Bu Blogda Ara

10 Haziran 2013 Pazartesi

Bermuda Şeytan Üçgeninin Sırrı Nedir?

Elinize bir harita alıp bakınca üçgen şeklinde görülen bu bölgede, bu zamana kadar açıklanamayan birçok esrarengiz olay gerçekleşmiştir. Kaybolan gemi, uçak veinsanların sayısı tam olarak bilinmemektedir. Bu nedenle uzun bir dönem lanetli yer veya şeytanın üçgeni gibi isimlerle anılmıştır, hatta günümüzde de bu isimleri zaman zaman kullanmaktayız.
bermuda.jpg
Bermuda üçgeni, Atlantik okyanusunun 500.000 mil karelik bir alanını kaplayan, Amerika’nın Atlantik okyanusuna açılan güneydoğu sahillerinde yer alan, kuşbakışı bakıldığında ise Miami, Bermuda ve Puerto Rico sınırları içerisinde kalan üçgen şeklinde bir alandır. Okyanusun bu kısmında yüzlerce gemi ve uçak enkazı bulunur. Son 100 sene içerisinde batan gemi, düşen uçak ve kaybolan insan sayısı 1000′lerle ifade ediliyor.
bermuda_seytan_ucgeni.jpgBu bölgede suyun altında çok büyük mıknatıs maden kaynaklarının yer aldığı ve bu nedenleuçakların bu yoğun manyetik çekimden etkilenerek elektronik sistemlerinin bozulduğu, buna bağlı olarak da düştükleri söyleniyordu. Buna o kadar uzun seneler inanıldı ki, kimilerine göre başka bir açıklaması kesinlikle olamazdı. Fakat diğer taraftan biraz düşünürsek, eğer böyle birşey olsaydı gemiler niye batıyor? Yoksa bir gemiyi bile çekip yutabilecek kadar kuvvetli miydi bu manyetizma? Kesinlikle hayır. Eğer mıknatıs etkisi olsa ve zıt kutuplar prensibiyle gemi çekilse bile, su yüzünde duran bir gemiyi batıracak kadar güç üretebilmesi mümkün olmazdı. Ayrıca o bölgede yapılan ölçümler aşırı veya normalin üstünde bir manyetik alan olmadığını defalarca kanıtladı.
Bölgede asıl şüphe uyandıran ise, insanların “denizde beyaz bir su oluşuyor” şeklinde ifade ettikleri sıradışı olaylardı. Bunun üzerine robot kameralı su araçlarıyla yapılan dalışlar sonucunda suyun tabanının bembeyaz bir örtüyle kaplı olduğu görüldü ve batan gemi ve uçak enkazlarının hepsi bulundu. Şu an en kuvvetli ihtimal olarak ortaya atılan güncel teoriye göre, bu tabaka denizin dibinde yer alan büyük doğalgaz kaynağından çıkan gazların suyun altında yüksek basınç ve düşük sıcaklığın etkisiyle katılaşıp beyaz hidrat parçacıkları haline gelmesi şeklinde açıklanıyor. Bu bölgeden aynı zamanda Gulf Stream adı verilen bir sıcak su akıntısı geçer. Suyun tabanındaki hidrat parçacıkları sıcak su akıntısıyla karşılaştıklarında eriyip su yüzüne doğru harekete geçerler. Bunun sonucunda binlerce metreküp doğalgaz suya karışmış olur ve suyun yoğunluğunu çok azaltırlar. O esnada bölgeden geçen bir gemi varsa, yoğunluk farkından dolayı suyun kaldırma kuvveti gemiyi taşıyamaz ve gemi batar. Sıcak su akıntısıyla beraber hidritlerin erimesi bittiğinde su yüzünde oluşan bu beyaz tabaka da yok olur ve gemi sanki az önce orada değilmiş gibi gözden tamamen kaybolur.
Aynı şekilde su yüzeyinden havaya dağılan gazlar, atmosferdeki havadan bile daha az yoğunluğa sahiptirler ve aynı sebepten yani yoğunluk farkından dolayı uçaklar hava tarafından yeterli sürtünmeyi alamayıp irtifa kaybederler ve doğalgaz moleküllerinin havadaki oksijeni tutmasından dolayı uçağın motorları yanma için gerekli oksijeni alamayıp dururlar.
Şeytan üçgeninde kaybolarak en fazla ünlenen olay “Flight 19″ idi. Oysa aynı zamanda çok sayıda uçak kaybolmuştu. Bunlar ikinci dünya savaşında Amerikan donanmasına ait bombardıman uçaklarıydı. Grumman IBM Florida Avenger tipindeki beş uçak, 5 Aralık 1945 tarihinde saat 14.00 civarında Florida’daki Fort Lauderdale donanma üssünden ayrıldıktan sonra pilotlar uçuş koşullarının gayet iyi olduğunu bildirmişlerdi.
Fakat sonra Bermuda Şeytan Üçgeni’nde birden bire yok oldular. Flight 19 uçağından son haber alındığında büyük bir deniz uçağı arama çalışmaları için yola çıkmıştı ve beş bombardıman uçağının tahmini yerine varıldığında alınan bir sinyal bir müddet sonra aniden yok oldu. Aynı gün birkaç saat içinde altı uçağın kaybolmasından sonra tarihin en büyük arama çalışmaları başladı. Fakat uçaklara ait tek bir parça bile bulunamadı.
Bermuda üçgeninin sırrı çözülmüş fakat herşeyi henüz tam olarak bilinememektedir. İleriki yıllarda “Bermuda Şeytan Üçgeni” olarak bilinen bölgenin, halen yapılmakta olan araştırmaların ışığında herşeyinin öğrenileceğini düşünüyorum.

Progeria (Yaşlılık Hastalığı) Nedir? Tedavisi Mümkün Müdür?

Halk dilinde erken yaşlanma olarak da bilinen bu hastalık türü özellikle çocuklardagörülmektedir. Tanı ve teşhis aşamasında klasik muayenelerle kolayca tespit edilebilen hastalık, nadir bir şekilde görülmektedir. 8 milyoncanlıda 1 görülen bu hastalığın tedavikonusuna biraz sonra değineceğim… Hastalar üreme ve olgunluk dönemine ulaşamadıkları için anne ve babadan geçme ihtimali yoktur. Anne, baba yaşına bağlı mutasyon, uzmanlartarafından ortaya konulan en büyük nedenler arasında yer almaktadır. Hastaların yüzleri tipik ve belirgin bir hal alır bu aşamadan sonra ise gerileme ve büyüyememe durumu baş gösterir. Nadir rastlanan bir hastalık olması nedeniyle tedavisi konusunda uzmanlar henüz çok büyük bir aşama kaydedememiştir. Fakat son yıllarda ortaya konulan gen tedavisi geçmişi tamamen silebilecek nitelikte olan bu tedavi yönteminden ve hastalığın belirtilerinden bahsedeceğiz.
Hastalığın Belirtileri Nelerdir?
* Hasta kişilerde saç’ ın belli bir kısmı ya da tamamı belirgin bir şekilde dökülmeye başlar.
* Kafa derisi üzerinde damarlar belirgin şekilde görülebilir ve damarların şişliği el yordamı ilehissedilebilir.
* Erken yaşlanma hastalığına yakalanan bünyede yüz tipi genel olarak aynıdır ve normalinsanlar arasından kolayca seçilebilirler.
* Hastaların çene yapısı daha küçük ve normal insanlara göre gelişmemiş bir durumdadır.
* Küçük ve farklı burun tipinin yanı sıra diş etleri ve dişlerin zayıflığı, bunun yanı sıra dişlerde artan çürükler ve belirgin renk değişimleri söz konusudur.
*Normal duruş pozisyonundan uzak olan hastalar sürekli olarak ata biner gibi dururlar.
Hastalık, cinsel gelişimi etkilemekte ve büyüme zamanla durmaktadır. Zeka geriliği ya da ilerlememe durumu söz konusu değildir. Hastalar normal bir insan gibi düşünebilir ve fikir yürütebilir. Büyüme hormonu ve bunu sağlayacak ilaçların takviyesi herhangi bir fayda sağlamamakta olup ve uzmanlar bu tedavi yönteminin hiçbir işe yaramadığını açıkça belirtmektedirler.
Hastalığın Tedavisi Mümkün müdür?Az önce de belirttiğim gibi ilaç tedavisi bu hastalık için hiçbir önem arz etmemektedir. Ek gıdalar ve besinlerin tüketilmesi de bu hastalığın gerilemesinde ya da hastayı iyileştirmede hiçbir işe yaramamaktadır. Son yıllarda fareler üzerinde yapılan deney sayesinde gen değişimi adı verilen tedavinin insanlar üzerinde de uygulanabileceği belirtilmiştir. Gen tedavisi ve uygulanışı hakkında henüz kesin ve ortaya sürülmüş bir bilgi yok fakat farelerin en iyi kobay olduklarını düşünürsek gen tedavisinin Progeria’nın önüne geçebileceğini tahmin etmek zor olmayacaktır.
Bu tedavi için yapılan açıklamalar: Hastalığın belirtilerinin azaltılması ve belirli süre zarfında hastalığın tamamen yok edileceği şeklindedir.

Isırgan Otunun Faydaları

Isırgangiller ailesinden olup; yapraklarında yakıcı maddeler bulunan, dokunulduğunda insana değen yerleri yakan ve deride kızarıklıklar meydana gelen bir tür bitkidir.Kızarıklıkların meydana gelmesinin nedeni de yapraklarındaki emergenz tüyler, bitkinininsanlarla teması sırasında kırılıyor ve içerisindeki formik asit ve histamin gibi alerji yapan maddeler serbest kalarak insana temasettiği yerlerde kızarıklıklaraneden olmaktadır. Genellikle dibinden tepesine kadar yaprakları bulunmaktadır. Yaprakları incecik tüylerle kaplıdır. Yaprakları ve bitkinin gövdesi yeşil renklere sahiptir. Isırgan otunun yapısında bulunan flovonoit, lutein ve diüretik bileşikler ve mineralmaddelerin fazlalığı nedeni ile ilaç yapımındasıkça kullanılmaktadır.
Bulunduğu coğrafi bölge ve nem oranına göre ısırgan bitkisinin boyu 20 cm. ile 1 metreye kadar ulaşmaktadır. Ana gövdenin her tarafında yapraklar bulunmaktadır. Yapraklarındaki salgılanan asit karıncaları kendinden uzak tutmaktadır. Isırgan otu kurak yerlerde hayvan yemi olarak kullanılmaktadır ayrıca lifleri dokumacılıkta da kullanılmaktadır. Isırgan bitkisi Mayıs ve Ağustos ayları arasında çiçeklerini açmaktadır. Türkiye’nin tamamında yetişmektedir. Yol kenarlarında, duvar diplerinde, gölgelik alanlarda, su kenarlarında sıklıkla görülmektedir. Bitkinin çiçek örtüsü 4 parçadan oluşmaktadır.
İlkbahar başlarında başlayıp, sonbaharın sonuna kadar toplanabilmektedir. Toplanan ısırgan bitkisi kuru, güneş almayan ve havadar bir yerde serilerek kurutulur. Isırgan otunun pek çok şeye faydası bulunmaktadır.
Bu faydalardan bahsedecek olursak;
• * Sivilcelere iyi gelmektedir,
• * Kan şekerini düşürmeye yardımcı olmaktadır,
* Kabızlığa iyi gelmektedir,
• *  Mide ve safra kesesi rahatsızlıklarına iyi gelmektedir,
• * Saçlardaki kepeği önler,
• * Saçlara canlılık verir,
• * Saçları parlatır,
• * Pankreas rahatsızlıklarına iyi gelmektedir,
• * Kan hastalıklarına iyi gelmektedir,
• * Kan yapıcı özelliği bulunmaktadır,
• * Sarılığa iyi gelir,
• * İdrar yolları hastalıklarına iyi gelmektedir,
• * Böbrek taşlarına iyi gelmektedir,
• * Mantar rahatsızlıklarına iyi gelmektedir,
• * Baş ağrılarına iyi gelmektedir,
• * Egzama rahatsızlığına iyi gelmektedir,
• * Vücuda zindelik kazandırmaktadır,
• * Romatizma rahatsızlıklarına iyi gelmektedir,
• * Isırgan otundan yapılan lapa kıl dönmelerine iyi gelmektedir,
• * Prostat büyümesini engellemeye yardımcı olmaktadır,
• * Tansiyon düşürücü etkisi bulunmaktadır,
• * Gargara olarak kullanıldığında nefesi temizler,
• * Damar daralmasında ısırgan köklü banyonun çok faydası vardır,
Isırgan otunun faydalarından istifade etmeniz dileğiyle.

Ihlamurun Faydaları

Doğanın bizlerin hizmetimize sunduğu pek çok bitki gibi, ıhlamurun da birçok faydasıbulunmaktadır. Ihlamur 20 metre ile 30 metreye kadar uzayabilen genellikle Haziran veTemmuz aylarında çiçekleri açan bir tür bitkidir.
3938_ihlamur
Çiçekler olgunluğa ulaştıklarında sarımsı bir renge bürünürler. Ihlamur çiçeğinden sadece biz insanoğlu değil, arılarda sıkçafaydalanmaktadırlar. Özellikle Karadeniz Bölgesinde çiçek bitki varlığının çok çeşitliolmamasından ve ıhlamurunda sıkçagörülmesinden dolayı bu bölgede bal akımı zamanında arılar ıhlamur çiçeklerine akın etmektedirler ve çiçeklerin olgunluk dönemlerinde alabildikleri kadar balı bu çiçeklerden toplamaktadırlar. Çiçek açımından sonra bu çiçekler toplanılır ve kurutulur. Kurutulan bu çiçekler çay yapılarak bizler tarafından tüketilir.Özellikle kışın havaların soğuması ile beraber başlayan üst solunum yollarındakirahatsızlıkların giderilmesinde en çok tercih edilen bitkisel çözüm ıhlamur çayıdır. Özelliklede limon ve bal ile karıştırılıp içildiği zaman çok büyük faydaları vardır.bu doğa harikası ıhlamur bitkisinin faydalarına biraz aşağıda elimden geldiğince yer vermiş bulunmaktayım. Umarım yararlanabilirsiniz.
3938_hlamur_agaci
Çiçeklerinin çok hoş kokmasından dolayı özellikle köy yerlerinde, mahalle aralarında, bu ağaçlar kesilmez; aksine dikimleri yapılmaktadır. Ağacın hoş kokusu ile beraber gölgesinden faydalanılmaktadır. Ayrıca ıhlamurun kabuğundaki lif ip ve kaba dokuma kumaşların yapımında kullanılmaktadır. Kabuğunun altındaki lifler, toplanılarak dövülür ve hamur haline getirilir ve yaraların tedavisinde kullanılır.
Birazda ıhlamurun çiçeğinin faydalarından bahsedecek olursak;
• * Grip, nezle gibi rahatsızlıkların tedavisinde,
• * Vücut direncinin artırılmasında,
• * Sakinleştirici olarak,
• * Stresi yatıştırmada,
• * Kaynatılıp elde edilen su ile saçlar yıkandığında güçlenmeleri   sağlanabilir,
• * Kırışıklıkların tedavisinde,
• * Cilt lekelerinin tedavisinde,
• * Göze yapılan masaj ile gözleri dinlendirmekte,
• * Romatizma ağrılarında,
• * Karaciğer iltihabında,
• * Hipertansiyonda,
• * Mafsal iltihaplanmasında,
• * Damar sertliğine,
• * Migrene,
• * Damar tıkanıklığına,
• * Uykusuzluk problemi olanlarda,
• * Kansızlığa iyi gelir,
• * Kalp çarpıntısına,
• * Balgamın atılmasına,
• * Selülit tedavisine,
• * Kan dolaşımını düzenlemeye,
• * Hazımsızlığa,
• * Göğsü ve bronşları yumuşatır,
• * Burkulma ve ezilmelerde ağrıyı gideri olarak,
• * Saçların dökülmesini önlemede,
• * Kum dökmede,
• * Taş oluşumunu engellemede,
• * Damar kireçlenmesini engellemede,
• * Böbrekleri temizlemede,
• * Mesaneyi temizlemede,
• * Ter atılmasını kolaylaştırmada,
• * Mide ülserini önlemede
3938_ihlamur_(2)
Faydaları bulunmaktadır. Doğada bulunan pek çok bitki gibi bu bitkidende şifa bulmanız dileğiyle.

Dolmabahçe Sarayı

İki kıtayı birbirine bağlayan ve her gün ister iş için olsun, isterse gezi amaçlı olsun, on binlerceturisti ağırlayan Türkiye’’nin en kalabalık şehri olan İstanbul’’da, Marmara Denizi kıyısında, Kabataş ile Beşiktaş arasında yer alan ve Osmanlı Padişahlarından Sultan Abdülmecit tarafından yaptırılan sarayın adıdır.
3937_dolmabahce_sarayi_dis_gorunus
Osmanlı Devletinden, günümüze kadar ulaşan kaynaklara göre 1843 tarihinde yapımına başlanan Dolmabahçe Sarayı, çevresindeki işlerinde tamamlanması ile beraber 1856 yılında kullanıma açılmıştır. Saray genel olarak üç bölümden oluşmaktadır. Bunlar Mabeyn-i Hüayun, yani devletin idare ve yönetim işlerini yürüttüğü ve devletin üst kademesinin bulunduğu bölümdür. Harem-i Hümayun, yani Padişahın ve ailesinin özel yaşamını sürdürdüğü, devlet işlerinden uzak kaldıkları kişisel işlerin yapıldığı bölümdür. Son olarak ta Muayede Salonu, Padişahın gelen yabancı devlet ileri gelenlerini karşıladığı ve devletler arası ilişkilerin konuşulduğu, ayrıca da devletin ileri gelenleri ile bayramlaşma törenlerinin yapıldığı bölümdür.
3937_dolmabahce_sarayi_.
Dolmabahçe Sarayı’nda, 285 oda, 44 salon, 6 hamam bulunmaktadır. Sarayın en ihtişamlı yapısı, Muayede Salonudur. 56 adet sütun, 36 metrelik kubbesi ve bu kubbeye bağlı olan İngiltere’de Sultan Abdülmecit tarafından getirtilen 4,5 ton ağırlığındaki avize ve 2000 metrekarelik alanı ile görenleri kendine hayran bırakmaktadır. Sarayda bulunan birkaç bölümü sizlere de tanıtmak istiyorum. Süfera Salonunda elçiler karşılanmaktaydı. Elçilerin padişahın huzuruna çıktıkları Kırmızı Oda. Saraya girenleri karşılayan, Medhal Salon, sarayın üst katlar ile bağlantısını sağlayan Kristal Merdiven ve padişahın çalışma alanı ile özel hayatını geçirdiği bölümler arasında geçiş yapmasını sağlayan Zülhecheyn Salonu bulunmaktadır. Padişahın özel hayatını geçirdiği Hümayun’un duvarlarını süsleyen mermerler Mısır’dan getirtilmiştir. Ayrıca Hümayun’da padişaha ayrılmış ihtişamlı bir hamam, çalışma odaları, yemek ve dinlenme odaları ayrıca büyük bir kütüphane de bulunmaktadır.
3937_dolmabahce_sarayi_avize
Sarayın işçiliğine ve yapılan işleme ve süslemelere bakıldığında batıdan esinlenildiği ve batı tarzında süslemeler bulunduğu göze çarpmaktadır. Fakat sarayın işleyişi ve Harem bölümünün farklı tutulması dikkate alındığında sarayın işleyiş açısından İslam kültüründen de esinlenilerek inşa edildiği söylenebilir.
Sarayın aralıklarla olmak üzere 6 padişaha son Osmanlı Halifesi Sultan Abdülmecit’e ve Mustafa Kemal Atatürk’e ev sahipliği yapmıştır. Daha sonraları 1984 yılına kadar protokollerde kullanılmış ve 1984 yılından sonra da müze – saray olarak kullanılmaktadır.

Hat Sanatı Nedir?

Hat kelime manası olarak, yazı ve çizgi manalarını taşımaktadır. Biraz daha ayrıntılıaçıklayacak olursak: Belirlenmiş olan estetik kurallara bağlı kalarak yazı yazma sanatı olarak ta açıklanabilir.
3934_hat_sanati_ustasi
Hat kelimesinin yanına sanatta eklenince yaniHat Sanatı denilince de Güzel Yazı anlamına gelmektedir. Bir nevi görsel sanat türü olarak ta tanımlayabiliriz. Hat Sanatının asıl ismi ya da ilk isminin Hüsn-i Hatt olduğunu da söyleyebiliriz. Batı kültüründe bizim Hat Sanatının karşılığı da kaligrafi olarak adlandırılmaktadır. Batı kültürü kaligrafiye bizim kadar yani İslam Toplumu kadar önem vermemektedir. İslam Topluluğunda nüfusun tamamı tarafından beğeni ile takip edilen Hat Sanatı, bu sanatı icra eden veya etmeyen herkes tarafındanbüyük ilgi ile izlenmektedir. Hat Sanatını gerçekleştiren ustalar eserlerinde ruhlarının yansımasını resmederler. İçlerinden gelen güzellikleri, duyguları, düşünceleri kalem ile kâğıtta bir araya getirirler.
3934_hat_sanati_
Abbasiler zamanında, Bağdatlı olan vezir ve hattat olan İbn Mukle’nin emekleri ve bu yazı türüne kattığı yenilikler ile yazının ana hatlarını yani ölçülerini belirleyici sistem geliştirmiş ve bu sanatın gelişmesinde önemli rol üstlenmiştir. Bu dönemde Hat Sanatı, Sülüs, Nesih, Muhakkak, Reyhanî, Tevki ve Rika adı altında çeşitlenmiştir. Bu yazı türlerinin hepsine, Aklam-ı Sitte adı verilmiştir. Bu yazı çeşidi 100 yıl sonra Arap asıllı Hatta ustası Ali Bin Hilan’ın katkılarıyla daha da gelişti ve yayıldı. Abbasiler zamanında gelişmeye devam eden Hat Sanatı, Osmanlı Devleti’nin tarih sahnesindeki yerini alması ile daha da fazla gelişme göstermeye başlamıştır. Osmanlı ve İranlı Hattat ustaları her geçen gün bu sanatı geliştirmeye ve daha da geniş kitlelere yaymaya başladılar. Osmanlılar zamanında Hat Sanatı en parlak dönemini Şeyh Hamdullah zamanında ulaşmıştırlar. Aklam-ı Sitteye inanılmaz derece de güzellik ve olgunluk katmış ve bu sanat türünü halk arasında da yaymaya çalışıp bunu da başardığı için süratle yayıldı ve çok geniş kitlelere hitap etmeye başladı. Şeyh Hamdullah’tan sonra sırasıyla 1650 yıllarında Hafız Osman kendine has üslubuyla Hat Sanatına ayrı bir güzellik katmıştır.
1800 yıllarında İsmail Zühdü ve kardeşi Mustafa Rakım kendi stillerini ve yazı türlerini oluşturarak Hattatlığa yeni bir boyut kazandırdılar. Daha sonra bu sanatta yetişen bir diğer üstat ta Sami Efendi’’dir. Tarih boyunca bu sanatı ilerleten ve yenilikler katan diğer büyük hattatlarda bazıları da Ahmet Karahisari, Mahmut Celalettin Efendi, Yesarizade Mustafa İzzet Efendi olarak sayılabilir. İstanbul tarih boyunca hat sanatının en önemli merkezi konumu olarak yerini almıştır. Hatta İstanbul ve Hat Sanatı için çok güzel bir cümle kullanılmaktadır bu cümleyi sizlerle de paylaşmak istiyorum ‘‘Kur’an-ı Kerim Hicaz’da nazil oldu, Mısır’da okundu, İstanbul’da yazıldı.”
3934_hat-sanati_
Hat Sanatı ve tarihi hakkında vermiş olduğum bilgilerden sonra Hat sanatın icra edilirken kullanılan malzemelerden bahsetmek istiyorum. Yazı takımı, kalemler, kalem traşlar, aherli kâğıt, mürekkep, maktalar, likaa, hokka-kalemdan-divit, mühre, hokka takımı, makas ve son olarak ta, ucu açılmış celi kalem şeklinde sıralayabiliriz.
Çok uzun yıllar önce kullanılmaya başlayan bu yazı sanatı günümüzde de insanların ilgi ve alakasını çekmeye devam etmektedir. İnsanların bu sanata türüne ilgisi birçok resmi ve özel kurum tarafından, kurslar açılmasını sağlamıştır.

Güneş Fırtınası (Solar Fırtına) Nedir?

Güneş lekeleri olarak bilinen bölgeler, uygunfiltreleme yöntemleriyle gözlemlendiği zaman etrafına göre daha soğuk olan bölgelerdir. Bu alanlarda oluşanyüksek manyetik alan güneş püskürtüleri ve kütle fırlatılması için gereken uygun şartlar sağlanır. Güneşlekeleri, döngüsünü 11 yıl gibi bir zamanda tamamlamaktadır. Güneş döngüsünün uzayın durumu üzerinde büyük etkisi vardır ve Dünya’nın iklimi üzerinde de önemli bir etki yapar. Güneş etkinliğinin minimumda olduğu dönemler soğuk hava sıcaklıklarıyla, normalden daha uzun süren güneşdöngüleri de daha sıcak hava sıcaklıklarıyla ilişkilendirilir. Güneşte bulunan hidrojen çekirdeklerinin füzyonla helyuma dönüşmesi sonucu (saniyede 600 milyon ton) 15-20 bin kilometre uzunluğunda aleveler ortaya çıkar. Güneşte meydana gelen püskürmeler ve patlamalar sonucu, yüksek enerjili parçacıkların dünyaya isabet etmesi üzerine oluşan doğaolayına güneş fırtınası (Solar Fırtına) denir.
3940_aurora
Bu tür patlamalara güneş fişekleri adı da verilir. Bu patlamalar sonucu serbest kalan enerji uzayın boşluğuna doğru yayılır. Güneş fırtınaları içerisinde katı, sıvı ve gaz halindeki maddeler oldukça yüksek hızlara sahiptirler. Bu parçacıkların dünyamıza veya atmosfere sahip herhangi bir gezegene isabet etmesi; o gezegende jeomanyetik fırtınaya sebep olur ki gezegeni çevreleyen manyetik alan da dengesizlik oluşmasına sebep olur. Kutupların gökyüzünde görülen ve kutup ışıkları olarak adlandırılan bu renkli parlak ışıkların (Aurora Borealis ve Aurora Australis) sebebi bu parçacıklardır. Leke döngüsünün ilk zamanlarında patlamalar tehlikesizdir. Ancak döngü sonuna doğru patlamalar, uydu yayınlarını etkileyebilir ve GPS sistemlerinin yanlış okumalar yapmasına sebep olabilir. Geçmişte elektrik güç şebekelerinin kapanmasına sebep oldukları görülmüştür. Güneş fırtınalarının sebep olduğu en büyük zarar verici olay 1859 yılında Avrupa ve Kuzey Amerika’da sebep olduğu orman yangınlarıdır. Oluşan kutup ışıkları ekvatorun güneyine kadar görüldü.
3940_gunes
2008 yılında ABD’de yapılan araştırmaya göre, yüksek güçlerde meydana gelebilecek bir güneş fırtınasının milyarlarca dolarlık hasara sebep olacağı öngörüldü. Oluşabilecek bu denli büyük zararın aza indirilebilmesi ve patlamaların etkilerinin incelenmesi için, dünyanın çeşitli yerlerindeki kuruluşlar; güneş faaliyetlerini, atmosferde meydana gelebilecek bozuklukları ve dünyanın manyetik alanındaki değişimleri takip etmektedirler. Güneş fırtınalarının sebep olduğu son büyük sorun 1994 yılında meydana gelen Kanada haberleşme uydusunun arızalanması ve ülkenin birçok yerinde elektriklerin birkaç saat kesilmesine sebep oldu.
3940_dongu
Güneş fırtınaları esnasında atmosferdeki radyasyon seviyesini yükseldiği gözlemlenmiştir. Buda, rotaları kutupların üzerinden geçen uzun mesafe uçakları için endişe verici olabilmektedir. Mürettebatın böyle durumlarda karasal istasyonlarla iletişiminin kesildiği gözlemlenmiştir. Bu yüksek radyasyon seviyesi, uzay istasyonundaki astronotlar içinde tehlikeli olabilmektedir. Ayrıca bu durumlarda, dünyanın manyetik alanındaki değişiklerden yönlerini bulan hayvanlarında etkilendiği görülür.