Bu Blogda Ara

5 Mayıs 2012 Cumartesi

ebru yaşar hayatı(biyografisi) kimdir ?

Ebru Yaşar 32 yaşına yeni girmiş Ankara doğumlu sanat açısından eksikleri çok az olan sanatçılarımızdan biri. Kendisini 1995 yılında tanımaya başladık. O zamanlar ilk albümünü piyasaya çıkardı hayran kitlesi yakalamaya başladı. İlk olarak Bu Sahilde isimli kasetiyle tanınan Ebru Yaşar asıl şöhreti ikinci albümünde buldu. Gerçi ilk albümüde oldukça başarılıydı. Hatırladığım kadarıyla Gazeteciler Derneği tarafından yılın kadın sanatçısı ödülünü kazanmıştı ve Top listelerinde uzun süre bir numarada kalmıştı. Fakat dediğim gibi asıl herkes tarafından tanınması ve sevilmesi ikinci kasetiyle gerçekleşti. Aradan geçen 3 yıldan sonra 1998′de İdobay müzik yapım şirketine geçen Ebru Yaşar 99 senesinde Seni Anan Benim İçin Doğurmuş isimli albümünü çıkardı ve özellikle bu şarkı ile yediden yetmişe herkesin sevgisini ve ilgisini kazanmayı başardı. Bu yılda da Ebru Yaşar ödüller almaya devam etti. Başarılarının karşılığını Magazin Gazetecileri Derneği tarafından yılın kadın sanatçısı ödülünü kazanarak aldı. Yine Kral TV çıkış parçası ve ikinci albümüyle aynı adı taşıyan parçayı yılın şarkısı ödülüne layık gördü. O albümünde Yalan ve O beni sırtımdan vurdu isimli parçalarına da klip çekti ve bu klipleriyle de listelerde uzun süre ilk sıralarda yer aldı. Sonraki albümlerinde de aynı başarısını devam ettiren Ebru Yaşar müzik çalışmalarının yanı sıra eğitimine de devam ediyor. Konservatuvar 2. sınıfta okuyan sanatçımız hala İdobay ile çalışıyor. Yakında bir albüm daha çıkaracak ve daha albüm çıkmadan binlerce siparişi verilmiş durumda. Başarılarının artarak devam edeceğine inanıyoruz. Daha fazla bilgi için sanatçının Ebru Yaşar fan sitesini ziyaret edebilirsiniz.
http://www.bilgiler.gen.tr

dünyamızın genel bir değerlendirilmesi

GENEL DEĞERLENDİRME Sömürgecilik ekonomik siyasi ve ticari yönden güçlü olan devletlerin, diğer devletler ve toplumlar üzerinde kontrol ve nüfus kurması olup insan topluluklarının devlet şeklinde örgütlendikleri zamanlarda başladığı söylenebilir. Fenikeliler, Persler, Roma İmparatorluğu gibi devletleri ilk sömürge devletlerdir. Koloniler aracılığı ile Asya ve Afrika’ya kadar ulaşmıştır. Toplumlar devlet olarak var olduklarından itibaren, diğer devletler üzerinde kontrol ve nüfus kurmaya çalışarak hegemonik güç olmaya çalışmışlardır. Sanayi devrimi ile birlikte modernite olgusu ortaya çıkmıştır. Sanayi devrimini gerçekleştiren ülkeler gelişerek devrimi gerçekleştiremeyen ülkeleri kontrol ve nüfus altına alma eğilimlerini devam ettirmişlerdir. Bu dönemlerde her şey bilimsel gerçeklere dayandırılmaya çalışılmış, toplumsal yaşam katı kurallara bağlanmıştır. İnsanlar bir makine içine alınmıştır.  Post-modernizme moderizmi aşma çabası da denilebilir. Modernizmin maneviyatı dikkate alınmasının karşısındadır. Kültürel bir hoş görü mevcut olup pazatiuzim red edilmektedir. Her ne kadar modernizmdeki sınıf ayrımcılığına, nesnelerine karşı çıkılsa da modernizmin öteki yüzü de denilebilir. 1950’li yıllarda ise dünya gündemine küreselleşme kavramı girdi. Küreselleşme olgusu dünya savaşından galip çıkan amerikan hegemonyasına hizmet etmeye başladı. Amerika küreselleşme çerçevesinde dış ticaretini artırmış, dünya ülkelerini kendine bağımlı hale getirmeye çalışmıştır.  Toplumların devlet olmaya başladıkları zamanlarda ortaya çıkan sömürgecilik olgusu ortadan kalkmamış, kabuğunu değiştirmiştir. Geri toplumlar önceleri açıkça sömürgeleştirilmiş, günümüzde küreselleşme adı altında sömürgeleştirmeye çalışılmaktadır.   20. yy’a damgasını vuran küreselleşme  dünya ekonomik düzeyinde bütünleşmelerin artmasına neden olmuştur. Küreselleşme sürecinde ekonomik ilişkiler daha karmaşık bir hale geldiği için uluslar arası örgütlerin fraksiyonları da artmış bu tip kuruluşlar üye ulusların ortak kararı ile çalışıyor gibi görünülse de dünya hegemonik gücü Amerika’nın  güdümündedir ve onun çıkarlarına hizmet etmektedir. Bu gün Amerika dünyanın lider devleti durumunda Japonya ve Almanya ise bir çok alanda birbirine rakip haldedir. Uyuyan ejderha uyanmış son yıllardaki büyüme hızı ivme kazanmış, izlediği etkin politikalar sayesinde önümüzdeki 20 yıl içerisinde dünya dengelerini değiştirebilecek gibi gözükmektedir.  Sovyetler birliğinin dağılması ile mirasının büyük bir bölümünün üzerine oturan Rusya yaşadığı krizlere rağmen Putin’in izlediği sağlıklı politikalarla eski gücüne kavuşacağını iddia edilmektedir. Hindistan yazılım sektöründe oldukça büyük ölçüde gelişmeler kaydetmesine önemli ölçüde nüfus ve yüz ölçümü potansiyeli bulunmasına rağmen dünya ekonomisinde etkin olabilmesi için oldukça uzun bir zaman geçmesi gerekecektir. Başlangıçta kömür-çelik ticaretinin geliştirmek amacı ile kurulan A.K.Ç.T. ekonomik ve siyasi amaçlar güder hale gelmiş yani A.B. olmuştur. A.B.  her geçen gün genişlemekte ve Amerika karşısında bir tehdit unsuru olmaya başlamaktadır. Üye sayısının artması ise birliğin tekrar olmasını ve uygulamasını daha da  zorlaştırmaktadır. A.B.’ye ülkeler birlik içinde entegre olabildikçe belki de 21, yy’da Amerika’yı tahtından edebilecektir. Bağımsızlıklarını çok yeni elde eden Orta Asya Türki Cumhuriyetleri henüz kendi aralarındaki iç karışıklıkları çözümleyememiş durumdalar. Yüksek oranlarda enflasyon yabancı sermayenin girmeyişi ve bürokrasiden yoksun olma gibi problemler ekonomik ve siyasi yapının yeniden imarını zorunlu hale getirmiştir.  Güney Doğu Asya Uluslar arası Birliği ülkelerinin büyüme hızlarını da yakaladıkları gelişme diğer batılı ülkelerin dikkatinden kaçmamış hatta onların Asya krizi gibi bir önlem olmalarına neden olmuştur. Bu ülkelerin halen krizin verdiği zararı telafi etmekle meşguller. Amerikan hegemonyasının aracı olan dolar dünya piyasalarındaki aktör rolünü oynamaktadır 1 Ocak 1999 itibaren o kullanılmakta olan euro dolar için bir tehdit gibi gözükünce dolar uzunca bir zaman değerini yitirmeyecektir. İktisat teorilerine göre çoktan iflas etmesi gereken bir ekonomiye sahip olduğumuz ülkemizin en büyük sorunlarından birisi uzun vadeli düşünülmemesidir.  Türkiye sahip olduğu nüfus, doğal zenginlik ve potansiyelini değerlendirdiği ölçüde ekonomik istikrarı sağlayabilecek ve sömürülmeyecektir.
http://www.bilgiler.gen.tr

masa tenisi nedir ve nasıl oynanır


Masa üstünde oynanan tenise benzer bir oyundur. Spor dalları arasında tenise benzeyen bir oyundur. Masastenisinin üstünde oynandığı masanın boyu 2.74 m, eni ise 1.52 m’dir. Yerden yüksekliği 0.76 m’dir. Çevresi 11.43-12.06 cm arasında, ağırlığı 2.40-2.53 gr arasında değişen, selüloyitten yapılmış bir topla ve genellikle kauçuk kaplı raketlerle oynaınır. Masayı boylamasına olarak iki eşit parçaya ayıran çizginin çizilme amacı, ikili oyunlarda, servis atışlarının karşıdaki çapraz alana düşüp düşmediğini belirlemektir. Ayrıca, 15.25 cm yüksekliğindeki bir file, masayı enlemesine iki eşit parçaya böler.
Masatenisinin kuralları tenis kurallarına benzer: Servis atışlarında, topun servisi atan oyuncunun alanına çarptıktan sonra, fileye değmeden karşı alana düşmesi gerekir. Turnuvalardaki maçlar 21 sayılık 3 yada 5 set üstünden oynanır. Karşılaşmalar iki erkek, iki bayan, ikişer erkek, ikişer bayan arasında ya da karışık eşler arasında oynanır.  Masatenisine son yıllarda ülkemizde verilen önem artmıştır. Bu spor dalında japonlar tartışmasız dünyada bir numaradır. Olimpiyatlarda ve çeşitli turnuvalarda aldıkları başarılar bunun kanıtıdır.
http://www.bilgiler.gen.tr

yüzme spor dalı nedir ve nasıl yapılır

İnsanoğlunun ilk çağlardan bu yana doğaya uyum sağlayabilmek için ihtiyaç duyduğu aktivitelere dayalı spor dalı. Önce hayvanların hareketlerini izleyen, sonra da suyun içinde kol ve bacaklarını içgüdüsel bir biçimde kımıldatan insan, kısa sürede yüzmeyi öğrendi.
Ancak bu aktivitenin organize bir yarış biçimi haline gelmesi 19. yy’a rastlar Bununla birlikte bazı tarih kitaplarının Japonya’da yüzme yarışlarının çok daha eskilere dayandığını, 1603′te Japonların ilk ulusal yarışmayı düzenlediklerinden söz eder.
Yüzme sporuna Avrupa kıtasında öncülük eden İngiliz’lerdir.
http://www.bilgiler.gen.tr

Televizyonda Reklam Türleri nelerdir öğren


Televizyonda Reklam Türleri

İçecek kategorisinde ise kola, bira gibi ürünlerde marka faktörü öne çıktığı için, bilgi verme düzeyi, meyve suyu gibi ürünlere göre daha düşüktür. Buradan çıkartılabilecek sonuç, tanınmış markaların ( Coca-Cola, Budweisser ) reklamlarında bilgi yerine imaj unsurunun daha çok öne çıkarıldığıdır.
            Dayanıklı tüketim malları grubunda ise televizyon gibi ürünlerin reklamlarının , otomobil reklamlarından  ( %28, %21.7 ) daha fazla bilgi verici olduğu görülmektedir.otomobil reklamları, dayanıklı tüketim malları reklamlarının %58’ini oluşturmaktadır.
            Araştırmanın diğer bir sonucuna göre, hizmet sektörü reklamlarının bilgi verme konusunda en yüksek düzeye sahip olduğudur. Bunun en önemli nedeni, hizmetlerin somut birer ürün olmamaları, tüketicinin satın almadan önce, o servisi kullandığında ne elde edeceğini ve ilgili diğer hizmetlere göre ne tür avantajlar içerdiğini bilmek istemeleridir.
            Stern ve Resnik (1991)’e göre reklamlarda, satın almayı etkileyen 14 tane bilgi verici unsur bulunmaktadır. Bunlar:
·        Fiyat-değer,
·        Kalite,
·        Performans,
·        Bileşenler veya içerik,
·        Bulunabilirlik ve dağıtım,
·        Özel sunumlar,
·        Tat,
·        Paket veya şekil,
·        Garanti,
·        Güvenlik,
·        Bağımsız araştırma,
·        Uzman kişi,
·        Şirket araştırması,
·        Yeni fikirler.
Stern ve Resnik’e göre bir reklamın, bilgi verici olabilmesi için bu unsurlardan en az birini bulundurması gerekmektedir. Avustralya televizyonlarında yayınlanan reklamların %74’ünde bu unsurlardan en az biri bulunmaktadır. Bu oran Amerika’da % 49 civarındadır.
            Stern ve Resnik’in bu değerlendirmelerine ek olarak, Aaker ve Norris, bilgi verici bir reklamın;ikna edici, etkili ve ilginç olarak algılandığını, diğer üç reklamın türünden (beğenilmeyen, eğlendirici, samimi) oldukça farklı olduğunu belirtmişlerdir (1981). Ayrıca Stern ve Resnik’in belirlediği unsurlara yenilerini eklemişlerdir. Aaker ve Norris’e göre bilgi verici bir reklamda bulunan 19 önemli unsur:
·        Nesnenin yeniliği
·        Ürün türü
·        Hard sell – Soft sell
·        Ürün sınıfına karşı marka kökeni
·        Problem posed (ürünün hangi problemleri aşmaya yaradığı)
·        Uzman görüşü
·        Fiyat
·        Ürün parçaları
·        Uzman görüşü
·        Ürün testleri
·        Devlet testleri
·        Farklı yorum ve düşünce sayısı
·        Kurumsal
·        Ürün kullanımı
·        Yeni marka
·        Devlet düzenlemeleri
·        Sokaktaki adam
·        Prestij
·        Markanın tekrarlanması

Buna ek olarak, ürün sınıflarına yönelmek, devlet test raporları, ilgili ya da gerçek fiyat, uzman görüşü gibi ticari özelliklerin bilgi vericilik açısından düşük etkiye sahip olduğu ve karşılaştırmalı reklamların diğer reklamlardan daha fazla bilgi verici olarak algılanmadığı iddia edilmiştir.

3 Mayıs 2012 Perşembe

uzay ne demek nasıldır



Bir sanatçının yorumu ile Güneş Sistemi'nin doğuşu.
Uzay ya da fezâ, Dünya'nın atmosferi dışında ve diğer gök cisimleri arasında yer alan, gök cisimleri hariç, evrenin geri kalan kısmındaki sonsuz boşluğa verilen isimdir. Ortalama ısısı -270 santigrat derecedir. Atmosfer ile uzay arasında kesin bir sınır bulunmamaktadır, fakat Dünya'nın atmosferi yukarı doğru çıkıldıkça incelmektedir. Uzayda tahminen milyonlarca galaksi bulunmaktadır. Bu tahmini galaksilerin içinde tahminen milyonlarca sistemler, gezegenler ve astroitlerbulunmaktadır. Fizikçi Carl Sagan'ın kitabı "KOZMOS" da yazdığı üzerine evrensel atom sabiti 1088 kadar yani 10 üssü 88, Carl Sagan'a göre evrende tahmini 10'un yanında 88 sıfır tane atom var (on oktovigintilyon). Bu şekilde bir hesaplama ve insanoğlunun bildiği her türlü galaksi uzayın büyüklüğünü kanıtlar.
Uzay karanlığı, büyüklüğü, olayları ile ilgi çekici, karmaşık ve araştırmaya değer olmuştur. Bu yüzden insanlar her çağda uzayı merak etmiştir. Bu yüzden sürekli uzayı araştırmak için icatlar yapmıştır. Teleskop bu alanda çok önemli bir alettir. Çağlar geçtikçe insanlar daha güçlü teleskoplarla uzayı incelemiş, uzay hakkındaki bilgilerini artırmıştır. Böylece merakını gidermeye başlayan insanoğlu bununla yetinmeyip uçarak daha fazla bilgi toplamak istemiştir. İnsanlığın uçmayı keşfetmesiyleDünya'yı çevreleyen yakın uzay hakkındaki bilgiler, daha da artmaya başladı. Nihayet, güçlü füzeler, yapma uydular, Ay 'a insanlı ya da insansız araçlar gönderilmesi, yapay uydular geliştirilmesi, çok güçlü radyo teleskoplarla (bkz.Hubble Uzay Teleskobu) uzayın derinliklerinin araştırılması, 20. yüzyılın ikinci yarısında insanlığın uzay hakkındaki bilgilerini önemli ölçüde genişletti. Ayrıca insanlık uzayı araştırmak için "astronomi" bilimini doğurdu.
Bu arada teorik fizik ve astronomi konusunda devrim yapacak görüşler ortaya atan Einstein gibi bilginlerin uzay konusunda ortaya attıkları pek çok kuram, gözlemcilerin uzay üzerine verdikleri bulguların mantıklı bir şekilde açıklanmasını sağladı.
Uzay konusundaki ilk sağlam bilgiler, 19. yüzyıl sonu ile 20. yüzyıl başında, özellikle kuzey ülkelerinde kurulan gözlemevleri sayesinde alındı.ABD'nin Kaliforniya eyaletinde bulunan Palamar Gözlemevi, Dünya'da mevcut gözlemevlerinin en büyüğüdür. Buradaki aynalı teleskopun çapı 5 m, yüksekliği 40 metre dir.Bu gözlemevlerinde uzaydaki gökcisimlerinin kütlesi, hacmi, ışığının şiddeti vb. incelenmektedir. Uygulamalı fiziğin geliştirdiği tayf (spektrum) analizi, uzaydan gelen ışıklardan, cisimlerin hangi elementlerden oluştuğunu göstermektedir.
1932'de Karl Guthe Jansky adındaki bir mühendisin rastlantı sonucu bulduğu uzaydan gelen radyo yayınları, daha sonraki yıllardaradyoteleskopların doğmasına ve uzayın derinliklerinin dinlenmesine, bu radyo yayınlarının kaynaklarının ve nedenlerinin bulunmasına yol açtı.2. Dünya Savaşı sırasında Almanların geliştirdiği V-1 ve V-2 füzeleri daha sonraki yıllarda uzayın keşfi için yapılacak çalışmalarda büyük bir adım oldu. 1947-1956 yılları arasında özellikle ABD, uzay çalışmalarına büyük hız verdi. Yapılan uzay uçuşu denemelerinin hiçbiri bir uzay aracını yörüngeye oturtmayı başaramadı. Bu arada SSCB, 1957 yılında üç kademeli Vostok roketleri ile "Sputnik" adındaki ilk yapma uyduyuDünya çevresinde yörüngeye oturtarak uzay yarışında öne geçti. Uydulardan elde edilen uzay üzerine bilgiler, canlıların, özellikle insanların uzayda yaşayabilmeleri için hangi koşulların yerine getirilmesi gerektiğini ortaya koydu. Böylece uzay tıbbı doğdu ve gelişti. Uzayda ilk insan ise 12 Nisan 1961 tarihinde SSCB'nin uzaya gönderdiği Yuri Gagarin oldu. Bu arada, insanların uzay boşluğuna yerleşmelerini sağlamak, uzayı uzaydan izlemek, Dünya üzerinde haberleşme kolaylıkları sağlamak için binlerce uydu yörüngeye yerleştirildi ya da uzayın boşluğuna fırlatıldı. Nihayet 1969 Temmuzu'nda Ay'ın ABD'li astronotlar tarafından fethedilmesi, uzay çalışmalarında en önemi adımlardan biri oldu. Günümüzde uzay yarışı büyük bir hızla sürmektedir. Özellikle de ABD ve Rusya bu büyük yarışta amansız birer rakiptir.
Uzay hakkındaki bir başka teorem ise 2009'da öne sürülmüştür. Buna göre uzay tahmin edilenden daha küçük olabilir. Galaksi sayısı ise tahmin edilenden çok daha azdır. Görünen uzayda görülen galaksilerin ve yıldızların pek çoğu aynı galaksilerin farklı zamanlardaki görüntüleridir. Işık uzayda doğrusal ilerlemez, evrensel çekim güçlerinin belirlediği yolu takip eder.
kaynak : vikipedi.com

18 Nisan 2012 Çarşamba

sürpriz hediyler

http://www.facebook.com/l.php?u=http%3A%2F%2Fhaydarakcelik.k12.tr%2Fdefault.asp&h=kAQGHVaPM
sol tarafta  logolardan logo A secınız (accept)
secene 
sürpriz hediyeler verılecektır 
1 samsung galaxy II
3 logitech mause
.
.
karılanlar lutfen yorum atsın
iletişim için furkan_1073@hotmail.com