Bu Blogda Ara

5 Mayıs 2012 Cumartesi

ilk epilasyon nasıl olmuştur? nasıl gerçekleşmiştir?


İlk Epilasyon
Bir sonraki adımda geliştirilen lazer diode(810nm) lazerlerdir. Bu dalga boyu kıl kökündeki melanin tarafından en iyi tutulmaktadır ve ışın biraz daha derine ulaşabildiğinden etkisi bir önceki lazerlere göre daha başarılıdır. Ancak hala yüksek deri melanini tutulumu nedeniyle koyu tenli kişilerde çok başarılı olamamaktadır. Yine dalga boyunun kısalığı 2mm den derindeki köklere etkisini sınırlamaktadır. Alexandrite ve Diode lazerler 2mm den daha derindeki kıl köklerine enerjiyi ulaştırabilmek için kılın kendisini ısı iletkeni olarak kullanırlar. Bu yolla daha derindeki kökler de etkilenir. Ancak çok derin köklerde köke ulaşabilen enerji kökün germinatif(doğurucu) tabakasını yok etmeye çoğu zaman yeterli değildir. Bu nedenle uygulama sonrası etkilenen kıl dökülür ancak bir süre sonra yeniden çıkma şansı yüksektir.
Bu aralıktaki dalga boylarının yüksek deri melanini emilimi nedeniyle koyu tenli kişilerde başarı oranı düşük ve risklidir. Açık tenli kişilerde ve özellikle ayva tüylerinde başarı oranı yüksektir. Son zamanlarda geliştirilen radyofrekans ile kombine (ELOS= elektro optik sinerji) cihazlar daha çok başarıyı garantilemektedir. Ancak dalga boyunun uzunluğu daha ağrılı olmasını da sağladığından Nd-YAG lazerler çoğu epilasyon müşterisine alexandrite ve diode lazerler kadar kolay katlanılabilir gelmemiştir. Bu nedenle Kliniğimize ağrısızepilasyon konusunda da en başarılı Nd-YAG lazeri seçtik.
Nd-Yag lazerler, dalga boyunun en derin köklere bile ulaşabilirliği ve düşük deri melanin tutulumu nedeniyle her mevsim bronz-koyu tenlerde güvenle ve etkili kullanılabilirliği yüzünden kalıcı epilasyonda en başarılı lazerlerdir.Kliniğimizde kullandığımız lazer \’\'Sciton Profile Nd-Yag lazer\’\'dir. Non-Sequential (Sırasız ) bilgisayar kontrollu atış sistemi, ile uygulayıcısının cildi yakma riskini ortadan kaldırmıştır. Hiçbir atış ne üst üste ne de yan yana gelmemekte ve 9cm\’2 alanda hiçbir nokta atlanmamaktadır.I- VI ,Cilt tipleri ve bronz tenlerde dahil olmak üzere 4 mevsim kesintisiz kullanılabilen ve tüm kıl renklerinde ve tiplerinde lazer epilasyon yapma yeteneğindeki dunyadaki tek lazer sistemidir.
Epilasyon amaçlı en son geliştirilen lazerler Long pulse Nd-YAG (1064nm)lazerlerdir. Dalga boyu uzun olduğu için lazer ışını en derin kıl köküne(4 mm) bile ulaşabilmektedir. Ulaşan enerji kılın germinatif tabakasını yok edebilecek düzeydedir. Işının derideki melanin tarafından tutulumu da çok az olduğundan bronzlaşmış ve hatta siyah tende bile başarılı olmaktadır.
Epilasyon amacıyla ilk kullanılan lazerler Ruby lazerlerdir. Dalga boyunun kısa olması nedeniyle lazer ışınının çoğu kıl köklerine ulaşamaması ve büyük bir kısmının derideki melanin tarafından emilmesi nedeniyle epilasyonda başarılı olamamıştır. Daha sonra daha uzun dalga boyuna sahip(755nm) alexandrite lazerler ortaya çıkmıştır. Bu lazerler epilasyon için üretilmiş hızlı ve ağrısız olarak son derece başarılı lazerler olarak yaygın olarak kullanılmaktadır ancak dalga boyunun derideki melanin tarafından yüksek oranda tutulumu nedeniyle koyu tenli kişilerde, ince ve açık renkli tüylerde başarı oranı düşüktür. Kliniğimizde Bu alanda üretilmiş en başarılı lazerlerden olan hava soğutmalı Alexandrite Apogee 5500 lazer mevcuttur.
Foto EpilasyonEpilasyon amacıyla yaygın olarak kullanılan bir diğer cihaz tipi IPL(intense-pulsed-light) cihazlarıdır. Bu cihazlar tek bir dalga boyunda ışından ziyade ışığın filtrelenmesi ile belli bir dalga boyu aralığında (600-950nm gibi) ışınlar üretirler. Işın huzmeleri lazerlerdeki gibi birbirine paralel (koherent) değil düzensiz(non-koherent) dir.
http://www.bilgiler.gen.tr

ruhani rüyalar nelerdir (rüya tabirleri)

Bu rüyalar bazen tekrarlanır. Her hangi bir uyarıcı olmadığı halde üst üste belli bir olay veya nesne görülür. Bu rüyaların bir kısmı açıktır, bazısı oruma muhtaçtır. Çoğu zaman rüyanın görülmesinden birkaç gün sonra işaret ettiği olay gerçekleşir. Gerçekleşene kadar gerçek manasının ne olduğundan emin olamayız. Ancak tecrübelerimizi biriktirerek rüyalarımızın dili konusunda bir kanaate ulaşabiliriz. Bu rüyaların yorumlanmasında rüyanın görüldüğü zaman, rüyayı gören kişinin hayat hikayesi ve kişiliği gibi unsurlar dikkate alınmalıdır. Çünkü bir rüya herkes için aynı manaya gelmeyebilir. Örneğüin kırsal kesimde yaşayan birisi için ev yapımı ekmek kısmet manasında olabilir, ama şehirli için, geçim darlığ manasına gelebilir. Yine mevsiminde görülen meyve nasip manasına gelebilir, ama mevsimsiz görülen bir meyve bilhassa ekşi veya sarı ise, hastalık gibi bir şeyi işaret edebilir.
http://www.bilgiler.gen.tr

kabus rüyalar (rüya tabirleri)

Bu rüyhalar normal bir seyirle başlasa da gittikçe kaygı ve huzursuzluk sebebi olurlar. Kabus dediğimiz bu rüyalar, sıkıntılı olduğumuz zamanlarda, sinir sistemimizin zayıfladığı dönemlerde, yalnızlık çektiğimiz, duygularımızın yoğun olduğu zamanlarımızda sıklıkla görülür. Hemen herkes hayatında birkaç kere kabus görmüştür. kabusun sonuna doğru rüya aleminde oldğumuzu hissedip uyanmaya çalışabiliriz. uyanamadığımız için yahut uyandığımızı zannettiğimz halde hala kabusun devam etmesi yüzünden korku hissederiz. bu rüyaları sık sık göryorsak sorunlarımıza çare aramamız uygun olur. Böyle durumlarda asla aşırı endişeye kapılmamalıdır. Çünkü insana Allah’tan başka kimse zarar ve fayda veremez.
\http://www.bilgiler.gen.tr

biyolojik ve duygusal rüyalar (rüya tabirleri)

Bunlar ihtilam olmak gibi, çok aç ve susuz bir kişinin yiyecek içecek görmesi gibi bedenden kaynaklanan rüyalardır. Bir kısmı da o günlerde meşgul olduğunuz duyguların tesiriyle görülür. Kaygı, korku, kuşku, hefret, arzu, hayal kırıklığı gibi birçok his rüyalarar tesir eder. Bu rüyalar içsel konuşmalardır, zihnin yazdığı senaryolar gibidir. Çoğunlukla fazla uyuduğumuzda, son REM dönemimizde görülen, film gibi uzun ve detaylı rüyalardır.
http://www.bilgiler.gen.tr

rüyalar neden simegeseldir (rüya tabirleri)


“Rüyaların unutulmuş bir dil olduğunu” söyleyen E. Fromm gibi birçok düşünür, simgelerle anlaşmanın ruhun kadim bir ayeti olduğunu düşünmektedir. Modern dünya ruhun bir üstü kapalı dilden gittikçe uzaklaşıp rasyonel bir mantık seviyesine gelirken bir dili unutmuş gibidir. Ancak rüyalar ve sanatkaraların dışavurumları gibi birçok alan, simgelerin hala insan bilinçdışı için geçerli bir dil olduğunu göstermektedir.
Bazı düşünürlere göre rüyaların simge dilini kullanmasının nedeni, “bilincin sansür mekanizmasını geçme çabasıdır.” Bu görüşe göre bilinçdışımız, utanç ve nefret uyandıran bazı hislerini bilincin sansüründen geçirebilmek için simgelerle ifade etmektedir. Bu görüş, daha çok Freudyen bir yaklaşıma ittir. Bu görüşe göre rüyalar baskılanmış cinsel ve saldırgan duyglarımızın deşarjından ibarettir. Bu tip yorumlara göre hemen her simge ya cinsel, ya egoizm, saldırganlık gibi manaları gizler.
Bir diğer görüşe göre ise rüyaların simgeleri arketiplerle ilgilidir. Çağlar boyunca insanların rüyalarının ortak bir dili olmuştur. “Arketip” kavramının sahibi olan Jung her ne kadar bu kavramla neyi ifade ettiğini yeterince açıklayamamış ise de, onun genel rasavvurlarına ve başlıca arketiplerine bakılırsa bunlar kolektif şuuraltı birikimin dilidir. Jung’g göre başlıca arketiple anne, mana, gölge, anima animus ve persona gibi iç ve dış dünyamızın temel rolleridir. Ona göre mesela rüyada suya girmek, “anne arahmine geri dönme özlemini anlatır. bu rüyada anne arketipi su kılığına girmiştir. Bunun gibi arketipler birbirinin kılığına da girebilir, mesela baba, otorite simgesi olarak, hayatımızdaki otoriteleri simgeleyebilir. Jung’un çalışmaları, astroloji gibi kadim bilimlerdenesinlenmelerle doludur. ve günümüzde New Age çevrelerinde oldukça popülerdir.
İslam bilginleri de rüyaların neden simgeler şeklinde olduğuna yorumlar getirmişlerdir. İbni Haldun’a göre rüyanın simgelsel bir dil kullanmasının nedeni “rüyalarda ancak simgelere büründürüldüğü zaman hatırlanabilecek latif (soyut) varlıkların görülmesidir.”
“Rüya ruhani bir şey olup, uykuda iken insani olan ruhun, manalar alemine dalması sonunda, gaipten kendisine akseden varlıkların şekil ve suretini bir anda görmesinden ibarettir. çünkü kişi uyku halinde ten ve maddi şeylerle olan ilişiğini kestiği için (diğer ruhani varlıklar gibi o da ruhani bir varlık şeklini alır) gaybi aleme yönelir melekleri ve diğer latif cisimleri mühahede eder.”
Latif kavramı, hem duyulur ve somut olmayan, “düşünülür” kavramları ifade eder, hem de bu kavramları algılayabilen ruh ve akıl gibi manevi varlıkları ifade eder. Düşünülür kavramlar, mesela adalet, merhamet, iyilik, kötülük, haksızlık vb. ancak zihninizde var olduğunu düşündüğümüz soyut oldulardır. Onlari somut alemdeki varlıklar arasındaki ilişkilerde ve hadiselerde blirir ve hissedilir, ama cismani bir varlıkları yoktur. Günümüzde birle böyle soyut varlıkları simgelerle anlatıyoruz. mesela terazinin adalet simgesi olması gibi…
Muhyiddin-i Arabi gibi sufi düşünürler remizler konusunu değerlendirirken içinde bulunduğumuz madde aleminin de tıpkı mana alemleri ve hayal alemi remizlerle dolu olduğunu sölerler.
“Onun görüşüne göre rüya, vahim ve hayal değersiz yanlış şeyler değil fakat birer “remiz oluş”a delalet etmektedirler. “Gerçek” denilen şey hiç kuşkusuz hakiki gerçek değildir; fakat bunun baoş ve dayanıklsız bir şey oldu kanısına da kapılmamalıdır. “Gerçek” denilen şey hiç kuşkusuz hakiki gerçeğin bizat kendisi olmamakla birlikte onun hayal düzeyinde bir remiz, bir sembol aracılığıyla sembolik bir temsilidir.”
Ruh, uzandığı alemde, “dünya planına yakında iecek olan hadiselerin manevi niteliklerini” görmektedir. Ancak bunları sadece simgeleştirmekyoluyla hatırlayabileceği için, ya kendisi suretlere büründürüp, senaryolaştırmaktadır, ya da bu işle görevli meleklerin çektiği bir “filmi” izlemektedir. İnsanın uyku sırasında manevi göklere açılabilmesi çin genelde şehadet alemi denilen, duyumsadığımız, madde aleminden kopması gerekir. yoksa dadece beynin zihin oyunlarını seyreder.
Bediüzzaman Sekizinci Mektup’ta: “Sadık rüyalar, doğrudan doğruya insandaki İlahi ruhun, alem-i şahadetle (aomut alemle) bağlantısının kapanmasıyla, alem-i gayba karşı bir münasebet bulur. O münasebet ile vukua gelmeye hazırlanan hadiselere bakar ve Levh-i Mahvuz’un kader sırlarından birisine rast gelir, bazı hakiki olayları görür. Bazen bo görünümlere, hayal gücü suretler giydirir, bazen de kalınca bir perde ile sarılır.” diyor.
Bu düşünceye göre de remizler, hayal gücünün gördüğü manevi sırlara giydirdiği bir elbisedir. Bu yorum, simgelerin bireysel olmasına da açıklık getiriyor. Belki evrensel simgeleri daha çok meleki kuvvetler çizmekte, bireysel simgeleri kişinin hayal gücü giydirilmektedir. o kadarını bilemiyoruz.
Ancak bazı rüyaların hemen her kültürde benzer yorumda gördüğümüz, evrensel manaları olduğunu düşünmek de mümkün. Bezı simgelerin yorumunda kşinin içinde doğup büyüdüğü toplumun değer yargılarının da etkili olduğnu düşünebiliriz. mesela bir Hıristiyan için şarap, kutsal ve iyi bir simge olabilir. Ama dindar bir Müslüman içön pek olumlu bir mana taşımaz. Benzer bir şekilde Kızılderililier için rüyada beyaz adamı görmek uğursuzluk işareti olarak yorumlanmaktadır. Bu durumda kişinin rüylarını yorumlarken içinde yetiştiği toplumun birikiminin bir kalıtımsal mirasını değerlendirmesi uygun olabilir.
Rüya tabirlerini hazırlarken, daha çok bu geleneksel bakış açısıyla harmanlanmış evrensel manaları kullanmak uygun olur. Bunun yanında modern insanın yaşam çevresinin de rüyaların diline etki edeceği muhakkaktır. Belki bundan yüzlerce yıl önce atalarımızın rüyalarında kanatlı atla uçtuklarını görmelerine karşın, bugün biz uçak yolculuğu görebiliriz. hatta belki bugün uçak, telefon gibi araç gereçleri geliştirmemiz, atalarımızın gördüğü rüyaların bir payı vardır.
http://www.bilgiler.gen.tr

ebru yaşar hayatı(biyografisi) kimdir ?

Ebru Yaşar 32 yaşına yeni girmiş Ankara doğumlu sanat açısından eksikleri çok az olan sanatçılarımızdan biri. Kendisini 1995 yılında tanımaya başladık. O zamanlar ilk albümünü piyasaya çıkardı hayran kitlesi yakalamaya başladı. İlk olarak Bu Sahilde isimli kasetiyle tanınan Ebru Yaşar asıl şöhreti ikinci albümünde buldu. Gerçi ilk albümüde oldukça başarılıydı. Hatırladığım kadarıyla Gazeteciler Derneği tarafından yılın kadın sanatçısı ödülünü kazanmıştı ve Top listelerinde uzun süre bir numarada kalmıştı. Fakat dediğim gibi asıl herkes tarafından tanınması ve sevilmesi ikinci kasetiyle gerçekleşti. Aradan geçen 3 yıldan sonra 1998′de İdobay müzik yapım şirketine geçen Ebru Yaşar 99 senesinde Seni Anan Benim İçin Doğurmuş isimli albümünü çıkardı ve özellikle bu şarkı ile yediden yetmişe herkesin sevgisini ve ilgisini kazanmayı başardı. Bu yılda da Ebru Yaşar ödüller almaya devam etti. Başarılarının karşılığını Magazin Gazetecileri Derneği tarafından yılın kadın sanatçısı ödülünü kazanarak aldı. Yine Kral TV çıkış parçası ve ikinci albümüyle aynı adı taşıyan parçayı yılın şarkısı ödülüne layık gördü. O albümünde Yalan ve O beni sırtımdan vurdu isimli parçalarına da klip çekti ve bu klipleriyle de listelerde uzun süre ilk sıralarda yer aldı. Sonraki albümlerinde de aynı başarısını devam ettiren Ebru Yaşar müzik çalışmalarının yanı sıra eğitimine de devam ediyor. Konservatuvar 2. sınıfta okuyan sanatçımız hala İdobay ile çalışıyor. Yakında bir albüm daha çıkaracak ve daha albüm çıkmadan binlerce siparişi verilmiş durumda. Başarılarının artarak devam edeceğine inanıyoruz. Daha fazla bilgi için sanatçının Ebru Yaşar fan sitesini ziyaret edebilirsiniz.
http://www.bilgiler.gen.tr

dünyamızın genel bir değerlendirilmesi

GENEL DEĞERLENDİRME Sömürgecilik ekonomik siyasi ve ticari yönden güçlü olan devletlerin, diğer devletler ve toplumlar üzerinde kontrol ve nüfus kurması olup insan topluluklarının devlet şeklinde örgütlendikleri zamanlarda başladığı söylenebilir. Fenikeliler, Persler, Roma İmparatorluğu gibi devletleri ilk sömürge devletlerdir. Koloniler aracılığı ile Asya ve Afrika’ya kadar ulaşmıştır. Toplumlar devlet olarak var olduklarından itibaren, diğer devletler üzerinde kontrol ve nüfus kurmaya çalışarak hegemonik güç olmaya çalışmışlardır. Sanayi devrimi ile birlikte modernite olgusu ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimini gerçekleştiren ülkeler gelişerek devrimi gerçekleştiremeyen ülkeleri kontrol ve nüfus altına alma eğilimlerini devam ettirmişlerdir. Bu dönemlerde her şey bilimsel gerçeklere dayandırılmaya çalışılmış, toplumsal yaşam katı kurallara bağlanmıştır. İnsanlar bir makine içine alınmıştır.  Post-modernizme moderizmi aşma çabası da denilebilir. Modernizmin maneviyatı dikkate alınmasının karşısındadır. Kültürel bir hoş görü mevcut olup pazatiuzim red edilmektedir. Her ne kadar modernizmdeki sınıf ayrımcılığına, nesnelerine karşı çıkılsa da modernizmin öteki yüzü de denilebilir. 1950’li yıllarda ise dünya gündemine küreselleşme kavramı girdi. Küreselleşme olgusu dünya savaşından galip çıkan amerikan hegemonyasına hizmet etmeye başladı. Amerika küreselleşme çerçevesinde dış ticaretini artırmış, dünya ülkelerini kendine bağımlı hale getirmeye çalışmıştır.  Toplumların devlet olmaya başladıkları zamanlarda ortaya çıkan sömürgecilik olgusu ortadan kalkmamış, kabuğunu değiştirmiştir. Geri toplumlar önceleri açıkça sömürgeleştirilmiş, günümüzde küreselleşme adı altında sömürgeleştirmeye çalışılmaktadır.   20. yy’a damgasını vuran küreselleşme  dünya ekonomik düzeyinde bütünleşmelerin artmasına neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde ekonomik ilişkiler daha karmaşık bir hale geldiği için uluslar arası örgütlerin fraksiyonları da artmış bu tip kuruluşlar üye ulusların ortak kararı ile çalışıyor gibi görünülse de dünya hegemonik gücü Amerika’nın  güdümündedir ve onun çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu gün Amerika dünyanın lider devleti durumunda Japonya ve Almanya ise bir çok alanda birbirine rakip haldedir. Uyuyan ejderha uyanmış son yıllardaki büyüme hızı ivme kazanmış, izlediği etkin politikalar sayesinde önümüzdeki 20 yıl içerisinde dünya dengelerini değiştirebilecek gibi gözükmektedir.  Sovyetler birliğinin dağılması ile mirasının büyük bir bölümünün üzerine oturan Rusya yaşadığı krizlere rağmen Putin’in izlediği sağlıklı politikalarla eski gücüne kavuşacağını iddia edilmektedir. Hindistan yazılım sektöründe oldukça büyük ölçüde gelişmeler kaydetmesine önemli ölçüde nüfus ve yüz ölçümü potansiyeli bulunmasına rağmen dünya ekonomisinde etkin olabilmesi için oldukça uzun bir zaman geçmesi gerekecektir. Başlangıçta kömür-çelik ticaretinin geliştirmek amacı ile kurulan A.K.Ç.T. ekonomik ve siyasi amaçlar güder hale gelmiş yani A.B. olmuştur. A.B.  her geçen gün genişlemekte ve Amerika karşısında bir tehdit unsuru olmaya başlamaktadır. Üye sayısının artması ise birliğin tekrar olmasını ve uygulamasını daha da  zorlaştırmaktadır. A.B.’ye ülkeler birlik içinde entegre olabildikçe belki de 21, yy’da Amerika’yı tahtından edebilecektir. Bağımsızlıklarını çok yeni elde eden Orta Asya Türki Cumhuriyetleri henüz kendi aralarındaki iç karışıklıkları çözümleyememiş durumdalar. Yüksek oranlarda enflasyon yabancı sermayenin girmeyişi ve bürokrasiden yoksun olma gibi problemler ekonomik ve siyasi yapının yeniden imarını zorunlu hale getirmiştir.  Güney Doğu Asya Uluslar arası Birliği ülkelerinin büyüme hızlarını da yakaladıkları gelişme diğer batılı ülkelerin dikkatinden kaçmamış hatta onların Asya krizi gibi bir önlem olmalarına neden olmuştur. Bu ülkelerin halen krizin verdiği zararı telafi etmekle meşguller. Amerikan hegemonyasının aracı olan dolar dünya piyasalarındaki aktör rolünü oynamaktadır 1 Ocak 1999 itibaren o kullanılmakta olan euro dolar için bir tehdit gibi gözükünce dolar uzunca bir zaman değerini yitirmeyecektir. İktisat teorilerine göre çoktan iflas etmesi gereken bir ekonomiye sahip olduğumuz ülkemizin en büyük sorunlarından birisi uzun vadeli düşünülmemesidir.  Türkiye sahip olduğu nüfus, doğal zenginlik ve potansiyelini değerlendirdiği ölçüde ekonomik istikrarı sağlayabilecek ve sömürülmeyecektir.
http://www.bilgiler.gen.tr