaklanma yetisinin bozulmasına sebep oluyor. Daha büyük boyutlardaki led tv lerde bu sorunu çok daha az hissetmiştik. Oyunlarda özellikle FPS türündekilerde bu sorunu daha fazla yaşadık. Bunun harici 3D özelliğini en verimli izleyebilmek için ekranın tam karşısına veya çok az sağdan veya soldan bakmanız gerekiyor. Daha geniş açılarda ve özellikle üstten veya alttan baktığınızda sapmalar fazla oluşuyor. Bu durumu LG nin aynı özellikteki büyük boyutlu led televizyonlarında çok daha az gözlemlediğimi söylebilirim. Son bir nokta da cihazın parlaklık derecesi benim için biraz fazla geldi. Ayarlardan parlaklık 0 olarak yapsam da ışık şiddeti beni bir miktar rahatsız ediyor.
Sonuç olarak LG D2342P yüksek kalitede bir monitör. 3D deneyimleri kişilere göre farklılık göstereceğini ve benim karşılaştığım olumlu/olumsuz yönlerin değişeceğini belirtmekte fayda görüyorum. 3D teknolojisi adına LG nin büyük bir adım attığı aşikar. İlerleyen yıllarda gözlüksüz üç boyut sistemleri gelişip yeterli düzeye ulaştığında piyasada çok büyük bir rekabet yaşanacağını tahmin ediyoruz. Zaten gözlüksüz 3D özellikli cihazlar yavaş yavaş piyasaya çıkmaya başladılar bile. 3D monitör almayı düşünenler için bu modeli tavsiye ediyoruz. Vereceğiniz parayı hak eden bir ürün.
LG Türkiye’ye lansman daveti ve inceleme için gönderdikleri üründen dolayı teşekkkürlerimizi sunmak istiyorum.

Sony Ericsson Xperia Ray İnceleme


Sony Ericsson’un Android tabanlı telefon modellerinden biri olan Xperia Ray’i 1 hafta boyunca inceledik. Telefonu kutusundan çıkardığımız andan itibaren kaliteli ve şık bir cihaz olduğunun hemen fark ettik. Arka kapağın füme benzeri parlak olmayan bir plastiktek yapılmış olması ve telefonun yan kısımlarının metal olması bu şık görüntünün en önemli kaynağı. 
Telefonun genel tasarımına baktığımız zaman sağ bölümde ses seviyesi tuşları mevcut. Üst bölümde 3.5mm kulaklık girişi ve telefonu açma kapama düğmesi yer alıyor. Sol tarafta micro usb girişi bulunan telefonun alt bölümünde herhangi bir tuş yada giriş bulunmamakta. Ön yüze baktığımızda sağ ve solda dokunmatıik geri dönme ve özellikler tuşu yer alıyor. Tüm telefonlarda gibi ana ekran tuşu ortada konumlandırılmış ve fiziksel tuş olarak tasarlanmış. Bu tuşun altında normalde beyaz ışık yanan bir bölüm mevcut. Telefon şarj olurken kırmızı yanan bu bölüm, okunmamış mesaj yada cevapsız çağrı olması durumunda yanıp sönerek kullanıcıyı uyarmakta.
  
Telefonda 3.3 inçlik LED ekran kullanılmış. Bir Xperia Arc kullanıcısı olarak ilk baştan beri bana küçük gelse de ufak ekranlı telefon arayanlar için uygun bir boyut. Ekranın hemen üst bölümünde hareket sensörleri ile VGA kalitesinde ön kamera mevcut. Görüntülü görüşme yapmak için oldukça faydalı. Aranızda görüntülü görüşmeyi kim kullanıyorki ? diyenler olmuştur. 3G bağlantısı ile operatör üzerinden görüntülü görüşme yapmıyor olsanız da skype vb. programlar sayesinde kablosuz bağlantı üzerinden çok rahat görüntülü görüşmeler yapabilirsiniz. Özellikle yurt dışında arkadaşlarınız tanıdıklarınız var ise çok seveceksiniz. Telefonun arka yüzünde 8mp lik HD kamera ile led flash bulunuyor. Yazının başında da belirttiğim üzere telefon çok şık ve kaliteli bir görünüme sahip. Bu tasarımda eleştirebilecğim birkaç küçük nokta mevcut. Cihazın sağ yanında ses seviyesi tuşlarının olduğu bölümde kamera çekim tuşu da yer alsaydı güzel olacaktı. Herhangi birşey çekmek istediğinizde eliniz otomatik bir şekilde bu tuşu arıyor. Bir diğer özellik de Xperia Arc modelindeki gibi mini HDMI girişi olsaydı çok daha iyi olurdu. Buna eksiklik demek yanlış aslında çünkü piyasadaki nadir telefonlarda bu özellik var. Bir temenni olarak belirtmek istedim.
  
Telefonun tasarımından bahsettikten sonra kullanım performansını inceleyelim. Son zamanda piyasaya çıkan Xperia serilerindeki gibi Xperia Ray de Android 2.3.4 işletim sistemini sorunsuca çalıştırabiliyor. Ekran geçişleri, uygulama açılışları, klavyede yazı yazmak, çoklu görüşme yaparken nette dolaşmak vb. tüm işlemleri çok rahat yapabiliyorsunuz. Teknik özellik olarak 1GHz Scorpion processor, Adreno 205 GPU, MSM8255 Snapdragon chipset işlemci grubu ile 512 mb ram başarılı bir performans sergiliyorlar. Cihazın pil performası da yüksek. Her ne kadar çok yoğun ve 3G bağlantısı kullanmamış olsak da ekranın ufak olması ve son güncelleme ile artan pil performansı bizleri etkilediğini söyleyebiliriz. Testlerimiz süresince telefonu gün aşırı şarj etmek güzeldi. Telefonu her gün şarja koymak hatta gün içinde bile arada şarj edilen başka marka telefonlar olduğunu düşünürsek Xperia Ray için diğer telefonlarla arasında büyük bir fark olarak göze çarpıyor.
Xperia Ray üzerinde mini HDMI gibi bir giriş bulunmasa bile görüntüleri yada müzikleri aynı ağa bağlı bulunan televizyon yada bilgisayarınıza kablosuz olarak DLNA teknolojisi sayesinde paylaştırabiliyorsunuz. Bunu yapabilmek için telefon üzerindeki DLNA yazılımını çalıştırmak ve paylaşım yapacağınız cihaza izin vermek yeterli oluyor.
Xperia Ray’de yine diğer xperia serilerindeki gibi yazı yazmak oldukça kolay. Andorid üzerindeki otomatik kelime tamamlama özelliği Sony Ericsson tarafından çok başarılı şekilde kullanılmış. Yazı yazarken hem hızlı olmak hem de parmaklarınız tuşlara göre büyükse birebir doğru yazmanız normal şartlarda imkansız. Ancak kelime tamamlama özelliği ile bakmadan doğru yazmanız mümkün. Yolda yürürken yada otobüste çok rahat yazı yazabiliyorsunuz. İlk zamanlar sözlükte olmayan kelimelere denk gelseniz de bir kere doğru yazdıktan sonra o kelimeleri de otomatik olarak sözlüğe ekliyor. Herhangi bir Xperia modelini teknoloji mağazasında deneme şansınız olursa lütfen yazı yazmayı deneyiniz.
Gelelim telefonun kamera özelliğine. Böyle bir giriş yaptıktan sonra çok olumlu birşey yazmayacağım anlaşılmıştır herhalde. 8MP çözünürlüklü bir kameraya sahip olan Xperia Ray’de diğer kardeşleri Arc ve Neo gibi aynı özellik ve kalitede fotoğraf çekebiliyor. Ürünlerin reklamlarındaki o çok güzel fotoğrafları mağlesef çekemiyorsunuz. Sony Ericsson un bu seviyede yüksek özellikli telefonlarında bu derece düşük kaliteli kameralar kullanmasına anlam veremiyorum. Düşük ışıklarda noise dediğimiz kumlanma çok fazla olmakta. Yeterli aydınlık bir ortamda da çekilen fotoğraf ve videolarda bir miktar yakınlaşıp detaylara baktığınızda keskinlik hüsran verici. Aynı zamanda renklerin tonları da her türlü fotoğrafik ayar yapmamıza rağmen gerçek rekleri yansıtmada uzak kalıyor. İşte birkaç örnek. Fotoğraflar üzerinde oynama yapılmamıştır.
  
  
Bir diğer yetersiz özellik de cihazla beraberinde gelen mikrofonlu kulaklık. Genelde kulak içi tipinde bir kulaklık gelse de Xperia Ray de eski tip kulaklık bulunuyor. Bu kulaklıkları kullanıp müzik dinlediğinizde müzik kalitesi oldukça düşük oluyor. Hele ki radyo dinlemek isterseniz bu eksikliği fazlasıyla hissediyorsunuz.
Sony Ericsson artık Sony markasıyla piyasada yer almaya devam edecek. Bundan sonra piyasaya çıkacak ürünlerde umarım kamera kalitesinde eski yıllarda efsane olmuş K750i modelindeki gibi bir kamera ile aynı zamanda walkman phone serilerindeki gibi bir müzik sistemine kavuşuruz. Bu son bölümlerdeki eleştirilerim harici telefon çok başarılı. Xperia Ray için kullanılan malzeme kalitesi, telefonun performansı ve ufak makul boyutlardaki şık tasarımı için 10 üzerinden 8 puan veriyorum. Sony Ercisson u severek kullanmaya ve ilgiyle yeni çıkacak modelleri takip etmeye devam edeceğiz.