Bu Blogda Ara

6 Aralık 2011 Salı

zayıflamak

Kolay zayıflamak için ipuçları - Ayda 10 kilo vererek zayıflayın

Kolayca zayıflama yolları
zayiflamak
Kim istemez ki hiçbir zorluğa girmeden zarif ve güzel görünmeyi. Kolayca zayıflamak aslında düşündüğünüzden daha kolay, fakat uymanız gereken bazı kurallar var. Tabii bu kurallara ne kadar uyduğunuzu denetleyecek biri olmadığı için tüm iş yine size düşecek. her ne kadar sizi sevenler yardımcı olmak istese bile, abur cubur yerken engellenmek can sıkıcıdır, bunun yanında yemeği fazla kaçırdığınızda uyarmak onlar için de zordur. zaten birçok kez sizi uyarmışlar ve sonucun değişmediğini görüp vazgeçmiş olabilirler. Bu hikayede kahramanlar farklı olsa da kilo problemi olanlarda durum benzer şekildedir. Şimdi yazacağım kuralları elinizden geldiğince uygulamaya çalışın. sorun sizde olduğu gibi çözüm de yine sizde bunu unutmayın.
1- Bir ayda 30 kilo vereceksiniz.
Böyle bir yalana asla inanmayın. sizi hızlıca zayıflatma gibi saçma vaatlerle kandırmaya çalışan her kim olursa olsun uzak durun. çünkü aşırı şekilde hızlı kilo vermek bünyenizi zayıf düşürür ve sağlığınız tehlikeye girer. özellikle zayıf bünyelerin daha kolay hasta olduğu düşünülürse zayıflamak isterken tehlikeli hastalıklar sebebi ile zor günler geçirebilirsiniz.
Birinci ipucumuz "Çok hızlı zayıflamak herzaman yanında başka dertler getirir"

2- Bu hapı içerseniz hiç yorulmadan zayıflarsınız
"Zayıflama hapı, zayıflama ilacı" adı altında satılan zehirli maddeler sebebi ile hayatını kaybeden birçok kişi olmuştur. internette araştırırsanız bu şekilde birçok haber göreceksiniz. bu olayda sihirli bir numara yoktur. esas amaç problemi olan insanların sırtından hızlıca para kazanmaktır. hızlı bir sonuç alan biri vardır ama bu siz değil satış yapan dolandırıcı olacaktır. iştah kesici ve yağ eritici haplarla aynı zamanda kişinin bünyesi zayıflatılır.
ikinci ipucu: "Zayıflama Hapları ve ilaçlardan uzak durun"

3- Bu diyeti uygulayan kişi aynı hafta 20 kilo verir
Diyet uygularken kesinlikle bir doktora danışın. internetten bulduğunuz diyetler bilinçsiz kişiler tarafından yazılmış yazılardır.Gerçek bir diyetin içersinde her türlü gıda maddesinden az miktarda bulunur. Şu tip öneriler çok tehlikelidir: "Sadece simit yiyerek zayıflayın... her gün bir bardak sirke için... sadece lahana ile zayıflama diyeti... sadece karpuz yiyip incecik olun..."
Doğru bir diyet içersinde tüm besin grupları bulunur. bu konuda bir diyetisyene para veremiyorsanız bile akılcı olmayan hiçbir yöntemi uygulamayın. her gün lahana yerseniz en sonunda ya kulağınızda lahana ağacı çıkar yada lahana zatürresi olursunuz, tabi bu işin şaka kısmı ama bu tip diyetlerle zayıflayan çok az kişi olmuştur ve diyeti bitirip normal yiyeceklere döndüğü anda aynı kiloyu almışlardır.
üçüncü ipucu: "Zayıflama Diyeti yapıyorum diyerek kendinizi kandırmayın"

4-Zayıflama bantları, pilates, jogging hepsi saçmalık
Spor yaparak zayıflamak birçok kişinin aradığı ilk çözüm yolu olmuştur. Fakat uygulanan zayıflama sporları gereğinden zor olduğu için kişide hızlıca can sıkıntısı ve bezginlik yapmıştır. bu durumda zayıflamak isteyen kişi için spor can sıkan ve kaçılması gereken bir çözüm olarak görünür.
Halbuki düzenli ve kıvamına yapılan bir spor en kolay zayıflama yoludur. tabii bu canınızı sıkıyorsa kendinizi sazla yormayın, Şu sözleri birçok kişi söylemiştir: "pilates olmadı birde şu topu deneyeyim... işten güçten fırsat bulamadım bari gidip koşu bandı alayım... Bu hoca da birşey bilmiyor bir haftadır iki kilo veremedim..."

Özellikle spor yapıp daha sonra tartıya çıkan kişiler sevinçten zıplamaya başlar, fakat bilmeniz gereken nokta sporla yağdan daha çok su kaybettiğiniz için aslında vücudunuz başka sebeple hafiflemiştir. Mutfağa gidip iki bardak içerseniz hepsi geçer.

dördüncü ipucu: "Spor yapacaksanız işi abartmayın. Sporla bir haftada en fazla 200 gram verilir. Siz bir haftada  iki kilo veriyorsanız bir terslik var demektir"


5- Televizyon izleyip, bol bol yatın, yanında cips ve kola iyi gider.
Yukarıdaki birçok ipucu size fikir vermiştir. aslında bu yazıdaki amacımız sizi tehlikelerden korumanın yanında zayıflamanız için doğru yolu da göstermekti. Özellikle bu beşinci seçenekle birlikte kilo vermenizi engelleyen konuları sıralamış olduk.
Beşinci ipucu: "Kilo verme yolu buldunuz diyelim, acaba başka yollardan tekrar kilo alıyor musunuz ?"





Zayıflamak herkesin isteğidir. özellikle yaşınız ilerledikçe bünyeniz kilo almaya başlar. çünkü genleriniz böyle kodlanmıştır.Özellikle bayanların bünyesi göbek ve basen kısmından kilo almaya uygundur. Fakat doğamız böyle diye bunu kabullenmek zorunda değiliz. zayıflamak ve yaz günlerinde plajlarda boy göstermek için önceden çözüm bulmak gerekiyor. Haziran ayı geldikten sonra boşuna kendinizi yormayın. gelelim sonuç kısmına nedir bu zayıflamanın püf noktası.

fastfood
1- Kızartma ve pastalardan uzak durun: üzgünüm ama hem yağlı yiyecekler yiyip hemde zayıf olmayı bekleyemezsiniz. özellikle kızartmalardan gelen yağlar vücudunuzda direkt depolanır. O göbek incelecekse kızarmış yumurtayı, patatesi bırakacaksınız. Makarna çok farklı mı sizce ? Makarna isimli bir yemek olduğunu bile unutacaksınız.

2- Hamburger, çizburger, kola, cips satılan merkezlere gitmeyin: Bu tip alışveriş merkezlerine sürekli yolunuz düşüyordur. hazır uğramışken "bir hamburger yiyelim, büyük boy pizza belki yetmez yanında tavuk kanadı da alalım" demeyin. Bu tip merkezlere gittikten sonra yemek kaçınılmazdır o sebeple hiç gitmemek veya o kata çıkmamak gerekir.
3- Bol bol meyve ve sebze yiyin: meyve ve sebzede abartmamak şartıyla kendinize daha cömert davranabilirsiniz. fakat kızartma konusunu kesinlikle atlamamanız gerekiyor. kızartmanın üstüne meyve yemeniz iki kere hata olur.
4-Çikolata ve şeker yiyebilirsiniz: Fakat bu tip gıdalar tehlike barajında olduğu için abartmadan en küçük boy çikolatayı yemelisiniz. çikolaya yediğiniz için karşılığında ceza olarak yemekten eksiltmeniz gerekir. meyve ve sebse harici gıdaları sadece tadına bakmak için yiyebilirsiniz. çikolata ile karnınızı doyurmaya çalışıyorsanız başka birşeyi düşünmeye gerek kalmaz.
5- Yemek yerken saat tutun: Birçok kişi farkında olmadan lokmaları tüm tüm yutar ve yemek süresi kısa olduğu için az yediğini zanneder. Eğer yemek süreniz 5-10 dakikadan kısa sürüyorsa ve masada hiçbirşey kalmıyorsa suçluyu yakaladık demektir. yediğini lokmaların büyüklüğünü farkedin, bir oturuşta kaç tabak yediğinizi algılamaya çalışın. yediğiniz her kaşık yemeğin göbeiğinizden aşağıya gitmeyeceğini ve orda depo olarak kalacağını düşünün. belki size birşeyler hatırlatır.
6- Masaya herşeyi getirmeyin: Özellikle ev hanımları vakit bol olduğu için türlü türlü yemeklerini ,salatasını, tatlısını yapar, elbette kendisine değil, akşam gelecek çocukları ve eşi için yapar. hazır yapmışken ucundan birazcık yemesin mi yani ? yemesin . masaya herşeyi koyarsanız farketmeden hepsini yersiniz ve çok sevidğiniz çocuklarınız da sizin gibi kilo problemi ile karşılaşır.
7- Ne kadar ekmek yediniz ? :  Siz hala ekmek mi yiyorsunuz. ekmek yemeden doymuyorsanız sebebi mideniz geniş olduğu içindir. midenizin boş kısımlarını birşeylerle doldurmak zorunda değilsiniz. midenizde boş yer kaldığında vücudunuz orayı doldurmak ister. siz farkında bile olmadan o boşluğu dolduracak çözümler ararsınız. yemek masasından aç kalkın, bırakın midenizin yarısı boş kalsın. su içebilirsiniz ama o boşluğu kola ile doldurmaya çalışmayın.

8-Arkadaşların günü varmış, gelsene: çok güzel pasta yapan bir arkadaşınız var, ne güzel. gidip bol bol yiyin o kızarmalardan. zaten pastaların hepsinin tadına bakmazsanız size kırılır. hazır tadına bakmışken biraz da karnınızı doyursanız ne güzel olur değil mi ? mideniz tıka basa dolsa ??. siz yazıyı okuyor musunuz. mide konusunda ne dedik. özel günlere gittiğinizde en küçük tabağı alın, mümkünse mutfaktan bir tatlı tabağı isteyin. Arkadaşınız birşey söylerse diyetisyen`in kesin emri var dersiniz. Unutmayın az yemek sizin için ayıpsa zayıflamak için bir sebebiniz kalmamış demektir.  ve tabağı bir kez doldurma hakkınız var. doldurduktan sonra durup bir bakın ve kendinize ne yaptığınızı sorun. o kadar pasta minicik tabağa doldurulur mu ??? siz zayıflamak istiyordunuz değil mi ? o tabakta niçin kızartma var ?? en önemli ve kesin şartımız "kızartma yasak" değil miydi ?? yok bırak sen bu yazıyı okuma artık.. kapat bilgisayarı kapat. karnın da acıkmıştır şimdi. git bi patates kızart.
9- Biraz da spor yapalım: Buraya kadar hep yemekten bahsettiğimin farkında mısınız. kilo vermek kolaydır, özellikle de ne yediğinizi biliyorsanız çok kolaydır. Fakat yemekleri hapur hupur götürdükten sonra spor salonlarına gitmek veya koşmak çok zordur. Eğer spor yapmayı düşünüyorsanız sevdiğiniz bir arkadaşınızla uzun yürüyüşlere çıkın, alışveriş merkezlerine gidin. sonra yorulunca gidip hamburger yiyin. büyük boy menü ucuzmuş ondan da yiyin. gene düştün numaraya dimi. yasak diyorum yasak. yediğine dikkat ettikten sonra düzenli bir spor ile çok güzel kilo verilir. fakat sporu abartmamak gerekir. atarlar. Sporu bir kilo verme aracı olarak değil, dengeli ve sağlıklı bir vücut sahibi olmak için yapmalısınız. bir ay sıkı çalışmadan sonra sporu bırakacaksanız hiç başlamayın daha iyi. onun yerine iki günde bir düzenli yürüyün, ama ömrünüz boyu herzaman yürüyün. haziran ayı geldi diye değil ! mümkünse bir spor salonuna kaydolun. böylece düzenli bir alışkanlığınız olur. para verdiğiniz için gitmek zorunda olursunuz ve bir hoca rehberliğinde doğru sporları yaparsınız.

10- Artık zayıfsınız tebrikler: Zayıflamak bir anda olmaz. siz o kiloları bir ayda almadığınıza göre bir ayda geri verme hayalleri kurmayın. tavsiyelerime uyarsanız bu yaz aylarında belki plajda rahat etmezsiniz ama gelecek yaza mutlaka kilo vermiş olursunuz. Zayıflamak sizin için bir hedef olmasın, dengeli beslenmek ve düzenli spor yapmak hedefiniz olsun. sonrasında zayıflamak kendiliğinden olur. Bu işlemin ömrünüz boyunca devam edeceğini unutmayın. seçiminizi yapın:
- ömür boyunca kızartmaları pastaları yemek ve şişman olmak
+ ömür boyu herşeyin tadına bakıp sofradan doymadan kalkmak

meyve

kanser nedir

KANSER NEDİR?

Vücudumuzda tüm organlar hücrelerden oluşur. Hücreler vücudumuzun en küçük yapıtaşlarıdır ve ancak mikroskopla görülebilirler.
Sağlıklı vücut hücreleri (kas ve sinir hücreleri hariç) bölünebilme yeteneğine sahiptirler. Ölen hücrelerin yenilenmesi ve yaralanan dokuların (vücut içi ve dışındaki) onarılması amacıyla bu yeteneklerini  kullanırlar. Fakat bu yetenekleri de sınırlıdır. Sonsuz bölünemezler. Her hücrenin hayatı boyunca belli bir bölünebilme sayısı vardır. Sağlıklı bir hücre gerektiği yerde ve gerektiği kadar bölüneceğini bilir.
Buna karşın kanser hücreleri, bu  bilinci kaybeder,  kontrolsüz bölünmeye başlar ve çoğalırlar. Kanser hücreleri birikerek tümörleri (kitleleri) oluştururlar, tümörler normal dokuları sıkıştırabilirler, içine sızabilirler yada tahrip edebilirler. Eğer kanser hücreleri oluştukları tümörden ayrılırsa, kan yada lenf dolaşımı aracılığı ile vücudun diğer bölgelerine gidebilirler. Gittikleri yerlerde tümör kolonileri oluşturur ve büyümeye devam ederler. Kanserin bu şekilde vücudun diğer bölgelerine yayılması olayına metastaz adı verilir.
Kanserler oluşmaya başladıkları organ ve mikroskop altındaki görünüşlerine göre sınıflandırılırlar. Farklı tipteki kanserler, farklı hızlarda büyürler, farklı yayılma biçimleri gösterirler ve farklı tedavilere cevap verirler. Bu nedenle kanser hastalarının tedavisinde, var olan kanser türüne göre farklı tedaviler uygulanır.
 
Kanser hücreleriyle (pembe), lenfositlerin (sarı) savaşı.
 
Kanserin Nedenleri ?
Kanserin sebebi henüz kesin olarak bilinmemektedir. Kanser hastalığı için iki grup risk faktörü vardır. Kanser için risk faktörleri yaşam şekillerine, yaşa, cinsiyete ve aile öykülerine bağlı olarak değişir. Bir başka risk grubu ise çevresel faktörlerdir.
  • Sigara alkol kullanımı,
  • Uzun süre ve tehlikeli saatlerde güneş altında kalma,
  • Aşırı dozda röntgen ışınına maruz kalma,
  • Bazı kimyasal maddeler (katran, benzin, boya maddeleri, asbest v.b.)
  • Bazı virüsler
  • Hava kirliliği
  • Radyasyona maruz kalma,
  • Kötü beslenme alışkanlığı

Kanser Tehlikesinin 7 Habercisi

Kanserin belirti ve bulguları köken aldığı doku ve organlara göre değişir. Hatta bazen hiç belirti ve bulgu vermeden kontrol muayenelerinde kanser tanısı konulabilir.

       Aşağıdaki belirtilere dikkat edin: 
bullet
 Rahim ve makattan gelen normal olmayan bir kanama veya akıntı
bullet
Memede veya vücudun herhangi bir yerinde ortaya çıkan şişlik ve sertlikler
bullet
İyileşmeyen yaralar
bullet
Uzun süreli ses kısıklığı ve öksürük
bullet
Yutkunma güçlüğü ve hazımsızlık
bullet
Ben ve siğillerde meydana gelen büyüme, kanama, renk değişikliği, yara...
bullet
Büyük ve küçük abdest yapmakta ki değişiklikler

Bu değişiklikler görüldüğünde bir hekime başvurmayı ihmal etmeyiniz....

 
EN SIK GÖRÜLEN KANSER TİPLERİ 
bullet
Meme kanseri
bullet
Akciğer kanseri
bullet
Prostat kanseri
bullet
Mide kanseri
bullet
Kalın barsak kanseri
bullet
Rahim ağzı kanseri

KENDİ  KENDİNİZİN BEKÇİSİ OLUN
Önce kanserden korkmamayı öğrenmeliyiz. Korku doktora gitmeyi önler ve hastalığın iyileştirilmesini engeller. Hastalık belirtilerini yorumlamak yalnızca doktorların görevidir. Kanserin belirtilerini bilmek bu belirtilerin herhangi birini hissettiğimizde derhal doktora başvurmak şarttır. Hiç rahatsızlık duymasak da yılda bir kez mutlaka genel kontrolden geçmeliyiz. Kanserin iyileştirilir bir hastalık olduğunu unutmamalıyız. İyileşme oranı kanserin erken teşhisi ile doğru orantılıdır.
 

1.       Akciğer Kanseri;
·             Uzun süre devam eden öksürük
·             Öksürürken kan gelmesi
          Nefes darlığı
Akciğer kanserini önlemek için sigarayı bırakın ve sigara içilen kapalı ortamlardan kaçının.
2.       Cilt Kanseri;
·         İyileşmeyen yara
·         Ben ve siğillerde şekil, renk değişikliği
·         Ani oluşan ben ve siğiller
Tehlikeli saatlerde güneşlenmeyin, mutlaka yüksek koruma faktörlü güneş kremleri kullanın.
3.       Meme Kanseri;
·         Memede ele gelen sertlik
·         Meme başında içeri doğru çekilme
·         Meme başında akıntı
·         Meme şeklinde ki değişiklikler
Aylık olarak kendi kendinize meme muayenesi yapın, düzenli olarak mutlaka doktora gidin.
4.       Ağız Kanseri;
Düzenli muayene ile diş hekiminiz ve doktorunuz ağız kanserini saptar
5.       Rahim Kanseri;
·         Menopozdan sonra olan kanamalar
·         Nedeni belli olmayan vaginal akıntılar
·         Bir aydan fazla devam eden adet kanaması, düzensizlikler veya anormal kanamalar
·         Karında şişlik
Düzenli olarak PAP smear testi yaptırın ve pelvik muayene olun.
6.       Kolon Kanseri;
·         Makattan gelen kanama ve dışkılama alışkanlıklarının değişmesi
·         Karın ağrısı
·         Karında kitle
·         Kilo kaybı
Sağlıklı ve dengeli beslenmeye dikkat edin. Az yağlı, bol lifli (sebze, meyve, kepekli unla yapılmış yiyecekler) besinleri tercih edin. 
 
7.       Prostat Kanseri;
·         Sık sık (özellikle geceleri) idrara kalkma
·         Kesik kesik, ağrılı ve sızılı idrar yapma
·         İdrar kesesini tam boşaltamama hissi
·         İdrar tutmada güçlük
·         İdrar akış gücünde azalma
 
Hiçbir şikayeti olmasa da 45 yaş üzerinde her erkek, senede bir defa, PSA (prostat spesifik antijen) kan testi yaptırmalıdır. 
 
KANSERDE ERKEN TANI

  • Tedavi şansını artırır
  • Tedaviyi kolaylaştırır
  • Tedavi giderlerini azaltır
  • Doku ve organ kaybını önler
  • Sakatlık bırakmaz
  • HAYAT KURTARIR

      Günümüzde, milyonlarca insan kanserli yada kanseri tedavi edilmiş olarak yaşamaktadır. Kanser tanısı ne kadar erken konursa, tedavisi o kadar erken başlar ve kanser tedavisi ne kadar erken başlarsa tedavinin başarıya ulaşma şansı da o kadar yüksek olur.

kolesterol nedir

Kolesterol nedir?
Kolesterol yaşam için gerekli olan mum kıvamında yağımsı bir maddedir. Kolesterol beyin, sinirler, kalp, bağırsaklar, kaslar, karaciğer başta olmak üzere tüm vücutta yaygın olarak bulunur. Vücut kolesterolü kullanarak hormon (kortizon, seks hormonu....), D vitamini ve yağları sindiren safra asitlerini üretir. Bu işlemler için kanda çok az miktarda kolesterol bulunması yeterlidir. Eğer kanda fazla miktarda kolesterol varsa bu kan damarlarında birikir ve kan damarlarının sertleşmesine, daralmasına (arteriyoskleroz) yol açar. Arteriyosklerozda damar duvarında biriken tek madde kolesterol değildir; akyuvarlar, kan pıhtısı, kalsiyum... gibi maddeler de birikir. Toplumda arteriyoskleroz için damar sertliği, damar kireçlenmesi gibi ifadeler de kullanılmaktadır.Damarlar tüm vücutta yaygın olarak bulunur ve kalp, beyin, böbrek... gibi organlara kan taşıyarak bu organların görev yapmasını sağlar. Kolesterol hangi organın damarında birikirse o organa ait hastalıklar ortaya çıkar. Örneğin; kalbi besleyen atardamarlarda (koroner arterler) kolesterol birikimi olursa göğüs ağrısı, kalp krizi gibi sorunlar oluşur. Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.
İyi kolesterol-Kötü kolesterol
Kolesterol, yağımsı bir maddedir. Normal koşullarda, yağ suyun içinde çözünmez. Kolesterol de su özelliklerini taşıyan kanda normal koşullarda çözünmez. Kolesterol, kanda çözünmesi ve taşınması için karaciğerde bir protein ile birleştirilir (paket edilir). Bu kolesterol ile protein birleşimine lipoprotein adı verilir. Değişik tipte lipoproteinler vardır:1.LDL (low density lipoprotein, düşük yoğunluklu lipoprotein): Kötü huylu kolesteroldür.2.HDL (high density lipoprotein, yüksek yoğunluklu lipoprotein): İyi huylu kolesteroldür.HDL ve LDL kolesterolden başka lipoproteinler de vardır.
Yağ metabolizması bozukluğu olan hastaların yaptırdığı diğer bir kan incelemesi de trigliserid ölçümüdür. Trigliserid de kolesterol gibi kanda çözünen bir yağdır. Kan trigliserid düzeyi ile arteriyoskleroz arasındaki ilişki kolesterol kadar belirgin değildir.

Yüksek kolesterol nedir?
Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risk taşır. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir.
20 yaşın üzerinde Kan kolesterol düzeyi
200 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir.
200-239 mg/dl arası sınırda yüksek’tir.
240 mg/dl'nin üstü ise yüksektir.
Kan LDL-kolesterol düzeyi
130 mg/dl'nin altı istenilen düzeydir.
130-159 mg/dl arası sınırda yüksek’tir. Kan HDL-kolesterol düzeyi
35 mg/dl'nin altı düşüktür.
Kanda Kolesterol >200 mg/dl
veya LDL-kolesterol>130 mg/dl
veya HDL-kolesterol <35 mg/dl İSE >RİSK FAZLADIR

HDL-kolesterol yükseldikçe risk azalır. Ortalama HDL-kolesterol düzeyi kadında 55 mg/dl ve erkekte 45 mg/dl’dir yani kadınlar bu yönden daha şanslıdır.
Kan trigliserid ölçümüne göre sınıflandırma
< 200 mg/dl ----> Normal
200-400 mg/dl ----> Sınırda yüksek
400-1000 mg/dl ----> Yüksek
> 1000 mg/dl ----> Çok yüksek

Kanda kolesterolün yüksek olması bir yağ metabolizması bozukluğudur. Yağ metabolizması bozukluğundan şüphe edilen bir hastada yapılması gereken kan alınarak öncelikle kolesterol, LDL-kolesterol, HDL kolesterol ve trigliserid düzeyi ölçülmesidir. Tedaviye karar vermeden önce bu değerler en az 2 kere ölçülmelidir.Tedavi düzenlenirken öncelikle LDL-kolesterol düzeyleri temel alınmalıdır.
Kolesterol niye yükselir?
Kanda kolesterol düzeyini etkileyen çok sayıda faktör vardır. Bu faktörlerin bazıları önlenebilir niteliktedir. Bunlardan bazıları:
1.Kalıtımsal Faktörler
2.Gıdalar
3.Şişmanlık
4.Stres

gibi faktörler kolesterolü ve kötü huylu kolesterolü yükseltir.Düzenli egzersiz iyi huylu kolesterolü yükseltir ve kötü huylu kolesterolü azaltır.60-65 yaşa kadar yaşla birlikte kolesterol düzeyi artar. Kadınlarda menopozdan sonra kolesterol düzeyi artar.
Kolesterol yükselmesine yol açan hastalıklar
Bazı hastalıklarda kolesterol düzeyi yükselir. Bu hastalıkları ikiye ayırarak incelemek mümkündür:
1.Kalıtsal yağ metabolizması hastalıkları
A.Hipotiroidi: Tiroid bezinin yetersiz çalışması.
B.Karaciğer hastalıkları
C.Nefrit: Böbreğin mikrobik olmayan iltihabi hastalıkları
D.Şeker hastalığı
E.Şişmanlık
F.Bazı ilaçlar
2.Diğer hastalıklar
Kolesterolün önemi nedir?
Kalp ve damar hastalıkları Türkiye'de ve diğer ülkelerde ölüm ve kalıcı sakatlıklara yol açan yaygın sorunlardır. Türkiye’de 6 milyon kişide kan kolesterol düzeyi sınırda yüksek (200-239 mg/dl) ve 2 milyon kişide yüksektir (240 mg/dl). Gelişmiş ülkelerde ölüm nedenleri arasında kalp ve damar hastalıkları ilk sıradadır ve yüksek kolesterol, yüksek tansiyon, şişmanlık gibi sorunların düzeltilmesi ile bu ölümler önlenebilir veya geciktirilebilir. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü kalp ve damar hastalıklarını 1 numaralı insanlık düşmanı ilan etmiştir.Kalp ve damar hastalıklarını kolaylaştıran faktörlere kardiyovasküler risk faktörleri adı verilir. Kanda kolesterol ve LDL-kolesterolün yüksek olması hasta için risktir ve kolesterol yüksekliği bir kardiyovasküler risk faktörüdür. HDL-kolesterolün düşük olması da bir risktir. Bu riske sahip hastalarda kalp krizi, felç, damar tıkanması, böbrek yetmezliği gibi hastalıkların ortaya çıkma olasılığı daha fazladır.
Kardiyovasküler Risk Faktörleri
Kolesterolü yüksek hastalarda, kardiyovasküler risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve mümkünse değiştirilmesi, tedavinin temel noktalarından birisidir. Kolesterolü yüksek hastalarda, kolesterol yüksekliği dışındaki kardiyovasküler risk faktörlerine de sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörlerinin düzeltilmesi ile kardiyovasküler kalıcı hasar ve ölüm riski kesin olarak azaltılır. Aşağıda kardiyovasküler risk faktörleri özetlenmiştir:
Hipertansiyon
Lipid (yağ) metabolizması bozukluğu, Kolesterol yüksekliği
Sigara Diyabetes mellitus (şeker hastalığı)
Şişmanlık
Fiziksel aktivite azlığı ve sedanter yaşam
Yüksek hematokrit (kanda çok fazla hücre bulunması)
Artmış trombojenik faktörler (kanı pıhtılaştıran faktörler )
İleri yaş
Erkek cinsiyet
Aile öyküsü
Tip A kişilik yapısı (mükemmeliyetçi, obsesif hırslı ve gergin kişilik)
Östrojen eksikliği
Alkol yoksunluğu (alkol bağımlılığı)
Fibrinojen yüksekliği
Ürik asit yüksekliği
Lipoprotein (a)
Belirgin beyin, kalp, böbrek veya damar hastalığı

Hipertansiyon, her yaş, cins, ırk için önemli bir kardiyovasküler risk faktörüdür ve hem büyük hem küçük tansiyonun yükseldikçe kardiyovasküler risk artmaktadır. Hipertansiyon tedavisi ile kardiyovasküler risk azalmaktadır.
Lipid (yağ) metabolizması bozuklukları, majör ve düzeltilebilir kardiyovasküler risk faktörlerinden birisidir. Yapılan tüm büyük çalışmalarda serum kolesterol düzeyi ile kardiyovasküler risk arasındaki ilişki gösterilmiştir. HDL-kolesterolün düşüklüğü de bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Diyetin kolesterol içeriği ile kardiyovasküler risk arasında da doğrudan ilişki vardır.
Şişmanlık ile koroner arter hastalığı arasındaki ilişki birçok çalışmada gösterilmiştir. Ancak şişman hastalarda, hipertansiyon, fiziksel aktivite azlığı, diyabetes mellitus (şeker hastalığı) ve lipid metabolizması gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerine da daha sık rastlanır ve bu kardiyovasküler risk faktörler, şişmanlığın bağımsız etkisini maskeleyebilir.
Günümüzde şişmanlık tanım ve sınıflandırmasında beden kitle indeksi kullanılmaktadır.Beden kitle indeksi=Beden ağırlığı(kg)/Boy(m)2 formülü ile hesaplanır.Örneğin vücut ağırlığı 85 kg, boyu 1.74 m olan bir insanda;Beden kitle indeksi=85/1.74x1.74=28’dir.Beden kitle indeksine göre kilo durumu aşağıda özetlenmiştir.<18.5   Zayıf18.5-24.9  Normal (sağlıklı)25-29.9  Fazla kilolu (gürbüz)30-39.9  Şişman>40   Tehlikeli şişmanYukarıdaki örnekteki kişi gürbüzdür.
Beden kitle indeksinizi hesaplayınız.
Yetersiz egzersiz kardiyovasküler riski arttırır. Öte yandan sedanter yaşam, kan şekeri, kolesterol ve kan basıncı kontrolunu zorlaştırır. Düzenli egzersiz yapanlarda, koroner arter hastalığı riski de azalır.
Diyabetes mellitus (şeker hastalığı) iyi bilinen bir kardiyovasküler risk faktörüdür. Ayrıca diyabetik hastalarda lipid (yağ) metabolizmasi bozuklukları, hipertansiyon, şişmanlık gibi diğer kardiyovasküler risk faktörleri de sıktır.
Sigara, koroner arter hastalığı sıklığını arttırdığı gibi diğer kardiyovasküler risk faktörlerinin etkisini de arttırır. Sigara içimi, Türkiye'deki en önemli sağlık problemlerinden birisidir ve ne yazık ki kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Sigaranın bırakılması ile koroner arter hastalığı riski azalır ve bu azalma 12 ay sonra en belirgin hale gelir.
Tip A kişiliğine sahip kişiler, mükemmeliyetçi, obsesif, hırslı ve gergin bir özellik sergilerler.
Yüksek kolesterolün vücuda verdiği zararlar
Kanda aşırı miktarda bulunan kolesterol yavaş yavaş (yıllar içinde) damar duvarında birikir. Bu birikim sonucu o damarda daralma, tıkanma ortaya çıkar. Bu durum bir su borusunda pisliklerin birikmesine benzetilebilir. Kolesterol hangi damarda birikmişse o damarla ilişkili sorunlar ve hastalıklar ortaya çıkar.Kolesterol yüksekliğinde belirti ve bulgular çoğu zaman ani kolesterol yükselmesine bağlı değildir, uzun süreli kolesterol yüksekliğinin damar duvarında kolesterol birikmesine yol açmasının sonucudur. Yani kolesterolünüz şu andaki değerinin 2-3 katına yükselse ve 3-4 saat yüksek kalsa size bir zararı olmaz. Asıl sorun sizde daha önce uzun süreli kolesterol yüksekliği olmasıdır.Kalbi besleyen damarlarda (koroner arter) kolesterol birikimi bu damarlarda tıkanma ve daralmanın sonucu göğüs ağrısı, kalp krizi ve kalp yetmezliği gibi sorunlara neden olur. Bunların sonucu hasta koroner by pass ameliyatı (cerrahi olarak darlığın ortadan kaldırılması) veya anjiyoplasti (balonla daralmış koroner arterin genişletilmesi) işlemine ihtiyaç duyabilir.Beyini besleyen boyun damarlarında kolesterol birikimi olması felçlere, konuşma bozukluklarına, dengesiz yürümeye, bilinç kaybına yol açar.Böbrek damarlarında kolesterol birikimi yüksek tansiyon ve böbrek yetmezliğine yol açabilir.Ana atardamarda (aort) kolesterol birikimi de tehlikelidir. Buradan kopan kolesterol birikintileri daha küçük damarları tıkayarak çok değişik sorunlara yol açabilirler: Bağırsağı besleyen damarları tıkayarak bağırsak ölümüne, göz damarlarını tıkayarak körlüğe, bacak damarlarını tıkayarak gangrene... yol açabilirler.
Kolesterol yüksekliğine bağlı sorunlar ortaya çıktığı zaman hasta geç kalmış olabilir; bu nedenle kolesterol yüksekliğini önlemek, yükselmişse düşürmek çok önemlidir.

Kolesterol-yüksek tansiyon ilişkisi
Kolesterol ve yüksek tansiyon arasında doğrudan bir ilişki yoktur. Yani kolesterol yüksekliği yüksek tansiyona, yüksek tansiyon kolesterol yüksekliğine yol açmaz. Ancak ikisinin hedefi ve zarar verdiği organ aynıdır: Kan damarları. Yüksek tansiyon kan damarındaki basıncı yükselterek aşınma, yırtılmalara neden olur. Bu durum su borusu içindeki basıncın artmasına bağlı sorunlara benzetilebilir. Yüksek kolesterol de damar duvarında kolesterol birikimine yol açarak damarlarda daralma, tıkanmalara yol açar. Yüksek tansiyon ve kolesterol yüksekliği kan damarına diğerinin verdiği zararın şiddetini arttırır ve ortaya çıkmasını çabuklaştırır. Bu nedenle hem kolesterol yüksekliği hem de yüksek tansiyon tedavi edilmelidir.

vücudumuzdaki sistemler

İnsan Vücudundaki Sistemler, fizyolojik olarak aynı işlevi gören yapısal organ birlikleridir.
Mükemmel bir organizma olan insan vücudunda, vücudun yaşamsal faaliyetlerini sağlıklı ve yeterli seviyede devam ettirebilmesi için bütün organların sağlıklı olarak çalışması gerekir. Organların sağlıklı ve birbirleriyle uyumlu hareket etmeleri sistemlerin sağlıklı olmasını, vücudumuzdaki sistemlerin sağlıklı çalışması da bütün vücudumuzun sağlıklı olmasını sağlar.
Vücudumuzdaki sistemler nelerdir? Vücudumuzu meydana getiren başlıca sistemler; sindirim sistemi, Dolaşım Sistemi, Boşaltım Sistemi, Sinir Sistemi, Solunum Sistemi, Lenf Sistemi, Üreme Sistemi, Hareket ve Destek Sistemidir.
Vücudumuzdaki Sistemlerin Görevleri ve Özellikleri:
Sindirim Sistemler: Vücuda alınan besin maddelerinin ve içeriklerinin kana ve hücrelere geçebilecek kadar küçük parçalara ayrılması işlemine sindirim, bu olayı gerçekleştiren sisteme de sindirim sistemi denir.
Dolaşım Sistemi: Sindirilmiş besin maddelerinin ve oksijenin hücrelere ulaştırılmasını ve hücrelerde oluşan atık maddelerin ve karbondioksitin hücrelerden uzaklaştırılmasını sağlayan sisteme dolaşım sistemi denir.
Boşaltım Sistemi: Sindirim yoluyla kana ve hücrelere ulaşan besin maddeleri enerji verici, onarıcı ve düzenleyici olarak kullanıldıktan sonra ortaya çıkan fazla su, ürik asit, madensel tuzlar ve karbondioksit gibi atık maddelerin vücuttan uzaklaştırılmasından sorumludur.
Sinir Sistemi: Canlıların içsel ve dışsal çevresini algılamasına yol açan, bilgi elde eden ve elde edilen bilgiyi işleyen, vücut içerisindeki hücreler ağı sayesinde sinyallerin farklı bölgelere iletimini sağlayan, organların, kasların aktivitelerini düzenleyen sistemdir.
Solunum Sistemi: Vücut için hayati öneme sahip olan oksijen gazı ile karbondioksit gazının yer değiştirmesini sağlar. Havadaki oksijenin kana karışarak hücrelere ulaşmasından ve hücrenin faaliyetleri sonucu ortaya çıkan karbondioksit gazının da dışarıya atılmasından sorumludur.
Lenf Sistemi: Lenf damarları ve lenf düğümlerinden meydana gelen lenf sistemi, vücudun yağ, protein ve su dengesinin sağlanması, savunma sisteminin desteklenmesi gibi görevlerde yer alır.
Üreme Sistemi: Üreme, bir canlının neslini devam ettirmesi olayıdır. Neslin devamından sorumlu olan sisteme üreme sistemi denir. Kadın ve erkekte üreme sistemleri birbirinden farklıdır.
İskelet Sistemi: İskelet sistemi, canlı organizmaya fiziksel olarak destek sunan, iç organların korunmasını sağlayan ve çoğunlukla minerallerdan oluşan, eklem ve bağlarla birbirine tutturulmuş, etrafı kaslarla sarılı destek yapıdır.

fiziğin dalları

Mekanik

Cisimlerin hareketleri ve etkileşmelerinin temel fizik ilkeleriyle kavranmasına yönelik olarak incelenmesi mekaniğin kapsamına girer. Bu anlamda tüm fizik, mekanik olarak görülebilir. Klasik mekanik ya da Newton mekaniği, atomlarla karşılaştırıldığında, oldukça büyük cisimlerle ve ışık hızından çok daha düşük hızlarla ilgilidir.

Klasik mekanik içinde, kinematik yalnızca bir parçacığın hareketinin tanımlanmasıyla ilgilenirken,

dinamik parçacığın hareketi ile buna etkiyen kuvvet arasındaki bağıntıları inceler. Statik, denge konumundaki nesnelerle ilgilenir. , biçimi bozulabilen katıların mekaniğidir. ve hidrodinamik ise sırasıyla durgun ve hareketli akışkanları araştırır.

Klasik mekaniğin temellerini, Isaac Newton'ın üç hareket yasası oluşturur. Birinci yasa, bir cismin, bir etki altında kalmadığı sürece düz bir çizgi boyunca sabit hızla hareket edeceğini öngörür. İkinci yasa, bir cisme etkiyen net kuvvetle cismin momen-tumunun değişim hızı arasındaki bağıntıyı S verir. Etki-tepki yasası olarak bilinen üçüncü yasa, eşit büyüklükte ama zıt yönlü | kuvvetlerin etkisiyle çarpışan iki cisim söz konusu olduğunda, gene eşit büyüklükte ve zıt yönlü kuvvetlerin ortaya çıkacağım belirtir. Kütleçekimimomentum, açısal momentum,

enerji ve

mekaniğin belli başlı kavramları olarak sayılabilir.

Termodinamik ve Isı

Termodinamik, fiziksel olayların oluşum koşullarım ve ara etkileşimlerini, enerji ve

entropi değişimleriyle inceleyen bilim dalıdır. Dört temel yasa üzerine kuruludur ve tümdengelim yöntemiyle çeşitli sonuçlara ulaşır. Birinci yasa, yalıtılmış bir sistem içindeki tüm değişimler sonunda enerji içeriğinin sabit kalacağını ortaya koyan, enerjinin korunumu yasasıdır; ikinci yasa, yalıtılmış bir sistemde entropinin sürekli olarak artacağını belirtir; üçüncü yasa, mutlak sıfır sıcaklığında yetkin kristallerin entropisinin sıfır olacağını ortaya koyar. Sonuncusu, sıfırına yasa olarak bilinen bir aksiyomdur; buna göre, üçüncü bir sistemle ayrı ayrı ısıl dengede olan iki sistem, birbiriyle de ısıl dengededir.

Özellikle

Maxwell ve

'ın katkılarıyla geliştirilen istatistiksel mekanik, çok sayıdaki parçacıkların toplu davranışlarını olasılık yasalarına dayanarak açıklayan bir yöntem kullanır. İstatistiksel mekaniğe göre bir sistemin düzensizlik derecesi, sistemin entropisinin bir fonksiyonudur. Isı olarak aktarılan enerji, düzensiz hallerde bulunan parçacıkların enerjisidir. Sıcaklık ise, enerjinin parçacıklar arasında nasıl paylaşıldığının nicel bir ölçüsüdür. Elektrik ve magnetizma. İlkin farklı olaylar olarak görülen, sonra elektromagnetizma adı altında birleştirilen bu bilim dalı, elektrik yükü özelliği taşıyan parçacıkların etkileşmelerini inceler. Yüklü parçacıklar durgun olduklarında bir elektrik kuvvetiyle etkileşirler. Hareketli olduklarında ise buna ek olarak magnetik kuvvet ortaya çıkar.

Elektromagnetizmada alan kavramı önemli rol oynar. Elektrik yüklü bir parçacığın, kendisini çevreleyen uzaydaki tüm bölgelerde bir elektrik alam yarattığı ve bu alan içinde bulunan bir başka yüklü parçacığın buna bir elektriksel kuvvetle karşılık vereceği düşünülür. Klasik elektromagnetizma-nın tümü, 19. "yüzyılda J. C. Maxwell'in ortaya koyduğu dört denklemle özetlenebilir. Bu bağıntılar, yüklü parçacıklar arasındaki etkileşmeleri kapsar. Optik. Işık elektromagnetik dalgalardan oluştuğundan, ışığın yayılmasını inceleyen optiğin konusu, uygulamalı elektromagnetizma olarak görülebilir. Bununla birlikte, bu fizik dalım, ışık ışınlarının yalnızca izlediği yollarla ilgilenen geometrik optik ve ışığın ayırt edici dalga olaylarını inceleyen fiziksel optik olarak iki bölüme ayırmak, alışılmış bir sınıflandırmadır. Temel dalga olayı, uzayda bir noktada karşılaşan iki dalganın birleşerek farklı bir bileşke dalga vermesi olan girişimdir. Benzer bir olay da, çok sayıda dalga kaynağının yol açtığı girişim olarak bilinen kırınımdır. Işığın dalga özellikleri, inter-ferometre ve gibi düzeneklerle araştırılır.

Atom fiziği

Klasik mekanik ve klasik elektromagnetizma, atom fiziğindeki problemlere uygulandığında kökten yanlışlıklara yol açmaktadır. Atomlar, çok küçük Güneş sistemleri olarak düşünülemez. Atomun yapısı, ancak kuvantum mekaniği temelinde kavranabilir. Daha ince ayrıntılar ise, görelilik kuvantum mekaniğini gerektirir.Atomlar çok küçük olduğundan, bunların özellikleri ancak dolaylı deney teknikleriyle anlaşılabilir. Bunların başında, maddenin saldığı ya da soğurduğu elektromagnetik ışınımların ölçülmesi ve yorumlanmasıyla uğraşan

spektroskopi gelir. Tüm kimyasal elementler, özgün dalgaboylarında ışınımlar veren tayflar gösterir. Dalga mekaniği kullanılarak ve elektron kütlesi ve yükü, ışık hızı,

Planck sabiti gibi bazı atom sabitlerinin yardımıyla belirtici dalgaboyları ve atomun enerjileri hesaplanabilir.


Katıhal fiziği

Yoğun haldeki maddelerin, elektriksel, magnetik, optik ve esneklik özelliklerini araştıran katı hal fiziği, öncelikli olarak kristallerle ilgilenir; bunun nedeni, bu maddelerin basit geometrik düzenlenişlerinin, kuvantum kuramının çok cisim-li sistemlere uygulanmasında kuramsal kolaylıklar sağlamasıdır.


Nükleer fizik

Atomdan yaklaşık on bin kez küçük olan atom çekirdeğinin yapısını ve kararsız çekirdeklerin ışımalarını araştıran bilim dalı nükleer fiziktir. Kararsız radyoaktif çekirdekler, alfa parçacığı, beta parçacığı, kütlesiz nötrinolar, pozitronlar gibi parçacıklar da salarlar (bak. radyoaktiflik). Çekirdek özellikleri, saçılım deneyleriyle saptanır. Çok yüksek hızlara çıkarılan yüksek enerjili parçacıklarla bombalanan (dövülen) hedef çekirdeklerin bu çarpışmalardan sonraki dönüşümleri, çekirdek tepkimeleri olarak adlandırılır.

ve çekirdek kaynaşması yeni elementlerin oluşmasına yol açan tepkimelerdir.


Parçacık fiziği

Çağdaş fiziğin en yoğun ilgi alanı, temel parçacıklar üzerine yapılan araştırmalardır. Parçacık fiziği ya da yüksek enerji fiziği olarak bilinen bu dal çok sayıdaki temel parçacık arasındaki ilişkilerin aydınlatılmasıyla uğraşır. Kararlı elektron ve protondan, 10'2°saniyelik ömrü olan çok kararsızlarına kadar geniş çeşitlilik gösteren bu parçacıklar, kabarcık odası gibi düzenekler aracılığıyla incelenir.

Çağdaş fiziğin kuramsal temellerini,

kuvantum ve

görelilik kuramları oluşturmaktadır. Fiziğin çeşitli dallarının konuları, deneysel yöntemleri ve kuramsal teknikleri ne kadar farklı olsa da, bu iki kuramın uyarlamalarına, birçok araştırma alanında rastlanmaktadır. Kuvantum mekaniği, elek-tromagrıetik ışınımın sürekli dalgalardan değil, enerji ve momentumlan, frekansları ile orantılı olan parçacığa benzer fotonlar-dan oluştuğunu ileri sürer. Klasik mekanik, bir olası değerler aralığında sürekli değişebilen fiziksel niceliklerle belirlenirken, kuvantum kuramının belirleyici özelliği kesikli (ayrık) değerler taşıması ve içkin olarak

belirsizlik ilkesine yer vermesidir.


Albert Einstein'ın ortaya koyduğu görelilik kuramı iki temel postula üzerine kurulmuştur:

  • 1) Bir ışık kaynağına göre hareket durumları ne olursa olsun tüm gözlemciler, ışık hızı için aynı değeri ölçerler.
  • 2) Tüm eylemsiz koordinat sistemlerinde fizik yasaları aynıdır. Birinci postuladaki ışık hızının değişmezliği, deneysel olarak kanıtlanmıştır. İkinci postula ise, klasik mekanik için de geçerlidir.
  • ULUSAL SAAT (ORTAK SAAT)

    Çalışma hayatında, yerel saate göre hareket etmek bir takım sıkıntılar meydana getirir. Ticari ve ekonomik ilişkilerin kolaylaştırılması, haberleşme ve ulaşım hizmetlerinin hızlı ve düzenli bir şekilde yapılabilmesi için ulusal saat uygulamasına ihtiyaç duyulmuştur. Bu nedenle bir ülkenin kendisine en uygun meridyenin yerel saatini, bütün ülke sınırları içerisinde geçerli hale getirmesiyle oluşan saate ulusal saat veya ortak saat denir.
    Rusya , Kanada, Çin, ABD, Brezilya, Hindistan ve Avustralya gibi doğu batı yönünde geniş alan kaplayan ülkelerde birden fazla ortak saat kullanılmaktadır.





    Ülkeler arasında her alanda gelişen ilişkilerde, saat farklılıklarından ortaya çıkan karışıklıkları önlemek amacıyla uluslararası saat ayarlamalarına gidilmiştir. Bunun için dünyamız 15°' lik meridyen yayları şeklinde 24 saat dilimine ayrılmıştır. Her saat diliminde de tam ortadan geçen meridyenin yerel saati ortak kabul edilmiştir. Saat dilimlerinde de başlangıç olarak Greenwich'in 7°30'doğusu ile 7°30' batısı kabul edilmiştir.


    Türkiye, ikinci ve üçüncü saat dilimlerinde yer almaktadır. Ancak biz bunlardan sadece birini kullanmaktayız.1978 yılına kadar topraklarımızın çoğunun yer aldığı ikinci saat diliminin ( 30° Doğu meridyeni -İzmit) yerel saati ülkemizde ortak saat olarak kullanılmıştır. Bu tarihten sonra güneş ışığından daha fazla faydalanarak enerji tasarrufu sağlamak için ileri ve geri saat uygulamasına geçilmiştir. İlkbahar-yaz dönemlerinde ileri (45°Doğu meridyeni-Iğdır), sonbahar-kış dönemlerinde geri saat (30°Doğu meridyeni -İzmit) uygulaması yapılmaktadır
    TARİH DEĞİŞTİRME ÇİZGİSİ

    Tarih değiştirme çizgisi olarak 180° meridyeni kabul edilir. Bu meridyenin doğu tarafında batı meridyenleri, batı tarafında ise doğu meridyenleri bulunmaktadır. Dolayısıyla batısında bir gün ileri, doğusunda ise bir gün geridir.

    Not
    Tarih değiştirme çizgisi ve saat dilimleri ülke sınırlarına göre çizildiğinden meridyenlere tam uygun olarak uzanış göstermezler. Girinti-çıkıntı oluştururlar.

    Paralel ve Meridyenler

    Paralel ve Meridyenler

    Paralel Daireleri

    Kutup noktalarından eşit uzaklıkta bulunan noktaları birleştiren daireye Ekvator denir. Ekvatora paralel olan ve birer derece aralıklarla geçen dairelere Paralel daireleri denir. Paralel dairelerini başlangıç yeri olan ekvator, sıfır numaralı paralel dairesini oluşturur. Ekvator dünyayı kuzey ve güney olmak üzere iki eşit yarıküreye ayırır.



    Paralellerin Özellikleri:

    1- Birer derece aralıklarla geçirilen dairelerdir.
    2- Kutuplara doğru çevre uzunlukları küçülür.
    3- Aralarındaki uzaklık birbirine eşit ve 111km dır.
    4- Doksan kuzey, doksan güney olmak üzere 180 paralel vardır.
    5- Paraleller doğu batı yönlüdür.
    6- Paralellerden bir noktanın enlemini belirlemede yararlanılır.
    7- Başlangıçları ekvatordur. Bazı paralellere özel adlar verilir. Yengeç, Oğlak dönenceleri gibi.

    Meridyenler

    Birer derece aralıklarla geçen ve kutup noktalarını birleştiren yarım çembere meridyen denir. Londra’daki Greenwich gözlemevinden geçen meridyen, başlangıç olarak benimsenmiştir.



    Meridyenlerin Özellikleri:

    1- Birer derece aralıklarla geçirilmişlerdir.
    2- Ekvatoru ve paralelleri dik keserler.
    3- 360 meridyen yayı bulunmaktadır.
    4-Başlangıç meridyenini tam daireye tamamlayan karşıt meridyen yayı 180 meridyendir.
    5- Birbirini izleyen iki meridyen arasındaki uzaklık, yalnız Ekvator üzerindeki 111 km.dır.
    6- Meridyen yayları eşit uzunluktadır.
    7- Kutuplara doğru birbirlerine yaklaşır ve kutuplarda birleşirler.
    8- Başlangıç meridyeni ile karşıt meridyeni, Dünyayı doğu ve batı olmak üzere iki yarı küreye ayırır.
    9- Birbirini izleyen iki meridyen arasındaki zaman farkı 4 dakikadır.
    10- Başlangıç meridyeninin karşısında yer alan 180 meridyen gün değiştirme çizgisi olarak esas alınmıştır.