Bu Blogda Ara

6 Ekim 2012 Cumartesi

Gıdaların Raf Ömrünün Artırılmasına Yönelik Çalışmalar


“Taze”, organik ve diğer tüketici eğilimleri, bazı geleneksel teknolojileri bir kenara itmektedir ancak yiyecekleri güvende ve satılabilir tutmak için yeni teknikler vardır.
Raf ömrünü arttırmaya yönelik çalışmalar için zor bir zamandayız. Lipit faz ve sulu faz ile kararlı yağlar ile katı şeker, tuz ve gıda asitleri dengelemesi gibi raf güvenliğini garantiye almak için kullanılan geleneksel yöntemler, artık pek çok yeni ürün için kabul görmemektedir.
E vitaminini gelişmiş kırmızı et, daha uzunca bir süre parlak kırmızı kalır ve renk değiştirme meydana gelmeden önce daha fazla ambalaj ömrüne sahiptir.
Ürünlerin kendileri de değişmiştir. Bazı insanlar, daha az yağ, tuz, şeker, diğer karbonhidratlar ve daha fazla taze katkı içeren gıdaları en az seviyede tercih etmektedir. Raf ömrünün ölçüsü sadece markette geçirilen aylar değildir; şarküterideki lezzeti için ya da evde kullanılabilirlik adına fazladan bir gün anlamına da gelebilir.
Raf dayanıklılığına yönelik çeşitli bakış açılarını, lezzet ve rengi koruma, mikrobiyolojik güvenlik ve geciktirici yağ oksitlenmesi olarak sıralayabiliriz. Bu bakış açıları, “tazelik” ve hatta “organik” vurgusuyla daha da güçlendirilirler.
Güvenlik genel olarak, yalıtılmış metal veya cam kapta, mikropları öldürmeye yeterli bir içsıcaklığa kadar getirilmesi yöntemiyle garanti altına alınıyordu. Bazı gıdalar su aktivitesi veya kimyasal koruyucularla yoluyla kontrol altında tutuluyordu. Artık devir değişti. Bu tekniklerini hala pek çok ürünler için raf ömrünün kontrolünde yardımı dokunsa da yeni tüketicilerin satın alma eğilimleri, yeni raf ömrü teknolojilerine bir göz atma talebinde bulunmaktadır.
 Bakteriyel Dayanıklılık“Gıdanın raf ömrü formülleştirme, işleme, paketleme ve depolama koşulları” olmak üzere dört faktöre bağlıdır. Bu şartlardan bir tanesini değiştirmekle raf ömrünü değiştirebilir; daha iyi ya da daha kötü hale gelebilir.
Raf ömrünün özelliklerini bakteriyel kontrol, renk dengesi, maya ve küf önlenmesi, tat dengesi, dokusal denge ve aroma dengesi olarak sıralayabiliriz. Raf ömrü problemlerinin görünümü, oksidatif esmerleşme, özellikle lipit fazındaki tat bileşenlerinin oksidasyonu, büzülme (dökülme ve nemlenme) ya da çözünüp su olma (yapışkanlık ve beklenmedik kristalleşme yapıları) durumlarını içerecek kadar geniş aralıkta olabilir.
Gıda şirketleri, daha kararsız olan gıdaların (düşük şekerli reçel, düşük tuzlu tatlandırıcılar, düşük sıvı yağ salata süslemeleri vb.) raf ömrünü arttırmak için, , nihai ürünü işlemeden önce içerik maddelerindeki bakteriyel yükü düşürmek için girişimde bulunur.
Mikroplar büyümek, gelişmek ve hayatta kalmak için uygun bir ortama ihtiyaç duyar. Bu ortam, her zaman olmasa da genelde nemdir. Nem azalması (su aktivitesindeki düşme), bakteriler üremesi için mevcut olan besi ortamını azaltarak, onlar için istenmeyen bir ortam yaratır. Dahası suyun azalması (özellikle de şeker gibi çözünen maddede artış olduğunda), bakterilerin üzerindeki ozmotik basıncı attırarak patlamalarına neden olur.
Azalmış bir yağ fazıyla gıdaların içindeki su aktivitesini ayarlamaya yardımcı olmak için birkaç içerik maddesi vardır. Genel olarak en az derecede işlenmiş gıdanın su aktivitesi yaklaşık 0.07 ya da daha az olmalıdır. Su, su aktivitesi adı verilen bir değere sahiptir ve bu da 1.00 değerindendir. Bu aşırı su limitiyle, gıdaların birçoğu yaklaşık 0.07 ölçüsünde şeker ile korunur.
Bakteriyel büyümenin önüne geçmek için su aktivitesinin kontrol etme yolu olan şeker eklenmesi, geleneksel bir yoldu ancak pazarlamacılar genellikle pek çok şekeri ön plana çıkarmayı istemezler. Mevcut durumda su aktivitesi, meyve konsantreleriyle başlanarak vakum altında işlenmek suretiyle sadece meyve bazlı reçeller ve jölelerde arttırılır. Benzer teknikler, diğer “şekeri düşürülmüş” gıdalarda da kullanılır.
Maillard reaksiyonu şekere, proteine, suya ve elverişli bir PH değerine gereksinim duyar. Eğer şeker veya mısır şurubu ihtiva eden gıdalarda Maillard reaksiyonu varsa, bu bir sorun teşkil eder; formülü uygulayan kimse, şekli itibariyle enerji azalmasının olmadığıı bir disakkarit olan trehaloz ile çalışmak isteyebilir. 90’lı yılların sonuna doğru piyasa giren trehaloz, şekerin düşürebildiği seviye kadar su aktivitesini düşürür ancak asitlerle parçalanmaz.
Şekil itibariyle metabolizmayı engelleyen, (gram başına yaklaşık 1 kalori koşuluyla) rastgele çapraz bağlanmış bir glukoz olan Polidekstroz, bunun yanı sıra kabarır ve su aktivitesinin azalmasını ortaya koyar ve sık olarak yüksek yoğunluktaki tatlandırıcılarla kullanılır.
Tuz, su aktivitesi kontrolünde daha az kullanılır ve özellikle bazı tüketiciler tuz alımına dikkat etmektedir. Ancak iyi bir şekilde öğütülen tuz, özellikle şekerli kombinasyonlarıyla su aktivitesini kontrol etmeye yardımcı olabilir.
Antioksidanlar ve Lipit Oksidasyonu
Son yıllardaki tüketim düzenleri “taze” veya “taze gibi” olan gıdaların biraz hazırlıkla satın alınıp yenilebileceğine vurgu yapmaktadır. Birkaç günlük raf ömrü artışı başarılı bir ürün grubu sağlama becerisinde büyük bir fark meydana getirebilir.
İspanya’da Extremadura Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre yağın taze tutulması gıdalardaki besinsel içeriklerin güçlendirmeye yardım edebilir. Araştırmacılar yağ oksidasyonunun temel yağ asitleri ve vitaminlerin miktarını azalttığını, toksik bileşikler meydana getirerek besinsel içeriği azalttığını buldurlar. Ayrıca protein oksidasyonu üzerine de çalışmalar yapıp, biberiye özünün proteinin işlevselliğini, önlenmiş lipit oksidasyonu kadar güçlendirdiğini buldular böylece bir tür sosis türündeki yağlanmaya sonuçlaman etkiyi geciktirdiler.
Pek çok çeşitli bileşiklerle yapılan araştırmalarla, doğal antioksidanlar son yıllarda gelişim göstermiştir. Tokoferol gibi E vitamini, nihai et ürünlerindeki lezzetin tazeliğini arttırmak için hayvanların beslenmesinde kullanılmıştır. Ayrıca sığır kıymasındaki kas sıvısı (miyoglobin) kararlığını arttırdığı ve nihai ürünlerdeki renkleri daha iyi tuttuğu da bulunmuştur.
E vitaminince geliştirilmiş olan sığır eti daha uzun süre kırmızı kalmış ve renk değişimine oluşmadan önce birkaç saat daha fazla ambalaj ömrüne sahip olmuştur. En büyük gelişme yuvarlak kesimlerde olmuştur. Farklı kesimler, E vitaminin farklı bir biçimde muhafaza etmiştir; fileto tarzı kesimle, aynı hayvanda farklı tür kesimlerden daha fazla vitamin muhafaza edilmiştir.
Pek çok firma tarafından et ürünlerindeki bayatlama görünümü geciktirmek için kullanılan biberiye özü, su temelli ya da pudra şeklinde mevcut olup, sık olarak, perakende satışı yapılan ürünlerde olduğu kadar hamburger köftelerinde kullanılmaktadır.
Resveratrol (üzümden elde edilen bir öz) ve piknogimal(kınakına ağacından bir bitki kimyasalı) antioksidanları, sığır eti ve kümes hayvanları üzerine yapılan üniversite deneylerinde umut vaat etmişlerdir. Her iki antioksidanın da güvenli olduğu onaylıdır.
Not: Ürünlerin raf ömrünü uzatmak için eklenen antioksidanlar da sağlık açısında faydalı olabilirler. Sağlık etiketi için kullanılmasa da tüketici bu katkı maddelerini tanıyıp takdir edecektir. Ancak düşük yağlı ürünlerin kadınların kalp ve damar hastalıklarıyla mücadelesinde yardım etmediğini gösteren son zamanlardaki çalışmalarla diğer çelişen bilimsel araştırmalar dikkate alınırsa, aşırı iddialardan kaçınmak yerinde olabilir.
Tüketiciler, güvenli gıda konusunda daha duyarlı ve formülleştirme konularda da daha bilgili hale geliyorlar. Eğer ürün, güvenlik nedenleri için işlenmiş olan katkı maddeleri içeriyorsa sadece kabul edilebilir değil ayrıca tercih edilebilirdir.
Üretimde Zaman Kazanılması
Yapılan araştırmalarda, kesim esnasında meyvelerin suyun altında tutulmasının raf ömrünü 2-3 günden 6-8 güne çıkardığını açığa çıkarmıştır.
Yaklaşık 65 santigrat derecede suya yapılan soğurucu asit ve kalsiyum katkısı hasarlı protein üretimini azaltan ısıl şoku proteinlerini üreterek kalsiyum ve suyun hücrelerin içine emilmesine neden olur. Bu teknik, hızlı yiyecek firmalarının üretim kayıplarını azaltmalarına olanak sağlar.
4-Hekzilrezorsinol, soğurucu asit ve glütasyonu kapsayan diğer antioksidanlar, sülfitler için muhtemel bir ikame olmak için test edilmektedirler. Sülfitlerin, astım gibi etkilerinden dolayı mutlaka ürün üzerine etiketlenmek zorundadır. Hekzilrezorsinol, meyveler ve sebzeler için test edilmekte, ayrıca taze ve donmuş karidesteki kara lekelerin kontrolünde kullanılmaktadır.
Bakteriyel Kontrol Büyük Sıçramalar Yapıyor
Listeria monocytogenes (insan ve hayvan bağırsaklarında yaşan bir bakteri türü) bakterisine karşı verilen savaş, daha fazla raf ömrü arayışında gıda bilimine yeni araçlar verdi. Bir çeşit kimyevi kaktılar, sosislere ve soğuk mezelere eklenebilir ve bu ürünlerin tekrar kirlenmesini engelleyebilir. Yapılan araştırmalarda E vitamini bakımından güçlendirilmiş yem ile beslenen piliç ve tavuklarda çeşitli bakteriyel hastalıklara karşı bu hayvanları koruyan antikor üretiminde artış olduğu bulunmuştur.
Bakterileri normalde öldüren yoğun işlemlerin kullanılmasına gerek duyulmadan fazladan raf ömrü gerektiren gıdalar işlenirken, dikkatli bir şekilde elden geçirilmeye gerek vardır.
Antioksidanlar gibi özel ve doğru içerik maddelerinin ölçüsü, bu antioksidanların azami etkinlikle olmasını garanti etmek için ham içerikle tamamen karışması gibi esastır. Bazı doğal antioksidanlar ısıda kararsızdır ve soğuk fazda işleme konulmalıdır. E vitamini gibi sıvı yağ temelli antioksidanlar küçük miktardaki katı ve sıvı yağlara yayılabilirler.
Raf ömrümün uzatan birkaç yeni ve geliştirilmiş teknikler vardır. Bu işlemlerdeki zorlu iş, özel ürünlerin gerek duydukları maddeler ile daha bilgili ve bilinçli olan tüketicilerin taleplerini dengelemektir.

Yeşil Mimari; Doğaya Saygılı ve Verimli Alternatif Barınma Yolları


Yeşil mimariyi düşündüğümüzde aklımıza pürüzsüz, enerji tasarruflu ve sıkıcı bir yapıyı aklımızda resmederiz. Aslında böyle düşünmemize gerek yok. Yeşil mimari, sadece çevreyi koruyarak, kullanıcılarının enerji giderlerini düşürmekle kalmaz şaşırtıcı derecede güzel tasarımlara yol açabilir.
Yeşil mimari, enerji tasarrufu ve çevre dostu bir yapı yaratmak için düşük tesirli malzemelere odaklanarak meydana gelen bir daldır. Yeşil binalar doğal malzemelerden yapılmış basit yapılardan, binanın tesirini azaltan güneş panelleri gibi unsurları kullanan teknolojik odaklı tasarımlara kadar çeşitlilik gösterebilir.
Geleneksel mimarinin aksine, yeşil bir binanın tasarımın bir parçası yapının tesirini de hesaba katar. Bu da yalnızca binanın malzemelerinin çevresel etkisine bakmakla kalmayıp iç havakalitesi, su ve enerji korunumu gibi unsurları da dikkate almak demektir.
Yeşil binalar, tıpkı diğer bir tasarım gibi, kullanışlı olandan tümüyle görkemliye farklılık gösterebilir. Yeşil mimariyi, ev tasarımına yakışmayan plastik yağmur bidonlarından ya dagüneş panelleri gibi şeylerle ilişkilendirebilirsiniz ancak yeşil mimari çok uzun bir yol almıştır. Şimdi bu unsurlara bir göz atalım.
Yeşil Çatı
Yeşil bir çatı, evin içindeki sıcaklığı azaltabilir, dâhili havayı iyileştirir ve betonun hüküm sürdüğü kentsel yerlerde daha fazla alan açmaya yardımcı olur. Ayrıca kuşlar için yuva da sağlayabilir.
Basit olarak, yeşil bir çatı bir nevi çatı bahçesidir. Yeşil bir çatı yaratmak için su geçirmez engelleri, su boşaltım malzemelerini, toprak bir katmanı ve bitkileri döşenebilir. Bitkilerin ve toprağın ağırlığının çatı için desteği arttırmayı gerektirdiği için, yeşil bir çatı planını yapıp inşa etmenin için en iyi yolu, çevre dostu tasarımlar konusunda deneyimli bir usta ile çalışmaktır. Bir uzman yardımıyla da az bakım isteyen bitkilerin seçimi de başarılı bir çatı için gereklidir. Bitkiler yalıtım, yağmur suyunu süzme ve toprak kaybıyla savaş konularında yardımcı olur.
Yeşil çatılar, bir takım toprak örtüsü gibi basit olabilir ya da yosun, etli yapraklar hatta ot ve bitkilerin karışımından ibaret olabilir. Karmaşık yapı, bütçeye ve üstesinden gelinebilen bakıma bağlıdır. Kapsamlı ve yoğun olmak üzere iki tip yeşil çatı vardır. Daha az bakım gerektiren ve daha toprak kullanan kapsamlı bir yeşil çatının maliyeti de yoğun tip çatıdan daha düşüktür. Yoğun çatıların maliyetinin yüksek olması ve daha az eğimli yüzeye gereksinim duymalarından ötürü onları ticari yapılarda daha yaygındır.
Güneş Enerjili Kiremitler
Güneş panelleri enerji tasarrufu yaparak fatura azaltmada mükemmel bir yoldur ve bazen para bile kazandırabilir. Eğer evde kullanılandan daha fazla üretiliyorsa güç fazlası başka kimselere de satılabilir. Güneş panellerinin tasarım açısından sorunu, pek göze hitap etmemeleridir. İşte burada güneş enerjili kiremitler devreye girer. Çatı tepesinde veya kimi zaman binanın yakınında kendi halinde duran geleneksel güneş panellerinin aksine güneş enerjili kiremitler çatının yüzüne dizilir ve böylece zor bir şekilde farklarına varılır.
Binaya yalnızca güç yardımı yapmadıkları için kurulumları, geleneksel güneş panellerine nazaran biraz daha pahalıdır ancak gerçekte çatı kiremitleridir.
İnce film ya da silikon temelli güneş kiremitlerine piyasada rastlanabilir. İnce film kiremitlerin maliyeti daha azdır ancak silikon temelli kiremitlere göre metrekare başına daha az enerji üretme eğilimindedirler.
Güneş kiremitleri kurulumunda, yeşil çatıda olduğu gibi işinin ehli olan kimseleri bu işe dâhil edilmelidir çünkü güneş kiremitleri elektrik sistemi ile kablolar yardımıyla bağlanmalıdır. Ayrıca çatının güneş kiremitlerine müsait olup olmadığını belirleyecek profesyonelin de yardımı dokunabilir. Tipik güneş panellerinden daha çok ısınır ve çatının iyi bir açıdan güneş ışığı alıp almadığından emin olunmalıdır.
Kerpiç Evler
Kerpiç, ıslak toprak ve samanın basit karışımıyla meydana getirilen tarihi bir yapı malzemedir. Karışım, balçığa çok benzer ve kerpiç evleri benzersiz ve güzel kılan organik şekilleridir. Geleneksel ev inşasının yerine, inşaatçılar kerpiçleri istifleyerek balçık benzeri malzemelerle el yapımıyla şekil verebilirler. Sonuç, keskin köşeler yerine eğri çizgilerden oluşan bir yapıdır. Gömme tip rafların yanı sıra mobilyalar bile şekil verilmiş kerpiç ile oluşturulabilir.
Kerpiç, doğal maddelerden elde edildiği için beton gibi inşaat malzemelerinden daha az çevresel bir alan kaplar. Fabrikalarda üretilmek ve ülkenin bir ucundan bir ucuna taşınması gibi zorunlulukları da yoktur ve kolaylıkla çevreden temin edilebilir. Pek çok insanın kendisine ev yapması için kerpiç evler üzerinde çalışmak oldukça basittir. Hatta belli gruplar oluşturularak ortak çalışmalarda insanlar kendilerinin ve birbirilerinin kerpiç evlerini inşa edebilirler.
Yağmur Suyu Hasadı
Yağmur suyu hasadı sistemi fikrinin arkasında yağmur suyunu bahçe sulamasında ve bazen de evde kullanılması için toplanmasıdır. Yağmur varillerini düşündüğümüzde ortaya pek çok hoş bir resim gelmez ancak yağmur suyu hasadı sistemi çok güzel bir görüntü ortaya çıkarabilir.
Sistem, bir plastik varil kadar basit olabilir. Toplama sistemi yeraltındadır böylece bahçe düzeninin bozmadan yağmur suyu toplanıp depolanabilir.
Konteynırlar
Kerpiç evlerde olduğu gibi, taşıma konteynırlı binalar, geleneksel bina malzemelerine ilişkili olan yüksek tesire değinir. Satın alınması gereken yeni malzemelerin kullanımı yerine, bu tip evler, eski konteynırı yeniden değerlendirmek suretiyle prefabrik konut oluşturmak için kullanılır. Bu malzemeler, ticari amaçlı veya oturma amaçlı bina meydana getirmek için ister dikey olarak ister yan yana istiflenebilir. İsteğe bağlı olarak, taşıma konteynırlı ev üretmenin birkaç farklı metodu vardır.
Bazı firmalar prefabrike edilmiş haldeki malzemelerin nakliyesini yaparak, içinde yaşanabilecek nerdeyse yepyeni bir ev yaratmayı sunarlar. Bu evler genellikle güç, su ve bazen merkezi ısıtma ve klima sistemine bile sahiptir. Daha çok kendi imkânlarıyla bir şeyler yapmayı seven kimseler, normal konteynırlar ve planlar satın alarak kendileri ya da birkaç usta yardımıyla bu amaçlarına ulaşabilirler. Her durumda da konteynır ev kurmadan önce bunlarla ilgili kanunlara bir göz atmakta fayda vardır.

İnternet Kirliliği ve Etkileri


Teknolojik çağın en büyük icadı internet. Onsuz bir günümüz geçmez olmuş, telefonumuza kadar sızmış. Bankacılık işlemleri, alışveriş, sohbet, iş bulma, işçi bulma gibi günlük hayatımızın rutinlerini dahi bir tık kadar kolay hale getirmiştir. Evden çıkmadan ev bulabilir, arkadaşlarınızla sohbet edebilir, iş bulabilir hatta çalışabilir, ihtiyacınız olan bir ayakkabıyı satın alabilir veya kullanmadığınız bir ürünü satabilirsiniz. Küresel ağın olduğu her yere ulaşabilirsiniz. Elbette bu işlemleri yapabiliyorsanız fikir paylaşımları da gerçekleştirebilirsiniz. İlk ortaya çıktığı günden bu yana internet adeta bir ansiklopedi niteliğindedir; sayısız bilgi ve fikir paylaşımına ev sahipliği yapar.
Tabi ki internet kirliliği derken bilgi kirliliğinden bahsediyoruz. Etkili ve doğru kullanımla çok yararlı bir kaynak olan internet, ne yazık ki artan birikiminin kalitesizleşmesi ve duyarsız internet kullanıcılarının özensiz paylaşımları sayesinde çöplüğe dönüşmüştür. Öyle ki paylaşılan bilgilerin doğruluğu tartışılmadan servis ediliyor; bu durum da doğru ve nitelikli fikir paylaşımları arayan insanları zor duruma düşürüyor. Bilmedikleri her konuda, araştırıp kendini geliştirmeyen kişilerce internete sızdırılan uydurma bilgiler, akıl süzgecinden geçirilmedikleri için alenen ortaya yalan damgasıyla çıkıyor çıkmasına, ama yine de okuyanların bilgi dağarcıklarında bir sızıntı oluşturuyor, küçük sinek mide bulandırıyor. Diğer yandan gerçek bilgiyi sunan kişileri de zan altında bırakıyor. Bilgiyi arayan kişi bulduğu verileri kıyaslıyor ve kendi anlayışına göre iki zıt veriden birini doğru kabul ediyor; belki de yanlış olanı.
Bilgiye ulaşmada en faydalı yardımcılar arama motorlarıdır. Google gibi, Yahoo gibi arama motorları sayesinde dileyen, dilediği içeriğe ulaşabilme özgürlüğüne sahip. İçerik kirliliği veya internet kirliliği dediğimiz sorumsuzluk yüzünden bazen arama motorları aracılığıyla bulunan kimi sayfalara ulaşılamaz. Daha önceden indekslenmiş verinin bulunduğu sayfaya, içerik bırakılmış ve içerik kaderine terk edilmiş olduğundan, yazının girişi var, gelişmesi yok, sonucu yok. Sadece anahtar kelimeler kullanılmış ve arama motorlarına internet sayfası yanlış tanıtılmış. Örnek olarak Google görsellere istediğiniz bir anahtar kelimeyi yazın ve aratın, sonucuna baktığınızda internet kirliliği ile ilgili acı gerçeği görmüş olacaksınız; A yazacaksınız ama A’dan başka her şeyi bulacaksınız. Ya da bir öğrenciyseniz ders konunuzu yazıp arayın, karşınıza ne kadar alakasız sonuçlar çıktığını göreceksiniz. Suç arama motorlarında değil, suç eksik veya yanlış bilgiyi reklam için oraya bırakıp kaçan içerik sahibindedir. Genelde yanlış verinin kaynağı ücretsiz kurulabilen blog sitelerinde yer almaktadır. Blog siteleri kuruluyor; kurulduğu gün yazılan güncelerin doğruluğu bilinmeden, mantık süzgecine daldırılmadan, güncellenmeden aylarca, bazen senelerce internet ortamında kalıyor.
İnternet kullanıcısının görevi hiç kolay değildir. Tertemiz internet istiyorsak, karşılaştığımız yanlış, zararlı veri içeren sayfaları şikâyet etmek en doğru hareket olacaktır. Eğer yayıncıysak; verdiğimiz bilgilerin doğruluğunu, güvenirliğini ispat etmekle mükellefiz. Kaynaklarımızı belirtmeli, hatta yetinmeyip zıt kaynaklardan da örnekler vermeliyiz. Hangisi olursak olalım, ister yayıncı, ister okuyucu; seçici olalım. O zaman kirli internet temizlenecektir, internet kirliliğinin yerini billur bilgi deryası alacaktır ki, bilim teknik ilerleyecek, öğrenciler sonuca ulaşacakları bilgilere kavuşabileceklerdir.

İnternet Girişimciliği ve İnovasyon


Girişimcilik nedir ve girişimci kimdir sorularıyla başlamak gerekirse; Girişimcilik; bir işe, oluşuma sermaye koymak olarak kısaca nitelenebilir. Girişimci ise bu işe veya oluşuma kar amacıyla sermaye koyan, tüm üretim birimlerini en iyi şekilde bir araya getiren ve sermaye kaybından çekinmeyen kişidir. Çoğu girişim başarısızlıkla sonuçlansa da doğru aşamalarla oluşturulmuş, planlı bir girişimin başarısız olmasından söz edilemez. Başarılı bir girişim, ülkesine ekonomik canlılık getireceği gibi yeni iş imkânları yaratarak, mevcut üretim birimlerince oluşturulmamış veya piyasada bulunmayan ürünleri ve hizmetleri yaratarak önem kazanabilir.
Girişimciler öncelikle bir yol haritası belirlerler. İlk olarak gözlem güçlerini kullanarak yeni bir iş fikri türetirler. Bu daha önce yapılmış bir işin geliştirilmesi şeklinde olabileceği gibi aynı zamanda inovasyon şeklinde de olabilir. İnovasyon uluslararası kabul gören Oslo Klavuzunda şöyle tanımlıdır: İnovasyon, yeni veya önemli ölçüde değiştirilmiş ürün (mal ya da hizmet), veya sürecin; yeni bir pazarlama yönteminin; ya da iş uygulamalarında, işyeri organizasyonunda veya dış ilişkilerde yeni bir organizasyonel yöntemin uygulanmasıdır. Eğer bir iş, düzenlenerek yeni bir iş fikri halini alırsa girişimci o işi düzenlemiş olur ve eksikleri tamamladığı için inovasyon gibi olmasa da yeni bir iş fikri olarak kabul edilebilir.
İş fikri ortaya çıktıktan sonra girişimciler alt yapı çalışması yürütürler; rakipler kimlerdir, iş için doğru yer neresidir, kimlerle çalışılmalıdır, ne kadarlık bir finansmana ihtiyaç vardır, gerekli ekipmanlar nelerdir?.. sorularına cevap verildikten sonra iş fikri hayata geçirilebilir.
İnternet Girişimciliği
Günümüzde sosyal medya ağı, kişisel ve ticari internet siteleri hızla artmış, ticaretin ağıgenişlemiştir. Artık her evde bir bilgisayar, PDA telefonlar veya internet erişimine sahip diğer cihazlardan en az biri bulunmaktadır. Böyle bir ortamda sosyal girişimcilerin bu geniş alanı görmemeleri beklenemezdi. Girişimci, gerçek dünyanın risklerine karşın sanal dünyanın daha az finansman isteği karşısında internet girişimcisi olma isteği kazanmış ve çeşitli yollar türetilmiştir. Facebook, Twitter, Google gibi siteler internet girişiminin en güzel örnekleridir.
Yazılımcıysanız zaten kolaydır; iyi bir kodlama, özgün içerik, sıkı bir tanıtım zinciri, sabır ve başarıya ulaşmanın sevinci. Ama herkes birer yazılımcı ya da programcı olamaz. Bu yüzden de internet girişimciliği denince akla sadece site kodlayarak, içerik ekleyerek, Google reklamlarıyla değil; tüm internet ortamları için planlı, güzel bir stratejik örgüyle örülmüş girişim hesapları gelmelidir. Örneğin, kurmuş olduğunuz bir işletmenin ürünlerini şehrinizin en çok bilinen caddelerinden biri üzerinde açtınız. Buna rağmen sizi bilen sayısı o caddeden geçen insanlar ve onların çevresi kadar olacaktır. Ama internet girişimciliğine atıldığınızda, kurumsal bir web site oluşturup, gerekli olan planla hareket ettiğinizde sizi ülkenin ve belki dünyanın her köşesinden müşteriler ziyaret ediyor olacak. Bir dünya mağazası haline dönüşmeniz çalışmalarınızla mucize olmaktan çıkmış bile olabilecektir. Bu sayede girişim sınırlarınızı dünya olarak belirlersiniz.
Global düzeyde internet girişimcisi olmanın size; her zaman açık olacak bir internet sayfasıyla müşteri güveni, kısalan dağıtım süresiyle hızlı dağıtım olanağı, ürünlerin web üzerinden satışı ile azalan maliyet (depo, dükkan gibi giderleri olmayan bir ürün için söylüyoruz), internetingeniş çevrelere ulaşması sayesinde belki yeni ortaklıklar gibi yararları olduğunu da unutmayın.

Kelliğin Nedenleri ve Tedavi Yöntemleri


Kellik yüzyıllardır süregelen bir deri sorunudur. Erkekler başta olmak üzere herkeste görülebilecek bir bünyesel reaksiyondur. Tıp insanları bir sorun olarak görülen saç dökülmesine karşı hep çalışma içerisinde olduysa da kesin bir tedavisi mümkün kılınamamıştır.Dökülen saçların tekrar çıkması için yapılan çalışmalar sonuçsuz kaldıkça da bunun yerine dökülen saç miktarını en aza indirgeme yöntemi için çalışılmaktadır.
Saç dökülmesiyle ilgili ilk olarak şu söylenebilir: Bu sorun kişilerde sosyal ve psikolojik etkiler bırakmaktadır. Saçları dökülen kişi toplum arasına karışmaya çekinmekte, toplumun kendisini komik bulacağını ve nihayetinde alay edeceğini düşünmektedir. Diğer yandan kendisini fiziksel ve ruhsal yönden zayıf gördüğü için psikolojik olarak çöküntü yaşamaktadır. Bilinmelidir ki bu psikolojik durum kişinin stresini artıracağından saç dökülmesi daha da artacaktır. Cildiye uzmanları saçları dökülen kişilere stresten uzak durmalarını öncelikle tavsiye ediyorlar. Zira psikolojik etkiler kellik sorununda bir devir daim etkisi yaratıyor; stres saç dökülmesine, saç dökülmesi de strese sebebiyet veriyor. Kişi bir an evvel bu problemi ortadan kaldırmak adına çeşitli yollar deniyor. Ancak saç dökülmesi görülen kişilerin öncelikle bir dermatoloğa muayene olmaları daha doğru bir hareket olacaktır.
Saç dökülmesinde etkisi görülen haller sadece stresle sınırlı değildir. Özellikle bayanların kullandığı saç bakım ürünleri ve kozmetik ürünler, içerisinde bulundurdukları bazı enzimlerle saçlara zarar verebilmektedir. Özellikle saç boyalarının enzimlerinin zararlı olduğunu söyleyen uzmanlar bu tür ürünlerin dikkatli kullanılmasını tavsiye etmişlerdir. Ayrıca uzun saçlıların saçlarını atkuyruğu bağlamalarının, örmelerinin de saç dökülmesinde etkisi olduğu bilinmektedir. Duş sonrasında saçı havlu ile kurutmak da aynı zamanda koparak dökülmelere yol açabilmektedir. Bunun yerine geniş dişli taraklar tercih edilebilir. Diğer yandan başka bir faktör de ailesel yani ırsi kelliktir. Bu tür genetiksel kellikler daha çok erkeklerde görülür. Bu sebepten “Erkeksel kellik” olarak nitelenebilir. Kadınlarda da görülebilir ama kadınlarda sadece yerel açılmalar olarak görülecektir, kellik oluşturmaz. Erkeksel kellik çok küçük yaşlarda da meydana gelebilir, önüne geçilmesi için doktor müdahalesi şarttır. Aynı zamanda kullanılan ilaçlar, yaşam kalitesi ve standardı, çeşitli deri hastalıkları, travmalar, çocuklarda ve kimi zaman erginlerde de görülen saç koparma hastalığı da saç dökülmesinde diğer faktörlerdir.
Tedavisi mümkün mü?
Saç dökülmesinin tedavisi sebebine göre belirlenecektir. Sebebi belli olmayan hiçbirrahatsızlığın tedavisi de mümkün olmayacağı için öncelikle bir cildiye uzmanına görünmekte fayda var. Cildiye uzmanı rahatsızlığın sebebine göre hastayı yönlendirecek ve gerekli tedaviler yerine getirilecektir. Unutulmamalıdır ki, piyasada henüz kaybedilen saçların yerine yenisini getiren bir ilaç yoktur! Bunu vadeden ürünleri kullanmaktan kaçınılmalı ve doktor kontrolünde ilaçlar kullanılmalıdır.
Bazen çeşitli tedavilere rağmen saç dökülmesi durdurulamayabilir. Bu durumlarda hastalaraalternatif bir yol önerilebilir, saç ekimi. Saç ekimi yapılabilmesi için daha önce tedavilerde başarısız olunması aranan bir şart olmasa da kişi böyle davranmalıdır. İstenilen sonuç tedaviyle sağlanamamışsa saç ekimi tercih edilebilir. Ancak gerek ülkemizde gerekse yurt dışında uygulanabilen saç ekimi, kimi art niyetli kişilerce suiistimal edilebilmektedir. Bu kişiler kendilerini dermatolog, saç ekimi uzmanı gibi sıfatlarla tanıtabilmekte ve hastanın anlık acizliğinden faydalanarak yanlış saç ekimi yaparak kişinin gereksiz acılar çekmesine sebep olabilmektedir.
Saç ekimi yaptırılacak kişi ve kurumun seçiminde;
- Saç ekimini yapacak olan tıp kurumunun güvenirliği
- Saç ekiminin yapılacağı cerrahi ortamın temizliği
- Ekim yapılan ortamdaki çalışanların ihtisas sahibi cerrahlardan ve hemşirelerden oluşması
- Cerrahın CV’si (Daha önceki operasyonların başarı düzeyi için)
gibi şartları dikkatlice inceledikten sonra saç ekimi yaptırınız.

Ganesha: Hint Süt Mucizesinin Sırrı


Hint süt mucizesi 21 Eylül 1995′de ortaya çıkmış bir fenomendir. 2006, 2008 ve 2010 yıllarında tekrarlanmıştır. Bir Hintli gece rüyasında Lord Ganesha’nın kendisinden şiddetle süt istediğini görür. Şafak vaktine yakın dua etmek için gittiği New Delphi’nin güneylerinde bir tapınakta Lord Ganesha’nın heykeline süt sunar.Lord Ganesha Hinduizmdeki en saygın Tanrı temsillerinden birisidir.”Ga” bilgiyi sembolize ederken “Na” hikmeti sembolize eder. Ganesha, göbekli, dört kollu ve fil başlı tasvir edilir, bu tasvirde çoğunlukla yanında bir fare vardır. Tüm bu sembolizmanın anlamları vardır.
O gece dua eden adam fark etmiştir ki sütü büstün gövdesine uzattığı anda, süt bir anda kaybolmaktadır. Süt adeta büst tarafından içilmektedir. Olay kısa zamanda ağızdan ağza yayılır ve bir anda Hindistan’daki tüm tapınaklardaki büstlerin susadığı yönünde dalga dalga bir söylence ortaya çıkar.Aynı günün akşamı haber Hindistan sınırlarını da aşarak, İngiltere, Kanada, Dubai ve Nepal’deki Hint tapınaklarına kadar ulaşmıştır.Olay bu tapınaklardaki büstlerde de aynı sonucu vermiştir. Böylece Dünya Hint konseyi (Bir Hint Örgütü) bir mucizenin olageldiğini duyurmuştur.
Tanık olunan bu mucize belli başlı bölgelerdeki tapınaklarda araç ve yaya trafiğini belirgin bir şekilde etkilemiş, ertesi günün akşamına kadar sürecek ve gündelik yaşamı bloke edecek düzeyde bir yoğunluk yaratmıştır. Bu civardaki dükkanlar süt satışlarında korkunç rakamlara ulaşmışlardır.
Bazı küçük tapınaklar yoğun ziyaretçi akımını kaldırabilmekte zorlanmış, merakla bekleyen kalabalıklar ellerinde sütlerle caddelerde uzun kuyruklar oluşturmuştur. Olayı aydınlatmak isteyen Hint Bilim ve Teknoloji Bakanlığı olayı incelemeye almış ve olayı “Capillary Action”, “Kılcal Etki” adı verilen fizik kanunu ile açıklamaya çalışmışlardır. Bu etkinin açıklaması şudur: Bir küp şeker parçası, fincandaki çayın ya da bir başka sıvının yüzeyine değdirilirse, sıvının şekerin içine emilerek yukarı doğru yükseldiğini görürüz. Kurutma kâğıdında mürekkebin, ucu suya batırılmış havluda suyun, lamba fitilinde gazyağının emilerek yukarı yükselmesi de buna benzer. Yerçekimi kuvvetine karşı gerçekleşen bu harekete kılcal etki ya da kılcallık denir.
Kimileri ise bu olayı toplu bir halüsinasyon veya histeri olarak tanımlamakla yetinmişlerdir. Olaya inanmayan meraklı gazeteciler bizzat olayı deneyimlemişlerdir. Olayın mucize olduğunu savunan taraflar ise şunu söylemektedir: Kılcal etki neden 1995, 2006 ve 2008′in o belirli günlerinde kendini göstermekte, diğer tarihlerde büstler süt içmemektedir? Süt mucizesi modern zamanların en iyi gözlemlenmiş ve kayıt edilmiş paranormal fenomenlerinden biridir.
Konuyla ilgili çok çeşitli sorular ve şüpheler halen vardır. Bazıları bu mucizenin Tanrının varlığının bir ispatı olduğunu söylemekte, diğerleri ise bunun sözkonusu bilimsel teorinin bir ispatı olduğunu iddia etmektedir. Öte yandan kafalardaki bir başka soru ise “Niye büstler sadece sütü kabul etmektedir?”
Bu, Hint inanışında inekleri kutsal olarak gören bilincin bir yansımasıdır belki de ve kutsal hayvanın sunduğunu kabul eden tanrı büstleri, gün be gün tüketilen, kirletilen, yok edilen doğal yaşama dikkat çekmek istemektedirler kim bilir…
Konuyu St. Bernadette of Lourdes’nin bir sözü ile kapatalım;
“For those who believe, an explanation is unnecessary. For those, who don´t believe, an explanation is impossible.”
“İnananlar için açıklama gerekli değildir, ancak inanmayanlar için hiçbir açıklama mümkün değildir”.

30 Eylül 2012 Pazar

Gümüş Nedir? Türleri Nelerdir? Üretimi Nasıl Yapılır?

Çok eski zamanlardan beri bilinmenin yanı sıra altın ve bakırdan sonra keşfedilmiştir. Altın hammadde olarak az olmasına rağmen dünyanın her yanına yayıldığı için gümüşten çok daha önce kullanılmaya başlanmıştır. Doğada bulunan gümüş miktarının az olması ayrıca çok derinlerde bulunması bunun en önemli sebeplerindendir. Gelişen dünyamızda çok daha karışık olan ve saf durumda olmayan gümüş filizlerini elde etmek için çalışmalara başlanmıştır. Üretimi ise eski yöntemlerden biri olan kuşunla karıştırma şeklidir. Bu uygulama ile gümüş cevherleri veya saf olamayan gümüş ürünleri kurşun yahut kurşun filizleriyle bir fırında eritilir ve gümüş-kurşun karışımı elde edilir. Daha sonra karışımdan basit şekilde saf gümüş elde edilir.

Gümüş Türleri
Gümüşün yapısı oldukça yumuşak olması nedeniyle kolay şekil almaktadır. Fakat çoğunlukla günümüz kullanımına uygun olabilmesi için üretimde içine belli ölçülerle bakır karıştırılır. Yumuşak bir metal olmasından ötürü takı sektöründe de kullanılmaktadır. Genel yapımında dünyaca bilinen formül ise 925 gram gümüş ile 75 gram bakır karıştırılır.
925’lik gümüşün dışında kullanılan gümüş türleri;
1)Karen Dağ Kabilesi Gümüşü
İlk çağlarda tamamen ilkel metotlarla Taylan’ın dağlık bölgesinde yaşayan insanlar tarafından üretilmiştir. Halk yaptığı gümüş takılarla dünyada ün yapmıştır. İlkel olarak başlayan üretimde 975-999 gram gümüş ile1-75 gram bakır kullanılmaktaydı. Çok yüksek bir saflığa sahip ve takıların yapımında oldukça kullanılmaktadır.
2)Alman Gümüşü
Genellikle ürünlerin dış yüzeyinde kaplama şeklinde görülmekle birlikte nikel ve bakır üzerine yapılmaktadır. Kaplama yapılan gümüş yüzeyden kazındığı zaman alttaki nikel ve bakır cilde temas ettiği esnada kızarıklıklara yol açarak, zehirlenmelere sebebiyet verir. Kalitesiz hammaddeden yapılan çatal, kaşık ve bıçak gibi sürekli yemek yerken kullandığımız malzemeler sağlığımız açısından büyük tehlike oluşturmaktadır. Dışta kaplama şeklinde olan ve hammaddece kalitesiz olan bu kaplarla sıcak besinlerin tüketilmesi tehlikeyi körüklemektedir.
3)Alpaca Gümüşü
Kötü niyetli satıcılar tarafından uydurulmuş bir kavramdır. Kullanımı genel olarak evlerde kapı tokmağı, pencere kolu gibi eşyaların yapımında kullanılan, bakır, alüminyum ve nikel gibi metallerin birleştirilmesi ile oluşur.