Bu Blogda Ara

10 Haziran 2013 Pazartesi

Ekspresyonizm (Dışavurumculuk) Nedir?

Dışavurumculuk olarak da bilinen Ekspresyonizm, 20. yüzyılda Empresyonizm/ İzlenimcilik akımına tepki olarak ortaya çıkmıştır. Resim sanatında kendisini gösteren Ekspresyonimz zamanla edebiyata da yansımıştır. Bunun dışında akım diğer sanat dallarını da etkileyerek dışavurumcu bir sanat yaratmıştır.
3942_degisim
Ekspresyonizm terimi ilk olarak Almanya’da Wilhem Worringer tarafından kullanılmıştır. Ancak Dışavurumculuk’un mantığı söz konusu teriminkullanılmasından önce de sanatta kullanılmıştır. Ekspresyonizm’in temelinde dış dünya, yaşama karşı büyük bir ‘ruh isyanı’ vardır. Hızla değişen dünya Ekspresyonistleri olumsuz bir şekilde etkilemektedir. Bu ruh ile Ekspresyonistler iç gözleme yönelmişlerdir. Ruhlarında canlanan her türlü fikir ve hissi dışa vurarak bir isyan şeklinde ortaya çıkarmışlardır. Eşyayı, dış dünyayı bu şekilde somut biçimlerden ayıran Dışavurumcular, öznel gerçekçilik ile sanatlarını meydana getirmektedirler. Bu şekilde Ekspresyonistler insanın iç dünyasını en çıplak haliyle ortaya çıkarmaktadırlar. Dışavurumcular bu çıplaklığı yakalamak için içe kapanık bir yaşam ve iç gözlem ile hareket etmektedirler. Ekspresyonist eserler insanın en çıplak ruh halini yakaladıkları için oldukça karanlık olaylar ve kahramanlar ile doludur. Bunun en büyük örneği is Franz Kafka’nın yarattığı kahramanlardır. Kafka, eserlerinde kahramanlarının gizli olması gereken tüm özelliklerini okuyucuya sunmuştur. Kafka’nın kahramanları içe kapanık, toplum tarafından dışlanmış, ruh halleri oldukça karanlık kişilerdir.
3942_ekspresyonizm
Ekspresyonizm Akımının Temsilcileri
•   Franz Kafka
•   Thomas Stearns Eliot
•   James Joyce
Kafka’nın ‘Değişim/Dönüşüm’ adlı eserinden;
“’Hay Allah!’-diye düşündü. ‘Ne zahmetli bir meslek seçmişim kendime. Gün yok ki, yolda olmayayım. Burada, firmadaki asıl işler, gezilerde katlandığım kadar telaş ve tedirginlikle dolu değil. Üstelik bu baş belası yolculuklar; aktarma trenlerini kaçırmamak için çektiğim sıkıntılar, rasgele yenen berbat yemekler, boyuna değişik insanlarla düşüp kalkmalar, asla bir süreklilik, asla bir içtenlik kazanamayan ilişkiler. Şeytan görsün hepsinin yüzünü!’ Ansızın yukarıda, karın bölgesinde hafif bir kaşıntı duydu; başını daha iyi kaldırıp bakmak için, sırtüstü yavaş yavaş karyolanın ayağına yaklaştı. Kaşınan yeri gördü derken; baştan aşağı küçük ve beyaz noktacıklarla örtülmüştü. Noktacıkların ne olabileceği konusunda karara varamadı, bir ayağıyla sözkonusu yeri yoklamak istedi, ama hemen yine vazgeçti; çünkü daha ayağını dokundurur dokundurmaz, bütün vücudunu bir ürperti kaplamıştı.”
Kafka’nın eserinden alınan bu kısımda Ekspresyonizm’in niteliklerinin bulmak mümkündür. Eserdeki Gregor Samsa, ekonomik ve sosyal hayat içinde oldukça mutsuz bir hayat yaşamaktadır. Samsa, kapitalizmin bireye yüklediği ağır sorumluluklardan ve bireyi bir köle haline getirmesi gibi durumlardan rahatsızlık duymaktadır. Bu iki durumun sosyal yanıyla da mücadele eden Samsa, ailesi tarafında sadece ekonomik bir değer olarak görülmektedir. Bir sabah Gregor Samsa bir böcek bedeninde uyanır. Bu durum toplumdan dışlanmışlığı temsil eder. Eserin sonuna, doğru Samsa’nın babası, annesi ve kız kardeşi onun ölümünü isterler. Kafka, bu şekilde aslında Samsa’ın değil de ailesinin iğrenç bir böcek haline geldiğini vurgulamaktadır. Yukarıdaki kısımda Samsa’nın cümleleri ile onun ruhunun isyan noktası anlatılmaktadır. Ekspresyonizm’deki ruh isyanı da bu tarz bir özelliğe sahiptir. Kakfa’ın eserlerindeki birçok kahraman bu şekilde ruhunun dışa vurumunu yaşamaktadır.
Kaynakça:
Kafka, F. (2011), Dönüşüm, Çeviri Çiğdem Özmen, Antik Dünya Klasikleri
Çetişli, İsmail, Batı Edebiyatında Edebi Akımlar, Akçağ Yayınları, 2011

Şükran Kurdakul Kimdir?

1927 yılında dünyaya gelen Şükran Kurdakul, yazdığı şiirleri ve kaleme aldığı yazıları ile Türk Edebiyatı’nın en önemli isimlerinden biri olmuştur. İstanbul’da doğan Şükran Kurdakul, lise öğrenimi sırasında Türk Ceza Kanunu’nun 142. Maddesi gereğince komünizm propagandası yaptığı nedeniyle bir süre tutuklu kalmıştır. Bu süre içerisinde öğrencisi olduğu İzmir Karşıyaka Lisesi’ndeki öğrenimi de yetkililer tarafından sonlandırılmıştır.
3945_kran_kurdakul
Şükran Kurdakul, 1953’te banka memurluğu görevini icra ederken 142.madde tekrar onun tutuklanmasına neden olmuştur. Bir süre daha tutukluluk hayatı yaşayan Kurdakul, bu iki tutuklanışı ile söz konusu madden tutuklanan yazar ve şairler listesinde yerini almıştır. Şükran Kurdakul, hapishanede yazdığı şiirlerinin bir kısmını 1956 yılında “Giderayak” adlı kitabında yayımlar. Cezaevi sonrasında Kurdakul, bir süre Yeni Gazete, Tan Gazetesi, ve Varlık Yayınevi’nde düzeltmenlik yapar.
1958’e kadar “Yelken” adlı bir dergiyi de yöneten Kurdakul, Ataç Yayınevi’ni kurar. Politik bir duruşa sahip olan Kurdakul, 1964 yılında Türkiye İşçi Partisi’ne üye olur. Tip’te belirli görevlerde bulunur ve aynı yıl “Türk Edebiyatçılar Birliği Genel Sekreterliği” ne seçilerek örgütçü bir edebiyata olan inancını fazlasıyla kanıtlar. 1976’dan sonra Kurdakul, “Türkiye Yazarlar Sendikası” ikinci başkanlığı görevini sürdürmektedir. Ülkenin kaderini değiştiren 12 Eylül 1980 Darbesi gerçekleştiğinde ise Kurdakul 141. Madde nedeniyle tutuklanır. Kurdakul 1988’de “Pen Yazarlar Derneği” kurucuğunu üstlenir ve söz konusu dernekte çeşitli görevlerde bulunur. Örgütsel edebiyatı yaşamı boyunca destekleyen Kurdakul, bir süre de “ Nazım Hikmet Kültür ve Sanat Vakfı” yöneticiliğini yapar. Son olarak 1995’ten sonra Şükran Kurdakul, “Özerk Sanat Konseyi” ve “ Ulusal Sanat Kurulu” gibi iki önemli kuruluşun kuruculuğunu ve birinci başkanlığı görevini yerine getirir. Şükran Kurdakul 15 Aralık 2004 yılında ise hayatını kaybeder.
şükran
  Şükran Kurdakul’un Şair Kişiliği
Kurdakul, şiirleri ve araştırmaları ile anılmaktadır. Ancak o, şiir yazmaya henüz 15 yaşında iken başlar. Kurdakul’un 15 yaşındayken Faruk Nafiz Çamlıbel tarafından yönetilen ve edebiyat dünyasında oldukça önemli bir yere sahip olan “Yedigün” dergisinde şiiri yayımlanır. Yine bu yıllarda “Yarım Ay” ve “Fikirler” adlı dergilerde de Şükran Kurdakul’un şiirlerini bulmak mümkündür. Şiir hayatına bu şekilde mükemmel bir başlayış yapan Kurdakul, henüz lise çağında “Tomurcuk” adlı şiir kitabını çıkarır. Şirlerinde cezaevinin ve Nazım Hikmet’in etkisini bulmak mümkündür. Kurdakul, şiirlerinde özgürlük temasını fazlaca vurgulamıştır. Bunun yanı sıra sevgi, dostluk tabiat onun şiirlerinde sıkça rastlanılan öğelerdir. Şiirle bu kadar erken tanışmasına karşın Kurdakul 1942 ile 1952 arasındaki dönemi kendisinin şiirdeki çıraklık devri olduğunu ifade etmektedir. 1970 yılında sonra ise Kurdakul’ın şiiri adeta zirve yapmıştır.
Şükran Kurdakul, şair kişiliğinin yanı sıra edebiyat tarihçiliği ve hikayeciliğiyle de dikkat çekmektedir. Kurdakul, edebiyat dünyasını öyküleri ve düz yazılarıyla da önemli yapıtlar kazandırmıştır. Öner Yağcı, Şükran Kurdakul’un bu derece önemli edebiyat tarihçiliğini bir yazısında şu şekilde dile getirmiştir.Onun edebiyat tarihçiliği: “Tarihsel gerçeklerin gözardı edilmesine duyduğu tepkiyle” hazırladığı şairlerimizin ve yazarlarımızın bir çeşit soy kütüğü olan (İlk basımında 767 şair ve yazarın yer aldığı yapıtın son basımında bu sayı 1318’e ulaşmıştır. Kitapta ayrıca Cumhuriyet döneminde çıkan 136 düşün ve sanat dergisiyle ilgili tanıtıcı bilgiler de yer almaktadır.)
3945_29sukran
Şairler ve Yazarlar Sözlüğü ile; Gizli kalmış, yok sayılmış gerçekliğimizi de içeren “Resmi ideolojinin koyduğu ilkelere bakıp hizaya gelme alışkanlıklarına duyduğu tepkiyle” yazdığı Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemlerini ve edebiyat tarihçiliğimizde önemli bir aşama olan, dört ciltlik Çağdaş Türk Edebiyatı ile; Aydınlığımız’ın ve onurumuzun büyük ustası, “haklılık savaşına inanmanın, direncin, kendisi gibi tutsak edilemeyen Türkçe gücünün güzelliği” olan Nâzım Hikmet’in Bursa hapishanesinde geçirdiği beş yıla bir edebiyat tarihçisi gözüyle tanıklık eden ve Nâzım Hikmet’in 1945-50 arasında Adalet Cimcoz’a yazdığı dokuz mektubu Kurdakul’un yorumları ve açıklamalarıyla okuduğumuz Nâzım’ın Bilinmeyen Mektupları ile; “Her şey, her türlü tutsaklığa son vermekle başlar” düşüncesiyle özgürlük için çıktığı yolda 1960’lı yıllardan beri edebiyatın ve kültürümüzün sorunlarıyla ilgili olarak yazdığı yazıların bir kısmını (36 yazı) içeren Şairce Düşünmek ile; Özgürlük savaşımı geleneğimizin önemli halkası ve Kurdakul’un tutkunu olduğu Namık Kemal’le ilgili yaşam-öykü incelemesi Namık Kemal ve Zindandaki Şair adlı tek kişilik oyun kitaplarıyla; Cumhuriyet gazetesinde kültür ve sanatın sorunlarını düşün adamı kimliğiyle irdelediği “Bu Aşamada” köşesiyle sürer.”
Şükran Kurdakul’un aynı zamanda “Zindandaki Şair” adında bir oyunu da bulunmaktadır.

ESERLERİ
1.         Şiirleri
•          Tomurcuk
•          Zevklerin ve Hülyaların Şiirleri
•          Giderayak
•          Nice Kaygılardan Sonra
•          İzmir’in İçinde Amerikan Neferi
•          Halk Orduları
•          Acılar Dönemi
•          Bir Yürekten Bir Yaşamdan
•          Ökselerin Yöresinde
•          Ölümsüzlerle
•          İhtiyar Yüzyıla

2.         Öyküleri
•          Tanıdığın Biri
•          Beyaz Yakalılar
•          Kurtuluştan Sonra
•          Onların Çocukları
Şükran Kurdakul’un “İhtiyar Yüzyıla” adlı kitabından bir şiir : Ülkesi Ağıdistan
ÜLKESİ AĞIDİSTAN
Uykulardan sıçradığım her gece
Kuşku, doğasına yürüdü gerçeğimin.
Ya senin gözlerindeki ışık sönmüşse,
Ya damarlarımdaki kan donmuşsa benim

Ya da yangın sonrası bir orman
Gibi ıssız ve hüznüne alışık…
Ölümün rengine sözcükler arıyorsa şimdi
Ülkesi ağıdistana dönmüş bir ozan
Şükran KURDAKUL

şük
Kaynakça:
Yağcı, Öner Şükran Kurdakul: Yaşamı Sanatı Yapıtları, Çınar Yayınları, 1994
Kurdakul, Şükran, İhtiyar Yüzyıla, Ümit Yayıncılık, 1997, Ankara

Kumru

Kumru dediğimizde bazı insanlara ilçelerinin ismini, bazılarına cadde ve  sokak isimlerini, bazılarına dasevgiliyi anımsatır. Yaşanılan çevredeki kullanımınagöre, insanlardaki algılayış şekli de farklılık gösterir.Kumru ismi, çok farklı anlamlarda kullanılmıştır. Tabi ki bunlardan bir tanesi de; Kumrugiller familyasından olan, çeşitli tonlarda gri, kahverengi ve kızıl renkleribulunan, az-çok karışık tüylü bir güvercin türüdür.
3944_14
Kumru kuşunun boynunun yanında siyah ve beyazbenekleri bulunur. Kuyruğu oldukça uzun, kuyruk ucu genellikle siyah ve beyaz renktedir. Türk Kumrusu adı verilen cinsinin ise uzunluğu 31 cm civarındadır. Mavi- kül rengi olup başı ve boynu genellikle şarap rengindedir. Küçük Kumru denilen bir türü daha vardır. Bu türün uzunluğu 26 cm’dir.
Kumru, kuşlara biraz ilgi duyan veya duymayan,hemen hemen herkesin bildiği ve sevdiği güzel bir kuş türüdür. Kumrular, muhabbetin sembolü olmuş bir kuş türüdür. Muhabbeti, aşkı çağrıştırırlar. “Kumrular gibi sevişmek” deyimi; iki sevgilinin birbirine duydukları derin muhabbeti, aşkı, sevgiyi anlatmak için kullanılır. Aşık ve Maşuk ikilisi için genellikle “ çifte Kumrular” tabiri kullanılmıştır.
3944_11
Kumrular, genellikle Afrika ile Anadolu parklarında yaşamaktadırlar. Avrupa’da da Kumrular son zamanlarda büyük bir ilgi görmeye başlamıştır. Gülen Kumru veya evcil Kumru ise, beyaz renklidir ve genellikle bunlara halk arasında Kumru denilmez daha çok güvercin diye tabir edilirler. Kumrular, eylül sonlarına doğru ılıman bölgeleri terk ederler ve sıcak bölgelere doğru göç ederler.
3944_12
Kumrular, aşkın, muhabbetin sembolü oldukları için şiirde de kendilerine çok büyük yer edinmeyi başarmışlardır. Eski divan şiirinde aşık kendisini, sevgilisi için dem çeken bir Kumru’ya benzetmiştir. Aşıklar kendi gönüllerini bir Kumruya benzetirler ve sevgilinin göz çukurlarını Kumrunun yuvasına benzetirler. Kumru da tıpkı bülbül gibi aşkın sembolü olmuş durumdadır.

MİLGEM – Milli Savaş Gemisi: Heybeliada F-511

Yerli imkanlar ile üretilen ilk savaş gemisi olan Heybeliada F-511 milli ve gemi kelimelerinin kısaltması olan “ Milgem” ismi ile tanıtılmıştır. Proje aşaması ilk olarak 2004 yılında bitirildi ve çalışmalara 2005 yılının temmuz ayında başlandı. İstanbul tersanesi komutanlığında üretilmesi planlanan gemimizin ilk kaynak atılması 26 temmuz günü yapıldı. 26 temmuz günü aynı zamanda Deniz Kuvveti komutanlığının yıl dönümüdür.
3941_milgem-150908-2
Deniz kuvvetleri komutanlığının yıl dönümünde yapımına başlanılan milli savaş gemimiz Heybeliada  bir başka özel gün olan Preveze deniz muharebesinin 470.yıl dönümünde de denize indirilmiştir. 2010 Kasım ayının başlarında kontrollü seyirler yapılmış ve performansı ölçülmüştür.
Milgem gemi yapımında başlangıç olarak ele alınan aslında projenin ismidir. Ancak halk arasında tamamen “Milgem Gemi” ismi olarak akılda kalmıştır. Deniz kuvvetleri komutanlığı projeyi tek gemi ile bitirmeyeceğini başında belirtmişti ve seriyi F-512 numaralı Büyükada ile devam edeceğini duyurdu.
3941_milgem-1
Heybeliada tam olarak 99 metre boyunda ve en geniş kısım olarak 14.40 metreyi bulmaktadır. Geminin kısaca teknik ve silah özellikleri ise şu şekildedir; 8 adet harpoon blok II SSM BB, 1 adet 76 mm OTOMALERA topu, 1 tane RAM PDSM, 2 tane 323 milimetre ikiz tüplü torpido sistemi, 2 tane 12.7 milimetre dengeleyici STAMP makine (Aselsan üretimi) 1 tane S-70B SeaHawk den oluşmaktadır. Gemide ayrıca üç boyutlu arama radarı, atış kontrol radarı, elektronik ve optik sensörler de bulunmaktadır.  Geminin kendine ait torpido ve füze savunma sistemleri de kısmen Aselsan kısmen de havelsan ile donatılmış ve Türk silahlı kuvvetleri Deniz komutanlığı envanterine dahil edilmiştir.

Öğrenmede Geçici Çözüm: Ezberleme

Ezberleme; aynı şeylerin sürekli tekrarlanmasıylabilgi edinmeye çalışmaktır. Fakat tekrar etme azaldıkça elde ettiğimiz bilgide unutulacaktır. Bu yüzden ezberleme hakkında” nankör bir uğraş” tanımı da yapabiliriz. Çünkü ezberlediğimiz şeyleri kısa bir zaman dilimi sonrasında unutacağız.
ez
Ezberleme işini daha çok öğrenciler yaparlar. Ezberlemek zorunda olduğunu düşünen öğrenci ise anlama işini tamamen aradan çıkarmış demektir. Bir tarih dersinde öğrenci birçok şeyi unutmamak için ezber yapmayı tercih eder. Fakat farkında değildir ki bu taktiği uygulayarak daha çabuk unutacağının. Eğer ki ezber yapma yerine olayları kronolojik sıraya göre çalışsa ve kendini biraz o olaylara dahil etmeye çalışsa aslında çalıştıklarının ezber yaptığından daha çok aklında kalıcı olduğunun farkına varacaktır. Aslında ezber yapmaya, bilgileri hafızaya yüklemekte diyebiliriz. Hafızaya yüklemek, unutmadan hafızada tutmak ve sınavda hafızadakileri sırasıyla kağıda dökmek uzun bir ezberleme süreci gerektirir. Bu da bizim için emek ve zaman israfından başka birşey değildir. Ayrıca ezber yaptığımızda bunların sınav esnasında içeriklerinin birbirine karışma ihtimalini de yok sayamayız.
ez2
Sınav esnasında bildiklerimizi karıştırmamak için önceden çalıştığımız konuları anlamış olmamız gerekir. Fakat ezber yaparken kişi anlama işini tamamen aradan çıkarmıştır. Bu yüzden ezberlediklerini karıştırma yüzdesi çok fazladır. Zamanımızda ise birçoköğrencinin problemi sınavda bütün bildiklerini karıştırmalarıdır. Etrafımızdaki birçok öğrencidenduyarız ”bütün bildiklerimi heyecandan unuttum ” diye fakat öğrenciler farkında değildir ki ezberledikleri içinbilgilerinin birbirine karıştığının. Niye karıştırdıklarını herhangi bir sebebe bağlamak için de heyecandan olduğunu düşünürler.
Ezber kişilerin sorgulama özelliğini de kısıtlar. Ezber yapan kişi ezberlediği şeyleri sorgulamadan kabul eder. Dolayısıyla insanlar nelerin doğru nelerin yanlış olduğunun farkına varamazlar. Bu da insanların nerede ne yapacaklarını kestirememelerine yol açmaktadır. Ezber yapan kişiler yorum yapma yeteneklerini kaybederler. Bu da olaylar karşısında insanların yorum yapma gereği duymamalarına yol açar.
Ezber yapmanın göründüğü üzere bir çok zararı vardır. Fakat ezber yapmak veya yapmamak bizim elimizde olan bir şeydir. İnsanların birçoğu ezberi faydalı birşey olarak gördükleri için ezber yapma yoluna gitmektedirler. Ancak anlayarak öğrenmeyi deneseler daha faydalı olduğunu göreceklerdir.

İlhan Berk Kimdir?

İlhan Berk, 1918 yılında Manisa’da dünyayagelmiştir. Liseye kadar İlhan Berk, öğreniminiManisa’da sürdürmüştür. İlhan Berk, doğduğu veçocukluğunu geçirdiği Manisa’’yı yazınyaşamında “Ortaçağa” ve Kapalı bir sandığa” benzeterek söz konusu şehre ait fikirlerini açıkçaortaya koymuştur. Lise, eğitimini ise şair, Balıkesir Necatibey İlköğretmen Okulunda tamamlamıştır ve ardından iki yıl süreyle ilkokul öğretmenliği yapmıştır. Daha sonra İlhan Berk, Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Fransızca Bölümü’nü bitirerek bir süre Samsun, Zonguldak ve Kırşehir’de öğretmenlik yapmıştır. 1956 yılında ise şair İlhan Berk, Ankara’da Ziraat Bankası yayın bürosunda mürtecimlik yapmış ve 13 yıl burada çalışarak emekli olmuştur. İlhan Berk, 28 Ağustos 2008 tarihinde Bodrum’da hayatını kaybetmiştir.
3948_ilhan-berk-radikal-d143-0f75-edb8
İlhan Berk’in Yazım Hayatı ve Şiir Özellikleri
İlhan Berk, şiir yazmaya çok erken yaşlarda başlamıştır. Öyle ki henüz 19 yaşında şiirlerini “”Güneşi Yakanların Selâmı”” adlı kitabında toplayarak edebiyat dünyasına sağlam bir giriş yapmıştır. Modern şiirin en önemli isimlerinde olan İlhan Berk, o yıllarda ulusal ölçü olan hece ölçüsünü kullanmıştır. Şair, lirik şiire olan ilgisini o yıllarda sembolizm ile birlikte kullanarak belli etmiştir. İlhan Berk, zamanla edebiyat dünyasının onu tanımlayacağı şiir anlayışına kavuşmuştur. Genç yaşta yazdığı konuları ve şiir görüşünü zamanla değiştiren şair, lirik şiir anlayışını aynen devam ettirmiştir. Onun şiirinde genel olarak aşk ve erotizm büyük yer kaplamaktadır. Şair bu durumu lirik şiirin bir göstergesi ve etkisi olarak nitelendirmiştir. Öyle ki Berk bu durumu kendi cümleleri ile şu şekilde anlatmaktadır;
““Şiiri her şeyden önce lirik olarak düşünmemden ileri geliyor. Bu bir çizgide ilerliyor benim şiirim: lirik ve görsel””
Aşk ve erotizmin yanı sıra onun şiirinde tarih ve mitoloji de büyük yer tutmaktadır. Berk özellikle “Çivi Yazısı” ve “Otağ” adlı kitaplarında mitolojiye bol bol yer vermektedir. Bunun yanı sıra onun şiirinde tabiat, coğrafya büyük bir öneme sahiptir. Tüm yeryüzünü şiire sokan İlhan Berk, şiiri bambaşka boyutlara taşımıştır. II. Yeni hareketinin en önemli isimlerinden olan Berk, lirik şiire bağlılığının yanı sıra toplumcu anlayışla da şiir yazmıştır. Bazı şiirlerinde kırsal kesime, işçilere yönelen şair bu noktada birçok duyguya yer vermiştir. Toplumcu şiirlerinde İlhan Berk, özgürlük, eşitlik ve umut naraları atmıştır.
Yaşamını şiire adayan İlhan Berk, 19 yaşında başladığı şiir hayatını büyük bir usta olarak tamamlamıştır. 90 yıllık yaşamında şiire farklı bir boyut kazandıran İlhan Berk’in aldığı ödüllerle de bunu küçük bir kanıtıdır.
Kül, 1979 TDK Şiir Ödülü
İstanbul, 1980 Behçet Necatigil Şiir Ödülü.
Deniz Eskisi, 1983 Yedi Tepe Şiir Armağanı
Güzel Irmak, 1988 Sedat Simavi Edebiyat Ödülü
3948_ilhan_berk
İlhan Berk’in Şiir Kitapları
• Güneşi Yakanların Selamı (1978)
• İstanbul (1978)
• Günaydın Yeryüzü (1952)
• Türkiye Şarkısı (1953)
• Köroğlu (1955)
• Galile Denizi (1958)
• Çivi Yazısı (1960)
• Otağ (1961)
• Mısırkalyoniğne (1962)
• Âşıkane (1968)
• Taşbaskısı (1975)
• Şenlikname (1976)
• Atlas (1976)
• Kül (1978)
• İstanbul Kitabı (1980)
• Kitaplar Kitabı (1981)(Seçilmiş Şiirler)
• Deniz Eskisi (1982) (Şiirin Gizli Tarihi’ni de içerir.)
• Delta ve Çocuk (1984)
• Galata (1985)
• Güzel Irmak (1988)
• Pera (1990)
• Dün Dağlarda Dolaştım Evde Yoktum (1993)
• Avluya Düşen Gölge (1996)
• Şeyler Kitabı Ev (1997)
• Çok Yaşasın Sayılar (1999)
• Tümceler Geliyorum (2007)
İlhan Berk’in “Günaydın Yeryüzü” kitabından bir şiir:
HİKÂYE
Her şey bir gece içinde oldu
Sabahleyin her şey tamamdı.
Bu gördüğünüz gökyüzü
İlk defa gelip yerini aldı
Gökyüzünün gelmesiyleydi
Dünyada büyük bir değişiklik oldu
Mesela, ovalar daha o gün
Yalnızlıklarını unutuverdiler
Bu şimdi elsiz ayaksız gibi duran gece
O zaman ağaca yürüyen bir su gibi geliyordu
Gökyüzünün hemen arkasındandı
Denizleri gördük
Baktım bir kuş ilk defa keyifli keyifli
Baktım uçuyordu
Akşama doğruydu
Bitkilerle, hayvanlarla merhabalaştık
Her şey yaşamaya hazırlanıyordu
Her şey gelir gelmez hayatlarını
Himalaya’lar, Ant’lar, Erciyeş’ler
Bir daha kımıldamamak üzere yerleşiyorlardı
Herkes aklından geçirdiği kadar bir yeri
Dünyada kolayca bulmuştu
Gökyüzünde, yerde
Her ağacın, her taşın bir yeri vardı
Hatırlarım küçük kirli bir bulut
Durmuş olup bitenleri seyrediyordu
Dünyaya niçin bu kadar geç geldiğini
Elinde olsa tutup soracaktı
Şimdi bu geceyi, bu yıldızları fevkalade buluyorsunuz ama
Bu hiç de kolay olmadı
En başta, başı boş atlar gibiydi nehirler
Bu şiire girmeden önce
Her şey yerini alıyordu sırası geldikçe
İlhan Berk bütün bunları görüyordu.
İlhan BERK
Adam Yayınları’n’dan çıkan bu kitapta İlhan Berk’in 1952-55 yılları arasında birinci baskıları yapılan sırasıyla Günaydın Yeryüzü, Türkiye Şarkısı ve Köroğlu adlı eserlerinden şiirler bulunmaktadır.)
Kaynakça:
Berk, İlhan, Günaydın Yeryüzü, Adam Yayınları,1982, s.23
Berk, İlhan, Kanatlı At, Yapı Kredi Yayınları, 1984, s.100

Nasır Nedir? Nasıl Tedavi Edilir?

Nasır; ölü ve katı deri tabakası olarak adlandırılabilir. Ölü olan deri hücreleri, keratin tabakası oluştururlar ve böylece nasırın altındakideri hücreleri iltihaplanmakta’dır. Nasır genellikle ayağımıza olmayan veya ayağımızı vuran ayakkabılardan kaynaklanmaktadır. Nasır oluşmasının tek sebebi ayakkabıdan kaynaklanmamaktadır. Bazen de ayakta oluşan şekil bozuklukları da, ayağımızı yanlış basmamıza neden olmakta ve bunun sonucunda ayaklarımızda nasır oluşmaktadır. Ölü deri tabakasının dip kısmı, sinir uçları ile aktif temas halinde olduğundan insanlara bazen dayanılmaz derecede acı hissettirmektedir. Ayrıca aşırı terleyen, çok yol yürüyen, sürekli ayak üzerinde duran ve havasız kalan ayaklarda da nasır oluşmaktadır.
3949_nasir..
Nasırın oluşma sebeplerinden bahsedecek olursak; cildimiz herhangi bir bölgesinde aşırı baskıdan ve sürtünmeden dolayı tehlike hissederse o bölgenin tahriş olmasını önleyebilmek için deri tabakasını kalınlaştırarak nasır oluşturmakta ve deriyi dış etkilerden mümkün olduğunca korumaya çalışmaktadır. Yani nasırı, derimizin dış etkilere karşı cildi koruması olarak ta tanımlayabiliriz.
Nasırın tedavisine gelince, nasırı meydana getiren etmenler yok edilmediği sürece yapılan tedaviler sonuç vermemektedir nasır sürekli kendini yenilemektedir, nasırı kesmenin ve temizlemenin hiçbir anlamı yoktur. Ayağımızı rahatsız eden ayakkabıları giymeye devam ettiğimiz sürece, nasırdan tam anlamıyla kurtulabilmemiz mümkün değildir. Öncelikle ayakkabımızı değiştirmeli mümkünse ortopedik ayakkabı giymeliyiz.
3949_nasir.
Nasırı keserek temizlemeye çalışmak kesinlikle yapılmaması gereken bir harekettir. Nasırı kesmeye çalışırken ayağımızın enfeksiyon kapmasına neden olabiliriz. Bu da daha ciddi sağlık sorunlarını beraberinde getirebilmektedir. Nasır temizlenmeye çalışırken sağlıklı deri de alınabilir, bunun sonucunda ödem ve şişlik oluşabilir, hatta kangrene kadar sorunlar oluşturabilmektedir. Ayaklarımızı nemlendirerek yumuşak kalmasını sağlayabiliriz, nasırdan kurtulmanın en etkili ve sağlıklı yolu doktora başvurup onun tavsiyelerine uygun ayak kremleri kullanmaktır.Nasırdan kurtulmak için ayağımıza ortopedik ayakkabı giymeli, ayaklarımızı çok sıkacak ayakkabılardan uzak durmalı ve çok bol ayakkabıları da giymemeliyiz.