Bu Blogda Ara

6 Ekim 2012 Cumartesi

Tarımcılık Simülasyonu: Farming Simulator 2013


Başarılı simülatör oyun yapımcısı Giant Software, Farming Simulator adlı oyunun 3. serisini 19 Ağustos 2012′de duyurdu. Oyunun grafikleri çok daha güzel olmuş. Araçlar ve çevredeki objeler daha ayrıntılı hale getirilmiş. Yeni oyunda yeni hayvanların olmasının yanında yeni harita ve mekanlar da oyunu daha da çekici hale getirmiş. Oyunda birçok yenilikle karşılaşıyoruz. Bunlardan birisi de oyundaki araç çeşitliliği. Bir önceki versiyonlarda araç envanterinin sadece birkaç markayla sınırlı olmasından dolayı ister istemez mod sitelerinden yeni araçlar indiriyorduk. Ama oyunun bu serisinde araç konusunda sıkıntı yaşayacağımız pek de söylenemez. Çünkü oyuna 100 tane yeni araç eklenmiş. Gerek marka gerekse de model konusunda çok çeşitli bir yelpaze mevcut.Case ih,Deutz Fahr,Lamborghini,Same,Horsch,Amazone,Fahr ve daha birçok tanınmış ve kaliteli markanın lisanslı aracını kullanma imkanımız bulunmakta.
Ayrıca yeni seride kariyer modu da bulunmakta. Bu modla bilikte tarımcılığın yanında hayvancılıkta yapabiliyoruz. Hayvan envanterin de ise üç hayvan bulunuyor. Bunlar tavuk,inek ve koyun. Hayvanlarımızı hayvan satım yerlerine götürüp satabiliyoruz. Ayrıca oyuna bir de ekonomi sistemi eklenmiş. Yani önceki serilerde olduğu gibi hasat ettiğiniz ekininizin alımı hep aynı fiyattan yapılmıyor. Tıpkı gerçek hayattaki ekonomide olduğu gibi oyunda da emtia alım-satım işlemleri mevcut diyebiliriz. Oyun genel olarak eğlenceli olmakla birlikte, bazı online tarımcılık uygulamalarına da rakip olabilecek kadar işlevsel ve heyecan uyandırıcı. Ayrıca oyunda bir multi player desteği bulunmakta. Yani oyunu isterseniz arkadaşlarınızla da oynayabilirsiniz. Oyunun resmi sitesinde bulunan DLC kısmından isterseniz klasik traktör ve ekipmanlar, yenilenebilir enerji gibi paketleri de belirli bir ücret karşılığında satın alabilirsiniz.
İsterseniz önce oyunun resmi sitesinden demosunu indirebilir eğer memnun kalırsanız da orjinalini 29,99 dolara satın alabilirsiniz. Ayrıca oyun pc’de oynanabildiği gibi iPad,iPhone ve Nintendo 3DS için de farklı versiyonları mevcut bulunmakta. Oyun normal ölçekte bir bilgisayarda kullanılabilecek kadar az sisteme gereksinim duyuyor.Sistemi fazla yormadığı da söylenebilir.
Oyunun sistem gereksinimleri ise şöyle:
- Microsoft Windows XP,Windows 7 yada Windows Vista
- 2.0 GHz İntel işlemci veya buna eşdeğer AMD işlemci
- Nvidia Gefırce 7600 Serisi,ATI Radeon X1600 Grafik kartı veya üstü(En az 256 Mb VRAM)
- 1 Gb RAM
- 1 Gb hard disk alanı
- Dvd rom sürücüsü
- Ses kartı

Fenomenoloji Nedir?


Fenomen, başka anlamlarda da kullanılsa da aslında bilinç demektir. Loji kelimesi de bildiğimiz gibi bilim demektir. Yani Fenomenoloji, kabaca bilincin bilimi demektir. Tanımı ortaya Hegel atmıştır ve bu alanla ilgili ilk görüşleri belirtmiştir. Daha sonra fenomenoloji terimi, Husserl’in araştırmalarından doğan ve insan bilinci ile etkinliğinin sağlam biçimde betimlenmesine dönülerek, insan bilimlerinin göreliliğini aşmaya yönelen geniş bir felsefe akımı haline gelmiştir.
Fenomenoloji terimini Hegel ortaya atmıştır demiştik. Dolayısıyla bu bilimin babası olarak Hegel’i kabul edebiliriz. Hegel, “Die Phaenomenologie des Gestes” (Ruhun Fenomenolojisi) adlı eserinde fenomen sözcüğünün kök anlamından yola çıkar ve fenomenin, “daha önce gizli, örtülü olan bir şeyin açığa çıkması” demek olduğunu söyler. Hegel bu eserinde, bilginin oluşumunu, kendinde ve kendi içinde oluşan bilinçten “kendi-bilince”; bundan akıla, akıldan kültür ve ahlaklık olarak ortaya çıkan anlayışa, bu anlayıştan dine, oradan da mutlak bilgiye geçişi açıklar. Duyusal kesinlikten mutlak bilgiye ve felsefeye götüren değişim ve oluşum, anlayışın kendisine döndüğü mutlak bilgi birleşiminde ortadan kalkan kuşkulardan ve umutsuzluklardan, tedirginliklerden geçer. Hegel’in fenomenoloji anlayışı budur.
Fenomenolojiyi ele alan bir başka kişi de Husserl’dir. Husserl, felsefesini ve yöntemini belirtmek için fenomen teriminin en geniş anlamına dayanır. Bu anlama göre fenomen, bir felsefe ya da bilim kuramının bize verdiği bilgilere karşıt olarak, “şey”in olduğu gibi ortaya çıkması ve kendini göstermesi demektir. Bu açıdan Husserl’in Descartes’a dayandığını söyleyebiliriz. Zaten Husserl’a göre, gerçekten felsefeci olmak isteyen kişi, yaşamında en az bir kez içine kapanmalı ve o zamana kadar kabullenilmiş bilimleri hiçe sayarak yeniden kurmalıdır. Felsefe, bir bakıma kişisel bir iştir; kişinin kendi felsefesi, kendi bilgeliği, kendi bilgisi olarak kurulmalıdır ve kişinin mutlak sezgileri üzerinde temellenerek, kökeninden bütün öteki aşamalarına kadar doğrulanabilmeldir.
Aslında fenomenoloji adını, tasarısından alır; yani “şeylerin kendisine dönmek” ve onları, bilince göründükleri gibi betimlemek ister. Bunu yaparken de, o günkü bütün bilgilerden ve ön yargılardan sıyrılmaya yönelir. Bundan ötürü fenomenoloji, herşeyden önce betimlemedir. Sartre, bu girişimi, alt başlığı “Fenomenolojik Varlıkbilim Denemesi” olan “Varlık ve Hiçlik” (L’etre et le Neant) adlı eserinde belirtmiştir. Dolayısıyla fenomenolojik indirgeme, özne dışındaki varlığını ve ortaya çıkmasına yol açan nedenleri irdelemekten kaçınarak, dış ya da iç dünyanın herhangi bir nesnesini, katışıksız bir fenomen olmaya indirgemektir. Sözgelimi bir kalemi, o kalemin bilince göründüğü biçimiyle betimler ve buna bağlı olarak kalemin bilincini de betimler. Ama burada ele alınan nesneyi bir varsayım olarak elden geldiğince çeşitlendirmek ve bunu, yani söz konusu nesnenin özünü kavrayana kadar sürdürmek gerekir.
Husserl’ci fenomenolojide bilincin yönelişi kavramı önemli bir yer tutar. Husserl, bilincin gerçekleştirdiği edim ya da yönelim ile bilincin nesnesini her zaman birbirinden ayırt etmiştir. Burada bir parantez açıp şunu da belirtmek gerekir ki; fenomenoloji yöntemi, bilincin dışında söz konusu nesnenin gerçek bir varlığının olduğunu ileri sürmeyi ya da reddetmeyi yasaklar.
Kesin anlamıyla, bir öğreti ve yöntem olarak Husserl’in felsefesini belirten fenomenoloji, çağdaş düşünceyi önemli ölçüde etkilemiştir ve hala da etkilemektedir. Heidegger, (Husserl’ın öğrencisidir) Max Scheler, Sartre, Derrida gibi pek çok felsefeci, çeşitli bakımlardan fenomenolojiye dayandıklarını belirtmişlerdir.

Anne Sütüne En Yakın Süt: Keçi Sütü


Bilindiği gibi süt, dişi memelilerin süt verim döneminde (laktasyon) yavrularını besleyebilmek için süt bezlerinden salgıladıkları ve yavrunun belli bir dönem beslenebilmesi için gerekli tüm besin maddelerini içeren bir sıvıdır. Her memeli türünün ihtiyaçlarına en iyi cevap veren süt ise kendi annesinin yada kendi türünden başka bir annenin sütüdür.
Bebek beslenmesinde de tüm memelilerde olduğu gibi anne sütü oldukça önemli bir besin. Fakat ne yazık ki her bebek süt bakımından çok da dünyaya şanslı gelmiyor. Annesinin yaşadığı sağlık sorunları veya genetik durumu bebeklerin anne sütü alamamasının nedenlerinin başında gelmekte. Peki bu durumda olan bebekler nasıl beslenmeli? Günümüzde küçük bebeklerin beslenmesinde çeşitli mamalar tüm marketlerin renkli raflarını alsa da içeriği ne kadar güvenilir ya da bebeğe ne kadar yararlı? Mama seçimi, annelerin ve uzmanların en çok zorlandığı konu. Ne kadar organik dense de birçok hazır mamanın içinde istenmeyen maddeler bulunabilmekte. Doğru mamayı bulmak da bir o kadar zor. Siz de ben bebeğimi doğal sütle beslemek istiyorum diyorsanız bu makale tam da sizin için yazıldı.
Anne sütü ile tüm içilebilir sütlerin karşılaştırılması sonucunda anne sütüne en yakın sütün keçi sütü olduğu kolayca ortaya çıkıyor. Nasıl mı? İlk olarak tabloda da görüldüğü gibi sütlerin kalori değerlerini karşılaştıracak olursak anne sütü 70 kcal/100 g kalori içerirken keçi sütü 69 kcal/100 g ile anne sütüne kalori bakımından en yakın süt olmakta, inek sütünün 100 g’ ı (60 kcal) bir bebeği doyurmak için yeterli olmazken koyun sütünün 100 g’ ı içerdiği 108 kcal enerji ile bebek beslenmesi için fazla gelmekte. Diğer yandan, günümüzde tüketilen sütlerin yağ içerikleri karşılaştırıldığında 4 g toplam yağ içeriğiyle yine keçi sütü anne sütüyle eşit durumda.
Toplam yağ içeriklerinin eşit olmasının yanında keçi sütü, yağ moleküllerinin küçük olması ve sütün içine homojen bir şekilde dağılması (doğal olarak homojenize süt) durumundan da anne sütü yerine ikame edebilecek tek süt gibi gözükmekte. Ayrıca kolesterol açısından anne sütüne en yakın ve C vitamini açısından da anne sütüne eşit süt yine keçi sütü. Tüm bunlara ek olarak keçi sütü, sodyum ve kalsiyum bakımından anne sütüne oranla oldukça zengin. Kısacası bebeğini kendi sütüyle besleyemeyen ve doğal bir ikame arayan anneler, bebeklerine keçi sütü vermeleri durumunda hem onları yeteri kadar besleyebilir hem de bebek gelişiminde çok önemli olan sodyum ve kalsiyum ihtiyaçlarını da giderbilir. Sindirim rahatsızlığı, ülser gibi hastalıkları olanlar için de keçi sütü birebir.
Keçi sütünü nereden temin edebilirim diyorsanız, birçok üniversitenin ziraat fakültesi üretim çiftliklerinde kolayca bulabileceğiniz gibi bazı markaların pastörize keçi sütleri de marketlerde yavaş yavaş yerini almış durumda. Bu sütün sadece bebek beslenmesi için değil, inek sütüne alerjisi olan yetişkinler için de kullanılması mümkün.

Gıdaların Raf Ömrünün Artırılmasına Yönelik Çalışmalar


“Taze”, organik ve diğer tüketici eğilimleri, bazı geleneksel teknolojileri bir kenara itmektedir ancak yiyecekleri güvende ve satılabilir tutmak için yeni teknikler vardır.
Raf ömrünü arttırmaya yönelik çalışmalar için zor bir zamandayız. Lipit faz ve sulu faz ile kararlı yağlar ile katı şeker, tuz ve gıda asitleri dengelemesi gibi raf güvenliğini garantiye almak için kullanılan geleneksel yöntemler, artık pek çok yeni ürün için kabul görmemektedir.
E vitaminini gelişmiş kırmızı et, daha uzunca bir süre parlak kırmızı kalır ve renk değiştirme meydana gelmeden önce daha fazla ambalaj ömrüne sahiptir.
Ürünlerin kendileri de değişmiştir. Bazı insanlar, daha az yağ, tuz, şeker, diğer karbonhidratlar ve daha fazla taze katkı içeren gıdaları en az seviyede tercih etmektedir. Raf ömrünün ölçüsü sadece markette geçirilen aylar değildir; şarküterideki lezzeti için ya da evde kullanılabilirlik adına fazladan bir gün anlamına da gelebilir.
Raf dayanıklılığına yönelik çeşitli bakış açılarını, lezzet ve rengi koruma, mikrobiyolojik güvenlik ve geciktirici yağ oksitlenmesi olarak sıralayabiliriz. Bu bakış açıları, “tazelik” ve hatta “organik” vurgusuyla daha da güçlendirilirler.
Güvenlik genel olarak, yalıtılmış metal veya cam kapta, mikropları öldürmeye yeterli bir içsıcaklığa kadar getirilmesi yöntemiyle garanti altına alınıyordu. Bazı gıdalar su aktivitesi veya kimyasal koruyucularla yoluyla kontrol altında tutuluyordu. Artık devir değişti. Bu tekniklerini hala pek çok ürünler için raf ömrünün kontrolünde yardımı dokunsa da yeni tüketicilerin satın alma eğilimleri, yeni raf ömrü teknolojilerine bir göz atma talebinde bulunmaktadır.
 Bakteriyel Dayanıklılık“Gıdanın raf ömrü formülleştirme, işleme, paketleme ve depolama koşulları” olmak üzere dört faktöre bağlıdır. Bu şartlardan bir tanesini değiştirmekle raf ömrünü değiştirebilir; daha iyi ya da daha kötü hale gelebilir.
Raf ömrünün özelliklerini bakteriyel kontrol, renk dengesi, maya ve küf önlenmesi, tat dengesi, dokusal denge ve aroma dengesi olarak sıralayabiliriz. Raf ömrü problemlerinin görünümü, oksidatif esmerleşme, özellikle lipit fazındaki tat bileşenlerinin oksidasyonu, büzülme (dökülme ve nemlenme) ya da çözünüp su olma (yapışkanlık ve beklenmedik kristalleşme yapıları) durumlarını içerecek kadar geniş aralıkta olabilir.
Gıda şirketleri, daha kararsız olan gıdaların (düşük şekerli reçel, düşük tuzlu tatlandırıcılar, düşük sıvı yağ salata süslemeleri vb.) raf ömrünü arttırmak için, , nihai ürünü işlemeden önce içerik maddelerindeki bakteriyel yükü düşürmek için girişimde bulunur.
Mikroplar büyümek, gelişmek ve hayatta kalmak için uygun bir ortama ihtiyaç duyar. Bu ortam, her zaman olmasa da genelde nemdir. Nem azalması (su aktivitesindeki düşme), bakteriler üremesi için mevcut olan besi ortamını azaltarak, onlar için istenmeyen bir ortam yaratır. Dahası suyun azalması (özellikle de şeker gibi çözünen maddede artış olduğunda), bakterilerin üzerindeki ozmotik basıncı attırarak patlamalarına neden olur.
Azalmış bir yağ fazıyla gıdaların içindeki su aktivitesini ayarlamaya yardımcı olmak için birkaç içerik maddesi vardır. Genel olarak en az derecede işlenmiş gıdanın su aktivitesi yaklaşık 0.07 ya da daha az olmalıdır. Su, su aktivitesi adı verilen bir değere sahiptir ve bu da 1.00 değerindendir. Bu aşırı su limitiyle, gıdaların birçoğu yaklaşık 0.07 ölçüsünde şeker ile korunur.
Bakteriyel büyümenin önüne geçmek için su aktivitesinin kontrol etme yolu olan şeker eklenmesi, geleneksel bir yoldu ancak pazarlamacılar genellikle pek çok şekeri ön plana çıkarmayı istemezler. Mevcut durumda su aktivitesi, meyve konsantreleriyle başlanarak vakum altında işlenmek suretiyle sadece meyve bazlı reçeller ve jölelerde arttırılır. Benzer teknikler, diğer “şekeri düşürülmüş” gıdalarda da kullanılır.
Maillard reaksiyonu şekere, proteine, suya ve elverişli bir PH değerine gereksinim duyar. Eğer şeker veya mısır şurubu ihtiva eden gıdalarda Maillard reaksiyonu varsa, bu bir sorun teşkil eder; formülü uygulayan kimse, şekli itibariyle enerji azalmasının olmadığıı bir disakkarit olan trehaloz ile çalışmak isteyebilir. 90’lı yılların sonuna doğru piyasa giren trehaloz, şekerin düşürebildiği seviye kadar su aktivitesini düşürür ancak asitlerle parçalanmaz.
Şekil itibariyle metabolizmayı engelleyen, (gram başına yaklaşık 1 kalori koşuluyla) rastgele çapraz bağlanmış bir glukoz olan Polidekstroz, bunun yanı sıra kabarır ve su aktivitesinin azalmasını ortaya koyar ve sık olarak yüksek yoğunluktaki tatlandırıcılarla kullanılır.
Tuz, su aktivitesi kontrolünde daha az kullanılır ve özellikle bazı tüketiciler tuz alımına dikkat etmektedir. Ancak iyi bir şekilde öğütülen tuz, özellikle şekerli kombinasyonlarıyla su aktivitesini kontrol etmeye yardımcı olabilir.
Antioksidanlar ve Lipit Oksidasyonu
Son yıllardaki tüketim düzenleri “taze” veya “taze gibi” olan gıdaların biraz hazırlıkla satın alınıp yenilebileceğine vurgu yapmaktadır. Birkaç günlük raf ömrü artışı başarılı bir ürün grubu sağlama becerisinde büyük bir fark meydana getirebilir.
İspanya’da Extremadura Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre yağın taze tutulması gıdalardaki besinsel içeriklerin güçlendirmeye yardım edebilir. Araştırmacılar yağ oksidasyonunun temel yağ asitleri ve vitaminlerin miktarını azalttığını, toksik bileşikler meydana getirerek besinsel içeriği azalttığını buldurlar. Ayrıca protein oksidasyonu üzerine de çalışmalar yapıp, biberiye özünün proteinin işlevselliğini, önlenmiş lipit oksidasyonu kadar güçlendirdiğini buldular böylece bir tür sosis türündeki yağlanmaya sonuçlaman etkiyi geciktirdiler.
Pek çok çeşitli bileşiklerle yapılan araştırmalarla, doğal antioksidanlar son yıllarda gelişim göstermiştir. Tokoferol gibi E vitamini, nihai et ürünlerindeki lezzetin tazeliğini arttırmak için hayvanların beslenmesinde kullanılmıştır. Ayrıca sığır kıymasındaki kas sıvısı (miyoglobin) kararlığını arttırdığı ve nihai ürünlerdeki renkleri daha iyi tuttuğu da bulunmuştur.
E vitaminince geliştirilmiş olan sığır eti daha uzun süre kırmızı kalmış ve renk değişimine oluşmadan önce birkaç saat daha fazla ambalaj ömrüne sahip olmuştur. En büyük gelişme yuvarlak kesimlerde olmuştur. Farklı kesimler, E vitaminin farklı bir biçimde muhafaza etmiştir; fileto tarzı kesimle, aynı hayvanda farklı tür kesimlerden daha fazla vitamin muhafaza edilmiştir.
Pek çok firma tarafından et ürünlerindeki bayatlama görünümü geciktirmek için kullanılan biberiye özü, su temelli ya da pudra şeklinde mevcut olup, sık olarak, perakende satışı yapılan ürünlerde olduğu kadar hamburger köftelerinde kullanılmaktadır.
Resveratrol (üzümden elde edilen bir öz) ve piknogimal(kınakına ağacından bir bitki kimyasalı) antioksidanları, sığır eti ve kümes hayvanları üzerine yapılan üniversite deneylerinde umut vaat etmişlerdir. Her iki antioksidanın da güvenli olduğu onaylıdır.
Not: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için eklenen antioksidanlar da sağlık açısında faydalı olabilirler. Sağlık etiketi için kullanılmasa da tüketici bu katkı maddelerini tanıyıp takdir edecektir. Ancak düşük yağlı ürünlerin kadınların kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelesinde yardım etmediğini gösteren son zamanlardaki çalışmalarla diğer çelişen bilimsel araştırmalar dikkate alınırsa, aşırı iddialardan kaçınmak yerinde olabilir.
Tüketiciler, güvenli gıda konusunda daha duyarlı ve formülleştirme konularda da daha bilgili hale geliyorlar. Eğer ürün, güvenlik nedenleri için işlenmiş olan katkı maddeleri içeriyorsa sadece kabul edilebilir değil ayrıca tercih edilebilirdir.
Üretimde Zaman Kazanılması
Yapılan araştırmalarda, kesim esnasında meyvelerin suyun altında tutulmasının raf ömrünü 2-3 günden 6-8 güne çıkardığını açığa çıkarmıştır.
Yaklaşık 65 santigrat derecede suya yapılan soğurucu asit ve kalsiyum katkısı hasarlı protein üretimini azaltan ısıl şoku proteinlerini üreterek kalsiyum ve suyun hücrelerin içine emilmesine neden olur. Bu teknik, hızlı yiyecek firmalarının üretim kayıplarını azaltmalarına olanak sağlar.
4-Hekzilrezorsinol, soğurucu asit ve glütasyonu kapsayan diğer antioksidanlar, sülfitler için muhtemel bir ikame olmak için test edilmektedirler. Sülfitlerin, astım gibi etkilerinden dolayı mutlaka ürün üzerine etiketlenmek zorundadır. Hekzilrezorsinol, meyveler ve sebzeler için test edilmekte, ayrıca taze ve donmuş karidesteki kara lekelerin kontrolünde kullanılmaktadır.
Bakteriyel Kontrol Büyük Sıçramalar Yapıyor
Listeria monocytogenes (insan ve hayvan bağırsaklarında yaşan bir bakteri türü) bakterisine karşı verilen savaş, daha fazla raf ömrü arayışında gıda bilimine yeni araçlar verdi. Bir çeşit kimyevi kaktılar, sosislere ve soğuk mezelere eklenebilir ve bu ürünlerin tekrar kirlenmesini engelleyebilir. Yapılan araştırmalarda E vitamini bakımından güçlendirilmiş yem ile beslenen piliç ve tavuklarda çeşitli bakteriyel hastalıklara karşı bu hayvanları koruyan antikor üretiminde artış olduğu bulunmuştur.
Bakterileri normalde öldüren yoğun işlemlerin kullanılmasına gerek duyulmadan fazladan raf ömrü gerektiren gıdalar işlenirken, dikkatli bir şekilde elden geçirilmeye gerek vardır.
Antioksidanlar gibi özel ve doğru içerik maddelerinin ölçüsü, bu antioksidanların azami etkinlikle olmasını garanti etmek için ham içerikle tamamen karışması gibi esastır. Bazı doğal antioksidanlar ısıda kararsızdır ve soğuk fazda işleme konulmalıdır. E vitamini gibi sıvı yağ temelli antioksidanlar küçük miktardaki katı ve sıvı yağlara yayılabilirler.
Raf ömrümün uzatan birkaç yeni ve geliştirilmiş teknikler vardır. Bu işlemlerdeki zorlu iş, özel ürünlerin gerek duydukları maddeler ile daha bilgili ve bilinçli olan tüketicilerin taleplerini dengelemektir.

Yeşil Mimari; Doğaya Saygılı ve Verimli Alternatif Barınma Yolları


Yeşil mimariyi düşündüğümüzde aklımıza pürüzsüz, enerji tasarruflu ve sıkıcı bir yapıyı aklımızda resmederiz. Aslında böyle düşünmemize gerek yok. Yeşil mimari, sadece çevreyi koruyarak, kullanıcılarının enerji giderlerini düşürmekle kalmaz şaşırtıcı derecede güzel tasarımlara yol açabilir.
Yeşil mimari, enerji tasarrufu ve çevre dostu bir yapı yaratmak için düşük tesirli malzemelere odaklanarak meydana gelen bir daldır. Yeşil binalar doğal malzemelerden yapılmış basit yapılardan, binanın tesirini azaltan güneş panelleri gibi unsurları kullanan teknolojik odaklı tasarımlara kadar çeşitlilik gösterebilir.
Geleneksel mimarinin aksine, yeşil bir binanın tasarımın bir parçası yapının tesirini de hesaba katar. Bu da yalnızca binanın malzemelerinin çevresel etkisine bakmakla kalmayıp iç havakalitesi, su ve enerji korunumu gibi unsurları da dikkate almak demektir.
Yeşil binalar, tıpkı diğer bir tasarım gibi, kullanışlı olandan tümüyle görkemliye farklılık gösterebilir. Yeşil mimariyi, ev tasarımına yakışmayan plastik yağmur bidonlarından ya dagüneş panelleri gibi şeylerle ilişkilendirebilirsiniz ancak yeşil mimari çok uzun bir yol almıştır. Şimdi bu unsurlara bir göz atalım.
Yeşil Çatı
Yeşil bir çatı, evin içindeki sıcaklığı azaltabilir, dâhili havayı iyileştirir ve betonun hüküm sürdüğü kentsel yerlerde daha fazla alan açmaya yardımcı olur. Ayrıca kuşlar için yuva da sağlayabilir.
Basit olarak, yeşil bir çatı bir nevi çatı bahçesidir. Yeşil bir çatı yaratmak için su geçirmez engelleri, su boşaltım malzemelerini, toprak bir katmanı ve bitkileri döşenebilir. Bitkilerin ve toprağın ağırlığının çatı için desteği arttırmayı gerektirdiği için, yeşil bir çatı planını yapıp inşa etmenin için en iyi yolu, çevre dostu tasarımlar konusunda deneyimli bir usta ile çalışmaktır. Bir uzman yardımıyla da az bakım isteyen bitkilerin seçimi de başarılı bir çatı için gereklidir. Bitkiler yalıtım, yağmur suyunu süzme ve toprak kaybıyla savaş konularında yardımcı olur.
Yeşil çatılar, bir takım toprak örtüsü gibi basit olabilir ya da yosun, etli yapraklar hatta ot ve bitkilerin karışımından ibaret olabilir. Karmaşık yapı, bütçeye ve üstesinden gelinebilen bakıma bağlıdır. Kapsamlı ve yoğun olmak üzere iki tip yeşil çatı vardır. Daha az bakım gerektiren ve daha toprak kullanan kapsamlı bir yeşil çatının maliyeti de yoğun tip çatıdan daha düşüktür. Yoğun çatıların maliyetinin yüksek olması ve daha az eğimli yüzeye gereksinim duymalarından ötürü onları ticari yapılarda daha yaygındır.
Güneş Enerjili Kiremitler
Güneş panelleri enerji tasarrufu yaparak fatura azaltmada mükemmel bir yoldur ve bazen para bile kazandırabilir. Eğer evde kullanılandan daha fazla üretiliyorsa güç fazlası başka kimselere de satılabilir. Güneş panellerinin tasarım açısından sorunu, pek göze hitap etmemeleridir. İşte burada güneş enerjili kiremitler devreye girer. Çatı tepesinde veya kimi zaman binanın yakınında kendi halinde duran geleneksel güneş panellerinin aksine güneş enerjili kiremitler çatının yüzüne dizilir ve böylece zor bir şekilde farklarına varılır.
Binaya yalnızca güç yardımı yapmadıkları için kurulumları, geleneksel güneş panellerine nazaran biraz daha pahalıdır ancak gerçekte çatı kiremitleridir.
İnce film ya da silikon temelli güneş kiremitlerine piyasada rastlanabilir. İnce film kiremitlerin maliyeti daha azdır ancak silikon temelli kiremitlere göre metrekare başına daha az enerji üretme eğilimindedirler.
Güneş kiremitleri kurulumunda, yeşil çatıda olduğu gibi işinin ehli olan kimseleri bu işe dâhil edilmelidir çünkü güneş kiremitleri elektrik sistemi ile kablolar yardımıyla bağlanmalıdır. Ayrıca çatının güneş kiremitlerine müsait olup olmadığını belirleyecek profesyonelin de yardımı dokunabilir. Tipik güneş panellerinden daha çok ısınır ve çatının iyi bir açıdan güneş ışığı alıp almadığından emin olunmalıdır.
Kerpiç Evler
Kerpiç, ıslak toprak ve samanın basit karışımıyla meydana getirilen tarihi bir yapı malzemedir. Karışım, balçığa çok benzer ve kerpiç evleri benzersiz ve güzel kılan organik şekilleridir. Geleneksel ev inşasının yerine, inşaatçılar kerpiçleri istifleyerek balçık benzeri malzemelerle el yapımıyla şekil verebilirler. Sonuç, keskin köşeler yerine eğri çizgilerden oluşan bir yapıdır. Gömme tip rafların yanı sıra mobilyalar bile şekil verilmiş kerpiç ile oluşturulabilir.
Kerpiç, doğal maddelerden elde edildiği için beton gibi inşaat malzemelerinden daha az çevresel bir alan kaplar. Fabrikalarda üretilmek ve ülkenin bir ucundan bir ucuna taşınması gibi zorunlulukları da yoktur ve kolaylıkla çevreden temin edilebilir. Pek çok insanın kendisine ev yapması için kerpiç evler üzerinde çalışmak oldukça basittir. Hatta belli gruplar oluşturularak ortak çalışmalarda insanlar kendilerinin ve birbirilerinin kerpiç evlerini inşa edebilirler.
Yağmur Suyu Hasadı
Yağmur suyu hasadı sistemi fikrinin arkasında yağmur suyunu bahçe sulamasında ve bazen de evde kullanılması için toplanmasıdır. Yağmur varillerini düşündüğümüzde ortaya pek çok hoş bir resim gelmez ancak yağmur suyu hasadı sistemi çok güzel bir görüntü ortaya çıkarabilir.
Sistem, bir plastik varil kadar basit olabilir. Toplama sistemi yeraltındadır böylece bahçe düzeninin bozmadan yağmur suyu toplanıp depolanabilir.
Konteynırlar
Kerpiç evlerde olduğu gibi, taşıma konteynırlı binalar, geleneksel bina malzemelerine ilişkili olan yüksek tesire değinir. Satın alınması gereken yeni malzemelerin kullanımı yerine, bu tip evler, eski konteynırı yeniden değerlendirmek suretiyle prefabrik konut oluşturmak için kullanılır. Bu malzemeler, ticari amaçlı veya oturma amaçlı bina meydana getirmek için ister dikey olarak ister yan yana istiflenebilir. İsteğe bağlı olarak, taşıma konteynırlı ev üretmenin birkaç farklı metodu vardır.
Bazı firmalar prefabrike edilmiş haldeki malzemelerin nakliyesini yaparak, içinde yaşanabilecek nerdeyse yepyeni bir ev yaratmayı sunarlar. Bu evler genellikle güç, su ve bazen merkezi ısıtma ve klima sistemine bile sahiptir. Daha çok kendi imkânlarıyla bir şeyler yapmayı seven kimseler, normal konteynırlar ve planlar satın alarak kendileri ya da birkaç usta yardımıyla bu amaçlarına ulaşabilirler. Her durumda da konteynır ev kurmadan önce bunlarla ilgili kanunlara bir göz atmakta fayda vardır.

İnternet Kirliliği ve Etkileri


Teknolojik çağın en büyük icadı internet. Onsuz bir günümüz geçmez olmuş, telefonumuza kadar sızmış. Bankacılık işlemleri, alışveriş, sohbet, iş bulma, işçi bulma gibi günlük hayatımızın rutinlerini dahi bir tık kadar kolay hale getirmiştir. Evden çıkmadan ev bulabilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilir, iş bulabilir hatta çalışabilir, ihtiyacınız olan bir ayakkabıyı satın alabilir veya kullanmadığınız bir ürünü satabilirsiniz. Küresel ağın olduğu her yere ulaşabilirsiniz. Elbette bu işlemleri yapabiliyorsanız fikir paylaşımları da gerçekleştirebilirsiniz. İlk ortaya çıktığı günden bu yana internet adeta bir ansiklopedi niteliğindedir; sayısız bilgi ve fikir paylaşımına ev sahipliği yapar.
Tabi ki internet kirliliği derken bilgi kirliliğinden bahsediyoruz. Etkili ve doğru kullanımla çok yararlı bir kaynak olan internet, ne yazık ki artan birikiminin kalitesizleşmesi ve duyarsız internet kullanıcılarının özensiz paylaşımları sayesinde çöplüğe dönüşmüştür. Öyle ki paylaşılan bilgilerin doğruluğu tartışılmadan servis ediliyor; bu durum da doğru ve nitelikli fikir paylaşımları arayan insanları zor duruma düşürüyor. Bilmedikleri her konuda, araştırıp kendini geliştirmeyen kişilerce internete sızdırılan uydurma bilgiler, akıl süzgecinden geçirilmedikleri için alenen ortaya yalan damgasıyla çıkıyor çıkmasına, ama yine de okuyanların bilgi dağarcıklarında bir sızıntı oluşturuyor, küçük sinek mide bulandırıyor. Diğer yandan gerçek bilgiyi sunan kişileri de zan altında bırakıyor. Bilgiyi arayan kişi bulduğu verileri kıyaslıyor ve kendi anlayışına göre iki zıt veriden birini doğru kabul ediyor; belki de yanlış olanı.
Bilgiye ulaşmada en faydalı yardımcılar arama motorlarıdır. Google gibi, Yahoo gibi arama motorları sayesinde dileyen, dilediği içeriğe ulaşabilme özgürlüğüne sahip. İçerik kirliliği veya internet kirliliği dediğimiz sorumsuzluk yüzünden bazen arama motorları aracılığıyla bulunan kimi sayfalara ulaşılamaz. Daha önceden indekslenmiş verinin bulunduğu sayfaya, içerik bırakılmış ve içerik kaderine terk edilmiş olduğundan, yazının girişi var, gelişmesi yok, sonucu yok. Sadece anahtar kelimeler kullanılmış ve arama motorlarına internet sayfası yanlış tanıtılmış. Örnek olarak Google görsellere istediğiniz bir anahtar kelimeyi yazın ve aratın, sonucuna baktığınızda internet kirliliği ile ilgili acı gerçeği görmüş olacaksınız; A yazacaksınız ama A’dan başka her şeyi bulacaksınız. Ya da bir öğrenciyseniz ders konunuzu yazıp arayın, karşınıza ne kadar alakasız sonuçlar çıktığını göreceksiniz. Suç arama motorlarında değil, suç eksik veya yanlış bilgiyi reklam için oraya bırakıp kaçan içerik sahibindedir. Genelde yanlış verinin kaynağı ücretsiz kurulabilen blog sitelerinde yer almaktadır. Blog siteleri kuruluyor; kurulduğu gün yazılan güncelerin doğruluğu bilinmeden, mantık süzgecine daldırılmadan, güncellenmeden aylarca, bazen senelerce internet ortamında kalıyor.
İnternet kullanıcısının görevi hiç kolay değildir. Tertemiz internet istiyorsak, karşılaştığımız yanlış, zararlı veri içeren sayfaları şikâyet etmek en doğru hareket olacaktır. Eğer yayıncıysak; verdiğimiz bilgilerin doğruluğunu, güvenirliğini ispat etmekle mükellefiz. Kaynaklarımızı belirtmeli, hatta yetinmeyip zıt kaynaklardan da örnekler vermeliyiz. Hangisi olursak olalım, ister yayıncı, ister okuyucu; seçici olalım. O zaman kirli internet temizlenecektir, internet kirliliğinin yerini billur bilgi deryası alacaktır ki, bilim teknik ilerleyecek, öğrenciler sonuca ulaşacakları bilgilere kavuşabileceklerdir.