Bu Blogda Ara

2 Mart 2013 Cumartesi

Kriminoloji Nedir?


Kriminoloji kelime anlamı itibariyle suç bilimi anlamına gelmektedir. Uğraş olanı suç ve suçlular olan kriminoloji, suç olaylarını ve suçlu kişileri inceleyen bilim dalıdır.
Bu bilim ile ilgili ilk defa incelemelerde bulunan kişi, Enrico Ferri adında bir İtalyan’dır. Suç bilimi, işlenmiş olan suçların hangi nedenle işlendiğini ve suçu işleyen kişinin davranışlarını bilimsel yolla inceleyip çıkarımlarda bulunur. Bu bilimin doğmasına ise bir İngiliz yazar aracı olmuştur. Thomes More adlı İngiliz yazar, sınırı olmayan suçların daha az hukuki ve ahlaki nitelikler taşıdığını fakat sosyolojik kavramının ne olduğunun arayışına varılması düşüncesi, kriminoloji biliminin doğuşuna neden olmuştur. Söylendiği dönemde pek de farkına varılmayan yazarın bu görüşü, 19. Yüzyılda farkına varılmış ve bir bilim dalı olarak ortaya çıkmıştır.
3348_crime_elements
Bu bilim, ortaya çıkış tarihi itibariyle çok yeni bir bilim dalı olarak karşımıza çıkmaktadır. Daha yeni yeni şekillendiği için, bu bilim hakkında teori ve araştırmalar sürekli değişkenlik göstermektedir. Yani kriminoloji bilimi tam anlamıyla kendini oturtamamıştır. Fakat, bilimin inceleme alanı olan suç ve suçlu faktörleri incelenmekte ve toplum yararına çalışılmaktadır.
İşlenmiş olan bir suçta, öncelikle suçlunun psikolojik durumuna bakılmakta ve yaşadığı ortamlar incelenmektedir. Bu tür araştırmaların dışında, suçlunun beden yapısı da son zamanlarda incelenen olgulardan birisi olmuş durumdadır. Bu türdeki olguların incelenmesindeki asıl amaç ise, suçun çözümlenmesidir, bununla beraber neden yapıldığının bulunması ve de suçun engellenmek istenmesidir.  Bu bilim, araştırdıkları itibariyle ceza hukukuna oldukça büyük katkılar sağlamakla birlikte suçun engellenmesi konusunda fikir sunmaktadır.
3348_kriminonolji-e1356052483673
18. yüzyıldan itibaren hep düşünülen suçu önleme arzusu, suçların toplu bir halde engellenmesi düşüncesinin yerine geçmiştir.  Suç bilimi sayesinde suçluya verilen cezaların amacı, sadece ceza düşüncesinden çıkarak ıslah düşüncesine doğru yönelmiştir. Araştırdıkları itibariyle tıp, psikiyatri, psikoloji ve sosyoloji bilimleri suç bilimiyle ilişki halindedir. Bir nevi toplumu da araştıran kriminolojiye bilim insanları tarafından Toplum doktorluğu ismi verilmiştir. Fakat burada sosyolojiyle, kriminolojinin ayrımını yapmak önemlidir. Sosyoloji toplumu incelerken, kriminoloji genel anlamda; işlenen suçun özelliklerini, suç biçimleri, suçlu kişinin topluma geri kazandırılması, suçun ve suçluluğun neden olduğu ve işlenmiş olan suçun sosyal düzene etkilerini araştırma konusu olarak kendisine seçmiştir.
Suç bilimi kendi içerisinde ikiye ayrılmaktadır:
*Teorik Kriminoloji: Suç biliminin bir alt dalı olan teorik kriminoloji, suç psikolojisi, antropolojisi, sosyolojisi, psikiyatrisi ve penoloji dallarında çalışmaktadır.
*Uygulayıcı Kriminoloji: Bu alt dal ise, suç profilaksisi, suç siyaseti ve bilimsel polis dallarında topluma hizmet etmektedir.
Kriminoloji bilimi, son yıllarda çok büyük aşamalar kaydetmiş durumdadır. Suç ve suçlu üzerine yapılan detaylı araştırmalar, suç kavramını azaltmaya yönelik durumlara katkılarda bulunmaktadır.

Aura Nedir? Etkileri Nelerdir?


Aura kavramı, bütün dünya varlıklarında ortak olarak bulunan ve Teofizide kullanılan bir kavramdır. Her insanda, vücudu sarmalanmış halde bir elektromanyetik alan bulunmaktadır. Bedeni sarmalayan bu elektro manyetik alana aura adı verilmektedir.
Bu alan, aynı zamanda bir kalkan görevi de üstlenmektedir. Auranın güçlü veya güçsüz olması, birçok durumu etkileyen bir faktörü oluşturur. Örnek verilecek olunursa, aurası güçlü olan kişiler, hastalıklardan ve negatif durumlardan daha fazla uzak kalmayı başarırlar. Aurası zayıf olan kişilerde ise bu durum tam da tersini ifade etmektedir. Bu kişiler, fiziksel anlamda daha çabuk ve sık olarak hastalanmaktadırlar.
Aura, iki farkı türde bulunmaktadır. Bu farklı çeşitler, Spritüel ve Eteriktir. Etetik aura, insanlar tarafından görülebilme özelliğine sahiptir. Çünkü Etektik aura, insan bedenine yaklaşık olarak 20 cm uzaklıkta bulunmaktadır. Dünya üzerinde yer alan canlı veya cansız her nesnenin aurası bulunmaktadır. Fakat burada bir ayrım söz konusudur. O ayrım da, canlı varlıkların auroları daha kolay ve net olarak saptanabilmektedir. Bunun nedeni ise, canlıları meydana getiren atomların daha aktif yapıda bulunmalarıdır.
3385_the-aurVücut içerisinde çeşitli güç merkezler yer almaktadır. Bu güç merkezlerine ise, çarka adı verilmektedir. Vücudu sarmalayan aurayla çakralar birlikte çalışmaktadır. Aura, beyaz ışığı emme özelliğine sahiptir. Aura tarafından emilen beyaz ışık, çakralara iletilir.
İnsan aurolarının renkleri bazı faktörlere göre farklılık göstermektedir. Bu faktörler, insanların gelişmesi ve ruh durumudur. Dünyada akla gelen her şey, titreşim halindedir. Durum böyleyken, insan auroası ise evrenle titreşim halinde bulunmaktadır. Bunun yanında auralar, çevrede bulunan kişilerin auralarıyla da etkileşim içerisindedir. Kişilerin auraları arasındaki etkileşim uzun sürerse, her geçen zamanda enerji alışverişi de paralel olarak artış göstermektedir. Auraların bir diğer özelliği de, katmanları olmasıdır. Etetik kısımda, evrenden ve etrafta bulunan canlılardan yaşam enerjileri gelir ve bu enerjiler aktarılır. Yine psikolojik alandan bakıldığında, ruhsal dünya ile birtakım bağlantı akışı gerçekleşmektedir. Zihinsel alanın çalışma konusu ise, düşünme şekli ve mantıktır.
3385_aura
Auralar Nasıl Gözükür?Kişilerin kendi eterik aurasını görebilmek mümkün bir durumdur. Bu işlem için yarı karanlık bir odaya geçilmeli ve burada rahat bir yere oturulmalıdır. Oturduktan sonra eller hızla birbirine sürtülmelidir. Bu sürtme işlemi 30 saniye kadar olmalıdır. Sürtme işleminin ardından iki eli, avuç içi birbirine bakar şekilde mesafeli bir şekilde tutmak gerekir. Ardından mesafe bozulmayacak şekilde eller ileri ve geri olacak şekilde hareket ettirilir. Sonra gözlerle avuç içlerle dikkatsiz bir şekilde bakılmalıdır. Avuç içlerinde duman gibi bir şey gözükmeye başlar. Bu dumana benzeyen şey auradır. Bu işlem eğer her gün tekrarlanırsa, aura rengarenk gözükmeye başlayacaktır.
Başka insanların eretik aurasını da görmek mümkündür. Bunun için aurası görülmek istenen kişiye 2 metre bir mesafede durulur. Bu kişiye, odaklanmadan bakılır. Bir süre sonra karşıdaki kişinin aurası görülmeye başlanacaktır. Aurolar, kişilerin ruh durumlarına göre şekil alırlar. Öyle ki yaşamda mutlu olan kişilerde aurolar kesiksiz ve renkliyken, mutsuz kişilerde durum tersidir. Mutsuz kişilerin aurası gri ve kırıklı yapıdadır.

Yön Bulma Yöntemleri Nelerdir?


Yön bulma kavramı, oldukça önemli bir kavramdır. Hele ki doğayı seviyorsanız ve maceracı bir yapınız varsa, bu kavram önemini daha da artırmakta ve kesinlikle bilinmesi gereken bir olgu olmaktadır.
Özellikle doğada dolaşırken kaybolduğunuz’da can simidi konumunu alan yön bulma, çok farklı metodları bulunmaktadır. Bu metodlar sayesinde, gidilecek yere kolayca ulaşılır ve kaybolma tehlikesi yaşanmaz. Yön bulmada en çok bilinen ve uygulanan yöntem, arazide bulunulan konumu güneşin konumuna göre ayarlanmasıdır. Öyle ki, arazi nerede olursa olsun güneşin doğduğu taraf doğuyu gösterir.
Burada sağ kol doğu tarafına, sol kol batı tarafına çevrilirse ön taraf kuzeyi arka taraf ise güneyi gösterecektir. Bu yöntem en bilinen yöntem olmakla birlikte yön bulmada uygulanan daha farklı yöntemlerde bulunmaktadır. Bu yöntemler, pusula, çubuk, karınca yuvaları, mezar taşları, kutup yıldızı, ağaçlardaki yosunlar ve camilerdir.
Pusula, yön bulmada en çok kullanılan araçlardan birisidir. Konum ne olursa olsun pusulalarda yer alan gösterge daima olarak kuzey yönünü göstermektedir. Diğer yönler de, pusulada yer alan yönlere göre oldukça rahat bir şekilde belirlenerek, rahatlıkla yön bulunmaktadır.
pu3
Yön bulmada bir diğer yöntem, çubuk metodudur. Bu yönteme özelikle filmlerde oldukça fazla rastlanılmaktadır. Aynı zamanda çubuk yöntemi, yön bulmada kullanılan en eski yöntemlerden birisi olma özelliğini de taşımaktadır. Bu yöntem için yaklaşık 1 metre uzunluğunda çubuk gerekmektedir. Bu çubuk yere dikilir ve ardından gölge yönü izlenir. Öğle zamanında gölge en kısa uzunluktadır. Bu en kısa uzunluk, kuzey yönünü göstermektedir. Bu yöntem için güneş tam tepeye ulaşmadan çubuğun oluşturduğu gölge işaretlenir. Ardından bir gölge noktası daha işaretlenir. İlk işaretlenen noktaya sağ ayak, ikinci işaretlenen noktaya ise sol ayak yerleştirilir. Bu komumdaki yön, kuzeyi işaret etmektedir.
Camilere bakılarak da, yön belirleme işlemi yapılabilmektedir. Camilerde yer alan mihrabın karşısında bulunan giriş kapıları, kuzey yönünü göstermektedir. Şerefeye doğru açılan kapılar ise, güney yönünü işaret eder. Camilerin yanı sıra, kiliseler yardımıyla da yön bulunabilmektedir. Kiliselerde yer alan kilise çanı, daima kilisenin batısında bulunur. Bu yön yardımıyla diğer yönler hesaplanabilir.
pu4
Yön bulmada kullanılan bir diğer yöntem olan karınca yuvaları adeta efsaneleşmiş durumdadır. Eğer bir karınca yuvasına rast gelinirse, yön bulma işlemi oldukça basit bir hale bürünecektir. Çünkü karıncaların yaptıkları yuvalar, daime güney yönünü göstermektedir.
Hiç şüphesiz ki yön bulmada bilinirliliği çok fazla olmadığı için pek kullanılmayan yöntem yosunlardır. Pek bilinmese de, yosunlar yardımıyla da yön oldukça basit bir şekilde bulunabilmektedir. Ağaçlarda ya da taşlarda meydana gelen yosunlar, kesinlikle ağaçların ve taşların kuzeyinde oluşmaktadır. Bu yön sayesinde diğer yönler de belirlenebilmektedir.
pu2
Müslüman ve Hıristiyan mezarlıklarıyla da yön bulma işlemi gayet kolay bir şekilde yapılabilmektedir. Müslüman mezarlığında baş kısım batı yönünü, ayak kısmı doğu yönünü yüz ise güney yönünü göstermektedir. Hıristiyan mezarlarında ise, başlar güney yönünü işaret etmektedir.
Kutup yıldızı da, yön bulma işleminde kullanılan bir yöntemdir. Gece karanlık gökyüzünde kutup yıldızı görünürse, ön taraf kuzey yönünü işaret edecektir.

Elizabeth Kübler Ross’un Ölüm Süreci


Psikiyatrist E. Kübler-Ross’a göre ölüm süreci belirli evrelerden geçmektedir. Kübler-Ross 1969 yılında ölümcül hasta olan 2000′den fazla hastayla yaptığı görüşmelere dayanarak ölme sürecinin beş evresinin olduğunu saptamıştır. Kübler-Ross eğer ölüm aniden olmamışsa( trafik kazası, kalp krizi, silahla öldürülme vb. ) ve ölmekte olan kişi neler olup bittiğinin farkındaysa ölme süreci beş evreden geçmektedir demiştir.
- REDDETME: Birinci evrede kişi ölümün yakın olduğunu inkâr eder. Bu evrede kişi ölümü kendisine hiç yakıştıramaz ”hayır bu doğru olamaz, ben ölemem, bunda mutlaka bir yanlışlık vardır” biçiminde düşünerek ölümü kendisinden uzaklaştırmaya çalışır. Kişinin öleceğini duyduğunda ilk verdiği tepki ölümü inkâr etmek olmaktadır. Aslında kişi ölümün bu dünyada var olduğunu bilmekte ancak kendisinin öleceğini kabul etmemektedir. Birçok hasta bu haberi ilk aldığında mutlaka tetkiklerde bir yanlışlık vardır diye düşünerek daha olumlu sonuçlar alabilmek için başka doktorlara giderler. Ancak gidilen her doktordan ve yapılan her tetkikten aynı sonuçlar alınınca kişi ölüm sürecinin ikinci evresine geçer.
3401_imagescli
- ÖFKE: İkinci evre kişinin öfke duyduğu evredir. Kişi burada bazı şeyleri sorgulamakta neden ben, neden Ayşe değil, Fatma değil, Mehmet değil de ben ölümle karşılaşmak zorundayım vb. soruların cevabını aramaktadır. Kişi bu evrede ölümün varlığını kabul etmekte ancak kendisinin öleceğinden dolayı büyük bir öfke duymaktadır. Ölecek kişinin yakınları hastanın bu öfkesini anlamakta çok zorlanırlar. Çünkü henüz kendileri ölümle karşı karşıya durmuyorlardır. Kişi öfkesini, belli sorgulamalardan ve düşünmelerden sonra bastırabilir ve ölüm sürecinin üçüncü evresine geçer.
- UZLAŞMA( PAZARLIK ) : Kişi bu evrede bazı pazarlıklar yaparak uzlaşma yolu arar. Pazarlığı Allah’la doktorla veya başkalarıyla yaparak ölümü ertelemeye ve biraz daha fazla yaşamaya çalışır. Allah’a dua ederek, başka tedavi yolları arayarak ömrünü uzatmaya çalışır. Kişi bütün bu çabaların ardından artık ölümle uzlaşmıştır. Yani çabalarının karşılığında belki biraz ölümü erteleyebilse de sonucun değişmediğini anlamıştır. Ölümle uzlaşma sağlandıktan sonra kişi dördüncü evreye geçer.
3401_imagesrg
- DEPRESYON: Bu evrede kişi artık ölüm gerçeğini inkâr etmekten vazgeçmiştir. Öleceğini inkâr etmekten vazgeçen kişi büyük bir ruhsal çöküntü içine girecek ve sevdiği her şeyi, herkesi bırakma sürecine yaşayacaktır. Bu evre öfkenin yerini depresyona bıraktığı evredir. Kişideki depresyon had safhada ise bazı müdahaleler gerekebilmektedir. Depresyon evresinin bitmesiyle kişi kabul evresine geçer.
– KABUL ETME: Bu evre artık son noktadır. Kişi hazin sonunu derin derin düşünmektedir. Ölümden kaçışın olmadığını, her canlının bir gün mutlaka ölümü tadacağını bilmekte ve bunu kabul etmektedir. Kişi bu gerçekle yaşamayı doğru bulur ve artık ölüme hazırdır. Ancak bir insanın ne kadar ölüme hazır olduğu asla kesin bilinemez. Kişi ne kadar ben ölüme artık hazırım dese de son ana kadar içinde ki umut devam edecek ve bir mucize bekleyecektir.

Kuark Nedir? Çeşitleri Nelerdir?


İlk olarak ismi 20.yüzyılın başlarında telaffuz edilmeye başlanan “kuark” kavramı, bilim ve fizik dünyasında çoğu şeyi değiştirmiştir.
Kuark, özellikle maddenin en küçük yapıtaşı olan, bölünmeyen atomla ilgili bilgilerin değişmesine yol açmıştır. Aynı zamanda, kuarkların keşfedilmesinin ardından, madde modelleme sistemi de baştan yorumlanmıştır.
Kuarkların keşfiyle yeniden yorumlanan madde modelleme sistemi, standart model olarak kabul edilir ve bilim dünyasına katkı yaptığı isimlerle bilinir. Günümüz bilim dünyasında kuarkın tanımı, bir maddenin temel bileşeni olduğu kabul edilen temel parçacıklardır. Kuarklar, maddenin hadronlarını oluşturan en küçük yapı yaşını oluştururlar. Aynı zamanda bu temel parçacıkların daha küçük parçalara ayrılamayacağı söylenmektedir.
Aslında kuarklar üzerinde son yıllarda oldukça geniş çaplı araştırmalar yapılmaktadır. Deneylerle yapılan araştırmalardan en meşhur deney, Cern deneyidir. Bu deney, dünyanın oldukça yakından takip ettiği bir deneydir ve kuarklar bu deneyle birlikte oldukça popüler bir hale gelmiştir. Dünya çapında oldukça bilinir bir deney olan Cern deneyi, maddelerin temel yapı taşları yani kuarklarından bir tanesi olan ve Higss parçacığı adı verilen kuark üzerinedir. Deneyde, bu parçacığın yapısı ve davranışları analiz edilir. Tanrı parçacığı adı da verilen bu kuark, kuark kavramının dünya çağından kendine oldukça önemli bir yer edinmesine vesile olmuştur.
3413_kuark11
Maddenin en küçük yapı taşı dendiğinde akla ilk olarak atom gelmektedir. Atomun da çeşitli parçaları bulunur. Bunlar atom çekirdeğini meydana getiren nötron ve protonlardır. Hep bilinen protonlar ve nötronların haricinde atomların alt seviyelerinde de başka parçacıkların olduğunun deneylerle ortaya çıkması, fizik dünyasına yepyeni bir soluk getirmiş ve fizik bilimi yepyeni bir döneme girmiştir.
Atom altı seviyelerdeki parçacıkların adı olan kuarkların bulunuşu, insanlık tarihinin en büyük deneyi olma özelliği taşıyan Cern Deneyinin yapılmasına neden olan etkenin bir diğer adıdır.Atom altı seviyede bulunan kuarklar, kesinlikle yalnız bir şekilde gözlemlenemezler. Bunun nedeni ise, Renk Hapsi adı verilen bir fizik olgusudur. Kuarklar, yalnız gözlemlenemediği gibi hadron denilen parçacıklar halinde bulunurlar. Bu nedenle, bilim adamları kuarklar hakkında edindikleri tüm bilgileri hadronları sayesinde elde etmişlerdir.
3413_kuark
Kuark Çeşitleri Nelerdir?Ortaya çıkışı fizik biliminin dönemini değiştiren atom altı parçacıkların incelenmesi sonucunda, 6 farklı tipte kuark olduğu anlaşılmıştır. İsim olarak yukarı, aşağı, tılsım, acayip, alt ve üst gibi isimler verilen bu kuarkların farklı kütlesel özellikleri bulunur. Aşağı ve yakarı ismi verilen kuarklar, en düşük kütleli kuarklar olma özelliği taşır. Parçacık bozulması denilen fizik olayı sonucunda ağır kuarklar, en hafif parçacıklar olan yukarı ve aşağı kuarklara dönüşür. Bu durum, evrende en fazla aşağı ve yukarı ismi verilen parçacıkların bulunmasına yol açar.
Cern Deneyinin asıl konusu olan ve gözlemlenmek istenen Higgs parçacığı ve diğer kuark türleri, çok yüksek enerji düzeylerinde meydana gelen olaylarla açığa çıkmaktadır. Örnek verilecek olunursa, enerji seviyesi oldukça yüksek olan kozmik ışımalarda tılsım, acayip, alt ve üst kuarklar oluşmaktadır.

Anestezi Nedir? Nasıl Yapılır? Türleri Nelerdir?


Anestezi kavramı tıp biliminde kullanılan bir kavramdır. Genellikle ameliyatlarda kullanılmaktadır. Tıp bilimindeki anlamı ise, vücudun bütününün ya da sadece belirli bir kısmının bazı uygulamalar sayesinde ağrıya duyarsız bir hale getirilmesi ya da halk arasında uyuşturulmasıdır .
Anestezinin fonksiyonuna bakıldığında, bu işlemin kesinlikle uzmanlık gerektiren bir işlem olduğu çok rahat bir şekilde anlaşılmaktadır. Bu kavram başlı başına bir bilim dalıdır ve bu bilim anesteziyoloji ismiyle anılmaktadır. Anestezinin iki farklı türü bulunur. Bu türler; lokal ve genel anestezilerdir. Bu anestezi türleri, anestezi uygulamasının bilincin açık veya kapalı olmasını ifade eder. Genellikle iki farklı türde uygulanmakta olan anestezi uygulamaları, cerrahi müdahaleler esnasında kişinin acı hissetmemesini sağlamaktadır. Hastanın müdahale esnasında herhangi bir acı ya da ağrı hissetmemesi için kullanılan çeşitli maddeler bulunur. Bu maddelerin genel adı ise anestezik adıyla anılmaktadır.
3432_anesteziLokal AnesteziBu anestezi türü, cerrahi müdahale esnasında bedenin sadece belirli bir bölgesinin ağrı ve acıya duyarsız bir hale gele gelmesini sağlamaktadır. Lokal anestezide uygulamanın yapıldığı bölgede bulunan duyumsama hissi ortadan kaldırılır be böylece hastanın herhangi bir acı ve ağrı hissetmemesi sağlanır. Lokal anestezide bilinç kaybı söz konusu değildir. Yani bu anestezi türüyle uygulama yapılırken hasta kişi kendindedir ve dış uyaranlara karşı tepki verebilir. Uyanık olan hasta sadece uygulamanın yapıldığı bölgeyi hissetmez.
Cerrahi müdahalelerde lokal anesteziler, çoğu zaman hayati risk bulunmadığı  durumlarda uygulanmaktadır. Kısacası bu anestezi türü, genellikle herhangi bir hayati tehlikesi bulunmayan hastaların müdahalelerinde kullanılmaktadır. Lokal anestezide uyuşturulan bölgenin durumu düzeldikten sonra kişide çeşitli yan etkiler görülebilmektedir.
Bu uygulama için kullanılan kimyasal maddenin uyuşturulan bölgedeki etkisi azalır ve kişi bu bölgedeki duyumsamasını tekrardan kazanmış olur. Bu da gene olarak, ani ağrıların gelişmesine neden olmaktadır. Genellikle lokal anesteziden sonra çoğu kimsede görülen bu ağrıların haricinde kişide mide bulantısı, baş ağrısı ya da yüksek ateş gibi yan etkiler de görülebilmektedir.
3432_lokal-anestezi-300x246
Genel AnesteziAnestezinin bir diğer türü olan genel anestezi türü, halk arasında narkoz diye de bilinmektedir. Genel anestezinin lokal anesteziden farkı ise, bu anestezi türünde hastanın bilinci kapanmaktadır. Duyumsamanın kapanması paralel olarak bilincin kapanmasıyla gerçekleşir. Hastada yaşanan bu bilinç kaybı ise kalıcı değil geçici özelliktedir. Toplumda daha çok narkoz adıyla eş değer tutulan genel anestezi kavramı, aslında narkozla tam olarak eşdeğer düzeyde değildir. Çünkü narkoz, bilincin kapanmadığı ama duyumsamanın yok olduğu durumlarda da kullanabilme özelliğine sahiptir. Bu özellik, narkozu genel anesteziden ayırmaktadır. Çünkü genel anestezide bilinç tamamen kapanır.
Lokal anestezide olduğu gibi genel anestezide de çeşitli yan etkiler görülebilmektedir. Bu yan etkiler, kişinin vücut yapısına, kullanılan kimyasala, uygulamanın ne kadar sürmesine ve uygulamanın türüne göre farklılıklar gösterir. Yani genel anestezi sonucu sayılan bu nedenlerden dolayı çok farklı etkiler görülebilmektedir. Yan etkiler farklılık gösterir.

Nörotransmitter Nedir?


Nörotransmitterler, beyin kimyasalları olup vücudun ürettiği hormonlardır. Nörotransmitterler, sinaps bölgesindeki boşluğa gelen iletinin, mesajın, bilginin daha kolay atlamasını, yani karşı tarafa geçmesini sağlar.
Nörotransmitterler, sürtünme kuvvetini azalmış gibi elektrik akımının yani bilginin daha hızlı hareket etmesini sağlamaktadırlar. Örneğin üstüne örtü örtülmüş bir masanın üzerinde duran silgiyi elinizle ittiğinizde örtüden kaynaklanan sürtünme kuvveti çok olduğu için silgi hızlı hareket edemez. Ancak örtüyü kaldırdıktan sonra masanın üzerindeki silgiyi iterseniz sürtünme kuvveti azaldığı için daha hızlı hareket edecektir.
Bu örnekte olduğu gibi nörotransmitterler,  sürtünme kuvvetini azaltmış gibi iletinin, mesajın yani elektriksel akımın çok daha hızlı bir şekilde karşı tarafa geçmesini sağlar. Bundan dolayı da nörotransmitterlerin en önemli faaliyeti bilginin, iletinin çok daha hızlı bir şekilde karşı tarafa geçmesini sağlamaktır. Nörotransmitterlerin bu faaliyetleri insanların daha kolay öğrenmelerine yardımcı olmaktadır.
Öğrenme faaliyeti iki beyin hücresinin yani nöronların birbirlerine yaklaşmasıyla gerçekleşmektedir.  Bu yakınlaşma bir nöronun aksonu ile diğer nöronun dendritinin birbirlerine yakınlaşmasıyla meydana gelir. Bu yakınlaşma aslında tam bir birleşme olmayıp arada bir boşluk kalmaktadır ki bu boşluğa “sinaps boşluğu” adı verilir. İşte nörotransmitterler bilginin bir nörondan diğerine geçebilmesi için aradaki sinaps boşluğunda görev yaparak bilginin bu boşluktan hızlı bir şekilde diğer nörona geçmesini sağlar. Öğrenilen bilgi ne kadar çok tekrar edilirse bu boşluk arasındaki bağlantı o kadar güçlü olmakta ve bilgi hem daha hızlı hem de daha kolay hatırlanabilmektedir.
3418_erikrrf
EN ÖNEMLİ NÖROTRANSMİTTERLER
-ACH( ASETİL KOLİN) : Dikkat, bellek, öğrenme, hafıza ile ilgili olan bir nörotransmitterdir. Asetil kolin nörotransmitterinin fazla olması titreme vb. hastalıklara neden olurken eksikliği felç olma riskini artırmaktadır. Alzheimer ve unutkanlıkla ilgili olan rahatsızlıklarda asetil kolin eksikliğinden kaynaklı bir sorun olduğu düşünülmektedir.
-DOPAMİN: Dopamin, heyecanla ilgili olan bir kimyasaldır. Yani insanın heyecanlanma sırasında salgılamış olduğu bir nörotransmitterdir. Dopamin hormonunun fazlası şizofren hastalığına neden olurken azlığı Parkinson rahatsızlığına neden olmaktadır.
-SERATONİN: Seratonin mutluluk hormonudur. Seratonin nörotransmitterinin azlığı kişinin depresyona girmesine neden olur. Seratonin kimyasalının fazla olması ise kişiyi manik yani gereğinden fazla mutlu, gereğinden fazla hareketli yapmaktadır. Manik-depresif mevsimsel duygu durum bozukluğudur. Manik-depresif hastalar kışın daha depresif olurlarken yazın daha mutlu olurlar. Çünkü güneş ışığı seratonin hormonunun artmasında etkili olmaktadır.
-NOREPİNEFRİN: Öğrenme ve bellek üzerinde etkili olan bir nörotransmitterdir. Bu kimyasalın azlığı hafıza sorunlarının yaşanmasına neden olur.
3418_imagesefe
-ENDORFİN: Ağrı ve acıyı kesen ağrının ve acının hissedilmesini engelleyen bir kimyasaldır. Örneğin bir kişinin bileği burulduğu zaman ilk burkulma anında kişi çok fazla ağrı hissetmez. Ancak bir süre sonra bacak şişmeye başlar ve yavaş yavaş ağrı artar ve kişi artık ağrıyı büyük ölçüde hissetmeye başlar. Ağrının bir süre sonra hissedilir derecede artma sebebi, salgılanan endorfin hormonun zaman geçtikçe etkisini kaybetmesidir.
Endorfin hormonu, beyine direk enjekte edildiğinde herhangi bir uyuşturucudan 120 kat daha etkili olurken kandan yani damardan enjekte edildiğinde 3 kat daha etkili olmaktadır. İnsanın kendi bedeninin ürettiği bu uyuşturucu birçok sakinleştirici ve suni uyuşturuculardan çok daha iyi bir ağrı kesici olmaktadır.